2017 yılından beri sektörün içinde olup “yapay girişimcilik”ten “gerçek girişimciliğe” geçiş yapmaya çalışan biri olarak, son dönemdeki Insider olayları hakkında bir iki cümle de ben söylemek istiyorum.
Türkiye’de girişimcilik, esasında kopyalama metodu ile başlayan bir süreç oldu. Genel girişimcilik kavramından bahsetmiyorum. Bahsettiğim, son dönemlerde yaygınlaşan “start-up” kültürü. Insider CMO’sunun “bizim şirkette work-life balance gibi light bir süreç beklemeyin” demesi, insanlık dışı çalışma koşullarının “tutku” adı altında pazarlanması sadece Insider’a özel bir durum değil.
Mikro girişimciler ya da kendini öyle sananlar, az paraya ya da hiç paraya emek sömürüsü yapıp “dünyayı değiştireceklerini” düşündükleri projelere insan sermayesi ekliyorlar. Bunun pazarlamasını da popüler konulardan seçiyorlar: kadın girişimciliği, sürdürülebilirlik, çevre dostu dünya, yapay zeka dostu şirket vb.
Gün sonunda, ödül alan baştaki kişi, gönünen baştaki kişi, övünen baştaki kişi, hikayeyi satan baştaki kişi oluyor. Ekip ne durumda? Önemli değil. Onlar sadece hikayeyi satmak için gereken bir kaynak. Ayrıca, satılan hikayenin doğruluğunu ve yanlışlığını kimse sorgulamıyor. Çünkü moda girişimciliğinin bir gerçeği de demagoji. İnsanlara acındırma duygusunu sat, ürününe yönlendir. Bu yöntem ile bağlantılarını kullanıp “iş yapmadan” ödül sahibi olan çok fazla tanıdığı var. Ödüllere ve görünürlüğe de güven yok.
Diğer örnek kadın girişimciliği. Biz eşitliği ve eşit haklara sahip olunmasını savunuyoruz. Ama Türkiye, denge oluşturma konusunda noksan bir ülke. 20 yıl öncesine kadar ataerkil problem yaşarken şimdi anaerkil problem yaşıyor. Öyle ki sırf kadın olduğu için yükselen, sırf erkek olduğu için nice akademik ve kariyer geçmişi heba olup bir görüşmeye dahi çağırılmayan bağlantılarım var.
Diğer bir konu, gerçekler konuşulmuyor. Arkadaşlar, şirketlerin amacı hikaye yaymak, dünyayı değiştirmek falan değil. Kâr elde etmek. Para kazanmak. Tek gerçek bu. Kimse kimsenin umurunda değil. Acı gerçek. Kapitalist dünya, av – avcı dünyasıdır. İş yeri sizin eviniz değil, iş yeri sizin dünyanız değildir. Vizyonunuzu uygulamak isteyebilirsiniz, hikayenizi yaymak isteyebilirsiniz, ama gün sonunda paranız yoksa hiçsiniz. Büyük firmaların “tutku” adı altında çalışanlarını asgari karşılıkla çalıştırması, genç toplulukları oluşturması ve stajyerlerden ekipler kurması bu yüzden. Az maliyet, çok çıktı.
Kaç girişimci şu an yatırım almayı, vergilendirmeyi, nakit akışını konuşuyor? Bu da başka bir konu. Web sitesi açan, mobil uygulama yapan bir “girişimci” adayının yaptığı ilk iş Linkedin’e girip kendine CEO damgasını yapıştırmak oluyor. Bu kadar net konuşmamın sebebi ben de öyleydim, o yüzden. Taşraya dönüp gerçeklerle karşılaşınca iş değişti. Girişimcilik dünyası İstanbul’dan ibaret değil. Sahte hikayeler, sahte ödüller, sahte konuşmalar aldı başını gidiyor. Emin olun taşrada gördüğüm bir çiçekçi, çiftçi; İstanbul’da bilmem kaç tane insanın “hayatını değiştirdiğini” iddia eden sahte CEO’dan bin misli daha girişimcidir. Tanımları doğru kullanmak gerekiyor.
Son olarak, küresel bir dünyada yaşıyoruz ama milli duygulardan yoksunuz. Aradaki dengeyi tutturmayı bilmiyoruz. Küresel dediğiniz dünya birkaç yahudinin yaptığı işlerden ibaret. Yaptığınız işlerin birçoğunun sistemde yeri yok. Sistem neyi onaylarsa ona yöneliyorsunuz. İş yaptım sanıyorsunuz. Türkiye’deki girişimcilerin oldukça fazla bir kısmı iş yaptım sanıyor. Egolarını tatmin ediyor. Ve beni en çok sinir eden noktalardan biri olarak, “plaza dili” diye tabir ettiğimiz ne idüğü belli olmayan bir dile sahipler. Toplantı “set” edince havalı olmuyorsunuz sevgili arkadaşlar. Gerçeklerle tanışın. Yaptığınız işin “iş” olduğuna emin olun. Değer üretin. En önemlisi, hak yemeden, emek sömürmeden, maddi manevi karşılığını vererek iş yapın. Bu önemli.
Sövgülerimle,


Bir yanıt yazın