Hayatın Anlamı Nedir? insanın Anlam Arayışı Kitap Notlarım

insanın anlam arayışı - emirhan kabakcı
insanın anlam arayışı – emirhan kabakcı

Viktor Frankl tarafından kendisinin deneyimleri ve psikiyatr bilgisiyle birleşmiş bir çıktı olan insanın Anlam Arayışı kitabı, 153 sayfa olmasına rağmen özenle okuyup anlamam uzun sürdü. Çünkü çok detaylı ve ağır geldi bana. Aynı zamanda bu tür kitapları not alarak ve alt üst çizerek okuduğumdan dolayı mıdır bilinmez uzun sürdü. Ama olsun, sindire sindire okumayı çok seviyorum. Aşağıda bu kitapta aldığım notları ve alt üst çizdiğim yerleri görebilirsiniz.

Yazar kendinden bahsediyor, Nazi kampındayken: “Sahip olduğu her şeyi kaybetmiş, her değeri yok edilmiş, açlık, soğuk ve zulüm çeken ve her saat öldürülmeyi bekleyen bu adam kendi yaşamını nasıl yaşamaya değer bulabilmiştir?”

“Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir.”

Nietzsche’nin çok güzel bir sözü: “Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.”

“Mantığını kaybetmene yol açan şeyler vardır ya da kaybedecek bir mantığın yoktur.”

İnsanın kurtuluşu sevgiyle ve sevgidedir.

İnsanın acısı gazın hareketine benziyordu. Belli miktarlarda gaz, boş bir kutuya pompalandığında kutu ne kadar büyük olursa olsun onu tamamen ve eşit dağılım göstererek doldurur.

Kamp sakinleri ne olursa olsun karar vermekten ve inisiyatif almaktan korkuyordu. Bu, insanı kaderin yönettiğine ve kişinin kaderini etkilemeye çalışmaması, bunun yerine ağlarını örmeye izin vermesi gerektiğine yönelik güçlü bir histen kaynaklanıyordu.

Her zaman bir seçim yaparız. Her gün, her saat bizi özvarlığımızdan, içsel özgürlüğümüzden soyutlamakla tehdit eden güçlere boyun eğmeye ya da eğmemeye yönelik bir tercih sunulur bize ve bu da özgürlük ve onurumuzdan vazgeçerek, tipik bir kamp sakinine dönüşüp koşulların oyuncağı olup olmayacağımızı belirler.

Dostoyevski’nin şu sözü değerli: “Beni korkutan tek şey çektiklerime değmeyecek olmaktır.”

Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe teslim eden bir insan, geçmişe dönük düşüncelerle meşgul olmaya başlar.

Hayatı içsel galibiyetlere dönüştüren deneyimlerden bir zafer çıkarılabilir ya da insan mücadeleyi görmezden gelip tamamen bir ot gibi yaşayabilir.

“Bize acı veren duygular, onun berrak ve kesin bir resmini çizdiğimiz anda acı olmaktan çıkar.”

İnsanın zihinsel durumu (cesareti ve umudu veya bunların yokluğu) ile bağışıklığı arasında ne kadar sıkı bir bağ olduğunu bilenler, ani umut ve cesaret kaybının ölümcül bir etkisi olabileceğini kavrayabilirler.

Gerçekten ihtiyaç duyduğumuz şey, hayata yönelik tutumumuzun değişmesidir. Kendimizin de bunu öğrenmesi ve dahası umutsuz insanlara hayattan ne beklediğimizin önemi olmadığını, önemli olanın hayatın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz gerekir. Hayatın anlamını sorup durmak yerine, kendimizi her gün ve her saat yaşam tarafından sınanan insanlar olarak düşünmemiz gerekir.

Kitabın belki de en önemli cümlesi: Hayat, nihai olarak sorunlara yönelik doğru cevaplar bulmak ve her bireyin sürekli karşısına çıkardığı görevleri tamamlamaktır.

Hiçbir durum kendini tekrar etmez ve her durum farklı bir cevap gerektirir.

Halledilecek ne çok acı var! Rilke, acıyı “halletmekten” başkalarının “işleri halletmekten” bahsettiği gibi bahsetmişti. Bizim de halletmemiz gereken çok acı vardı. Bu yüzden bizim de ıstırabın tamamıyla yüzleşmemiz, zayıflık ve kaçamak gözyaşı anlarını asgaride tutmamız gerekiyordu fakat gözyaşlarımızdan utanmamızın gereği yoktu.

Yine Nietszche’den alıntı: “Beni öldürmeyen şey güçlendirir.”

Yaşadığın hiçbir güç deneyimlerini senden alamaz.

Serbest bırakılan tutsakların başına gelene psikolojik olarak “depersonalizasyon” adı verilebilir.

Yazarın kamp sonrası depersonalizasyonla ilgili anısı: “Bir arkadaşımla birlikte bir tarladan geçerek kampa doğru gidiyorduk ve bir anda karşımıza yeşil ekinler çıktı. Ben otomatik olarak kenardan yürüdüm ama o kolumu kavrayıp beni ekinlere doğru sürükledi. Ekinlere basmamak gerektiği ile ilgili bir şeyler mırıldandım. Rahatsız oldu ve bana öfkeli bir bakış atarak bağırdı: “Bir şey söyleme! Bizden yeterince şey alınmadı mı? Karım ve çocuğum gazla öldürüldü, diğerlerini zaten biliyorsun ve birkaç ota basmayı benden esirgiyorsun!”

Eve döndükten sonra ise en güzel anlardan biri, tüm ıstırapların ardından Tanrı’dan başka korkacak hiçbir şeyin kalmadığını fark ettiğin andır.

İnsanın anlam arayışı içgüdüsel itkilerin bir “ikinci ussallaştırılması” değil, hayatın temel motivasyonudur. Bu anlam, bireye özgü ve özeldir; bu yüzden de sadece onun tarafından karşılanabilir ve ancak o zaman kendi anlam istencini tatmin eden bir varlık kazanabilir.

“Nazi toplama kamplarında, hayatta kalmaya en yetkin olanların, yerine getirecekleri bir görevleri olduğunu bilenler olduğuna tanık oldum.”

İnsanın gerçekte ihtiyacı olan, gerilimin olmadığı bir durum değil kayda değer bir hedef, özgürce seçilmiş bir görev uğruna uğraş ve mücadeledir.

“Pazar nevrozu”, iş haftasının yoğunluğu geride kalıp, içlerindeki boşluk kendini belli ettiğinde hayatlarındaki içeriksizliğin farkına varan insanların durumunu tanımlayan bir depresyon türüdür.

Ressam bize kendi gördüğü şekliyle dünyanın bir resmini aktarmayı amaçlarken, göz doktoru dünyayı gerçekten olduğu gibi görmemizi sağlamaya çalışır. Logoterapinin rolü, danışanın görme alanını genişleterek, olası anlamların tamamının bilince çıkmasını ve görülebilir olmasını sağlar.

Logoterapiye göre hayatın anlamını üç farklı yolla keşfedebiliriz: Bir üretimde bulunarak veya bir iş yaparak, bir şeyi deneyimleyerek ya da biriyle temas ederek ve kaçınılmaz olan ıstıraba karşı aldığımız tavırla.

Gereksiz yere acı çekmek kahramanlık değil, mazoşizmdir.

Cesaretle ıstırap çekmeyi göze almak, son anına kadar hayatın anlamlı olmasını ve bu anlamın sonuna kadar korunmasını sağlar.

“Ben kendi hesabıma hayatıma huzurla bakabilirim çünkü hayatım anlam doluydu ve bu anlamları sağlamak için çok çalıştım: Elimden geleni yaptım, oğlum için elimden geleni yaptım. Hayatım heba olmadı!”

Kötümser insan duvar takviminden her gün bir sayfa yırtarken, geride kalanların incelmesini korku ve üzüntüyle fark eden bir insana benzer. Diğer yandan hayatın sorunlarına aktif olarak saldıran insan ise takvimden her yırttığı sayfanın arkasına günlük bazı notlar aldıktan sonra düzgünce diğerlerinin yanında dosyalar. Bu notlarda yazılanlar dolu dolu ve yaşadığı hayatı yansıtır ve o da bunlara gurur ve keyifle bakabilir.

Aşırı önemli bir cümle: Zevk, bir yan etki veya yan üründür ve öyle kalmalıdır; bir hedef haline getirildiği ölçüde kaybolur veya bozulur.

Mutluluğun peşinde koşulamaz, o kendiliğinden ortaya çıkmalıdır. İnsanın “mutlu” olmak için nedeni olmalıdır ancak neden bozulduğunda insan otomatik olarak mutlu olur.

İnsanı hayatta anlama ulaştıran üç temel yol vardır. İlki bir yaratım ya da görev yerine getirme sürecidir. İkincisi, bir şeyi deneyimleme ya da biriyle etkileşimdir. Üçüncü yol ise umutsuz bir durumun çaresiz bir kurbanı bile, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıyayken kendi ötesine geçebilir ve bunu yaparken kendini değiştirebilir. Kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürebilir.

Avusturya’daki bir kamuoyu yoklaması, yoklamaya katılan kişiler arasında en çok saygı duyulanların büyük sanatçılar, büyük bilim insanları, büyük devlet insanları ya da büyük sporcular değil, başlarını dik tutarak zorluklardan ustaca geçenler olduğunu göstermiştir.

Halihazırda ikinci kez yaşıyormuşsunuz ve ilk seferinde şimdi olduğu gibi yanlış hareket etmek üzereymişsiniz gibi yaşayın!


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir