NASIL YENİLİKÇİ ÖĞRETMEN OLUNUR?

Bu içerik, 4 Nisan’da Ege Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Özel İzmir Türk Koleji’nde düzenlediği Yaratıcı Yenilikçi Öğretmen Semineri’nden aldığım notların yorumlaması ile oluşturulmuştur.

Notlar

23. Yaratıcı Yenilikçi Öğretmen Semineri, İzmir Türk Koleji’nde EÇEV tarafından 4 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirildi.

Etkinlik festival havasındaydı. Katılım ücretliydi, ayrıca sponsorlar mevcuttu ve stant alanında ürünlerini sergilediler. Dernekler ile de işbirliği mevcuttu. Bu derneklerden en çok ilgimi çeken Ege Bölgesi Özel Okullar Derneği idi. Sebit, Limy ve Mamabus şirketleri ilgimi çeken sponsor şirketler oldu. 

Eduvision kurucusu Kürşat Günenç, Microsoft deneyimlerinden ve eğitimin dijitalleşmesinden bahsetti. Microsoft eğitim çözümleri ve Apple eğitim çözümleri bu noktada araştırılmalı. 

Eğitim dönüşümündeki en büyük eksiklik yapay zeka ve veri eksikliği. Yapay zekanın bu kadar gelişmesinin sebebi bulut teknolojileri. 

Yapay zeka entegrasyonu olarak araştırılmaya en çok önerilen konu, Çin’in yaptığı çalışmalar oldu. 

Kürşat Bey ayrıca “öğretmen” kavramının dönüştüğünü, “öğrenme mimarı”na evrildiğinden yani yol gösterici olduğundan bahsetti. 

Ardından sahneye Prof Dr Soner Yıldırım çıktı. ODTÜ’de öğretim üyesi. Ortak zeka ve öğrenme mimarisi üzerine çalışıyor. Mükemmel bir sunum gerçekleştirdi.

Burada Soner Hoca’nın girişi çok vurucu oldu: ilk defa insanlar dışında bir bilinç oluştu ve buna yapay zeka dedik. Burada yapmamız gerekenin ortak zeka, yani “co-intelligence” olması gerektiği.

Genel kültür bilgisi olarak kara tahtanın 1817 yılında Mösyö Kloset tarafından bulunduğu söylendi.

İnsanı yapay zekadan ayıran en güçlü şeyin sezgi, yani az veriyle karar verme olduğu söylendi. Ayrıca insanda bir de ahlak katmanı var. Ve şimdilik yaratıcılıkta da insan önde. -kavram araştırması olarak novelty effect önerildi.

Aşağıdaki sorular sorulmalı:

  1. Biliş ne olacak? Reconstruction mu, support mu?
  2. Bilişsel tembellik ile bilişsel yönetişim ne olacak?
  3. Dağınık biliş vs devredilmiş düşünme
  4. Beceri uygulaması vs bilişsel yönetişim
  5. Öğretmenler vs bilişsel yönetişim mimarları
  6. Beceri performansı vs düşüncenin yönetişimi
  7. Görev tasarımı: devir ya da tembellik değil yönetişimlik
  8. Bilişsel yönetişim için öğrenme çıktıları

Ürünün net olmayacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Vasatın iktidar olduğu bir döneme evriliyoruz. 

Araçlar üzerine bilinçli kontrol yapmalıyız.

Reflective thinking olmazsa AI yorar.

Süre arttıkça öğrenme artar. (Bilimsel – biyoloji) Bu yüzden yapay zeka ile süreyi kısaltmaya çalışmak çok tehlikeli. 

Brain draf’ına transfactor proteinin öğrenme üzerindeki etkisi önemli.

Esasında “no pain no gain”, öğrenme yolculuğunun sloganı oluyor. 

Kürdan ve pet şişe ile erkenSTEM olmaz.

Miyelinazasyon süreci çok önemli. Soner Hoca, öğrenme sürecini bilimsel açıklıyor, şehir efsaneleri ile değil. 

Çocukları sürekli dopamin havuzunda yürütüyoruz. Bırak kaygılansınlar. Çocuk başarısız oluyor, en az kaygılanan kişi çocuk. 

Yazı yazarken el yazısını kullanın, daha uzun süre anlaşılıyor. Ben de aslında bu yüzden iPad’i bırakıp deftere geçtim. 

Belli bir yaşa gelip mağaradan çıkıp avlanabilen öğrenci başarılıdır.

Ardından özel seminerlerde Beşire Çabukoğlu hocamı dinledim. Kendisi KODA (Köy Okulları Değişim Ağı) üyesi. Mardin’de bir okulda mükemmel iyileştirmeler yapmış.

Köy çocuklarının tepkileri tamamen kültür üzerine.

Yer temelli eğitimin çok işe yaradığını söylüyor. Yer temelli eğitim, çocukların kendi yerlerine ve kültürlerine göre eğitim gördüğü öğrenim metodu.

Çocuk gözünden köyün yerleri nasıl bir anlam ifade ediyor? Mesela Beşire Hoca’nın köyünde su deposu, çocuklar için bir saklambaç yeriymiş.

Birleştirilmiş sınıflarda akran öğrenimi çok büyük fayda sağlıyor. 

Taşraya teknoloji adaptasyonu yapmanın en iyi yolu bilgisayarsız bilgisayar eğitimi yani “unplugged education”. Ve yer temelli olmalı.

Ardından diğer girdiğim seminer Nihal Yılmaz hocamın Dijital Çağda Doğada Öğrenme Ekosistemi idi. 

Küstüm Otu gözlem deneyini dijital sistemlerdeki 0 – 1 kavramını öğrenmek için kullanabileceğimizi söyledi.

Arı dansı oyununu hayvanların kodlanmasını öğrenmek için kullanabileceğimizi söyledi.

Basit ışık deneyini ışığı aç kapa yaparak iletişim kurmaya geliştirmiş.

iNaturalist, Geocoching uygulaması önerildi.

Kapanış oturumunda da müthiş ilham verici hikayeleri olan Arzu Atasoy ve Nazan Fettahoğlu, sınıfta söylenen her cümlenin çocuklarda çok büyük iz bıraktığını ve “öğretmen esenliği” kavramının inanılmaz kıymetli olduğunu belirttiler.

Video Transkript:

Öğretmencilik konuşacağız biraz. Bu videonun konusu aslında benim öğretmenlik mesleğine atılmamla başladı bu fikri oluşturmam. Ama bu videoyu çekmeme en büyük vesile de 4 Nisan 2026 tarihinde Ege Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği İzmir Türk Koleji’nde düzenlediği Yaratıcı Yenilikçi Öğretmen seminerinde aldığım notlarla birlikte başladı. Şimdi tabii bu videonun içeriği benim yorumlamalarıma dayalı olacak ama bir yandan da karşımdaki notlardan seminer esnasında aldığım notları, yorumlamaları da bu videoya dahil edeceğim. O yüzden kaynakça olarak da, ek bir kaynak olarak, seminerden aldığım notları belirtebilirim. Fakat asıl iş, yenilikçi öğretmen ne, yenilikçi öğretmen nasıl olunur, benim ilk deneyimimde gördüklerim neler, olması gerektiklerini düşündüklerim neler, olmaması gerektiğini düşündüklerim neler şeklinde bahsedebilirim. 

Şimdi bu seminer, benim gittiğim ikinci üçüncü seminer olması lazım öğretmenlik adına, üniversitede çünkü bambaşka konularda bambaşka seminerlere gitmiştim. Bu seminer çok hoşuma gitti, festival havasındaydı ve üniversitede katıldığım networking etkinlikleri gibiydi. İşte stantlar kokteyller vesaire. İşbirlikleri vardı, sponsorluklar vardı, bu sponsorluklar sayesinde de networkümü geliştirme imkanımı buldum. 

Seminerin konuşma tarafı Eduvision kurucusu Kürşat Günenç tarafından başlatıldı, şimdi bu konuşmanın başlaması da bu konudan başlaması çok verimli oldu. Çünkü kendisi hani Microsoft tarafında çok deneyimli bir insan ve özetle yorumladığı şey şu benim aldığım nota göre: eğitim dönüşümündeki en büyük eksikliği yapay zeka ve veri eksikliği, veri dönüşüm eksikliği olduğundan bahsetmesi oldu. Input’un output’un yetersiz olduğu, işte yapay zekanın entegrasyonunun veya kullanım biçiminin yanlış olduğuna veya eksik olduğuna dair bilgilendirmelerde bulundu. Bunun üzerine ben tabii biraz kafa yormak istedim hani yapay zeka ne, öğretmen nasıl dönüşüyor çünkü burada Kürşat Bey’in öğretmen kavramının dönüştüğünden de bahsetmesi önemli bir nokta. Çünkü özellikle bilişim teknolojilerinde, en azından ben kendi adıma gördüğüm, biz artık öğretmen kavramından biraz çıkıyoruz, öğrenme mimarına dönüşüyoruz yani Kürşat Bey’in tanımı bu. Benim de çok hoşuma giden bir tanım oldu bu öğrenme mimarı. Ne demek bu? Bu çocuklar zaten bilgisayarı, teknolojiyi biliyor, iyi biliyor, bizden de daha iyi bilenler var. Bizim bu noktada konumlanmamız bir rehber, bir yönlendirici. Hani anlatıcı değil, olan durumu yönlendirmeye dayalı bir persona geliştirilmesi oluyor. Açıkçası ben ders anlatım biçimime baktığım zaman kendimde onu gördüm. Yani ben çünkü 40 dakika boyunca anlatı yapan bir ders içeriğine sahip değilim veya o öğretmen profilinde değilim. Ben belli başlı metotları verip pratiğe döktürüp o pratiği izleyip yönlendiren bir öğretmen profiliyim. Ve gerçekten de burada öğretmen kavramından ziyade öğrenme mimarı kavramı daha uygun oluyor arkadaşlar. 

Şimdi burada yapay zeka konusunda da kendi düşüncelerimi söyleyeceğim. Daha önceki videolarda da bahsettiğim bir konu aslında yani sınırsız bir bilgi erişimi var, sınırsız bir veri erişimi var. Ama bunun nasıl kullanılacağı noktasında yeterli bilgi yok veya yeterli ilgi yok arkadaşlar, hâla çok fazla manuel çalışmalar görüyorum ben çevreyi gözlemlerimle. Bu manuel çalışmaların sebebi şu olabilir diye düşünüyorum, sebepleri daha doğrusu, birincisi güvensizlik, yani AI’dan veya internetten gelen bilgiye hâla daha bir güven oturmuş değil ve bu güveni oturtmak için teyit kavramı da oturmuş değil. Yani evet yapay zekaya güvenmiyoruz, o yapay zekadan aldığımız bilgiyi teyit etmeye de üşeniyoruz diyebilirim aslında kaba tabirle. O yüzden bu dönüşümün eksikliği çok fazla hissediliyor. Hâla daha otomasyon ve angarya işlerin manuel olması çok büyük zaman kaybına yol açıyor. Bunların olabildiğince otomasyona evrilmesi gerektiğini düşünüyorum ben bu angarya işlerin. En azından yapay zekaya emanet edebileceğimiz türden işler işte Excel makrosu, ne bileyim ben ders planı hazırlama veya işte otomatik olan süreçlerin tekrarlanması gibi. 

Şimdi ondan sonra da ODTÜ’den Soner Yıldırım hoca çıktı sahneye, bir yandan notlarıma da bakıyorum, harika bir sunum gerçekleştirdi. Ben kendisini bu seminerde tanıdım ama çok fazla ortak bağlantı olduğunu da gördüm. Yani illaki bir yerden görmüşümdür diye düşündüm sonradan çünkü. Ve yapay zekayı şu şekilde yorumladı Soner Hoca, diyorki: “İlk defa insanlar dışında bilinç oluştu.” Yani bu çok önemli bir cümle aslında yani milyarlarca yıldır, milyonlarca yıldır biz dünyadayız işte evrimle vesaireyle, ama ilk defa kendi türümüzün dışında, yani işte bu Homosapiens, Homodeus’tan falan bahsetmiyorum yani, bu organizma dışında bir bilinç var şu anda. Ve bu bilinç bize yaklaşıyor, biz de bunu görüyoruz, farkediyoruz. Burada da yapmamız gereken şey bizim bir “co-intelligence” yani ortak bir akıl olması gerektiğine vurgu yapıyor Soner Hoca. Şimdi burada bizim farklı olduğumuz noktalar var, bunu tabii daha önceki videolarda ben de biraz bahsetmiştim, şimdi en önemli konu sezgi konusu bu altıncı his, şu anda Soner Hoca’nın cümleleriyle konuşuyorum. Sezgi insanı ayıran şey, çünkü insanoğlu az veriyle karar verebilen bir yapıya sahip. İnsanda bir ahlak katmanı var, ahlaka göre yorumlama katmanı var ve şu aşamada en azından insanoğlu yaratıcılıkta önde gidiyor. İşte burada benim yorumlamalarım şunlar arkadaşlar, daha bir sürü not var ama bunları makaleye ekleyeceğim. Şimdi yaratıcılık konusunda ben yapay zekanın insana yetişeceğini düşünüyorum veya geçeceğini düşünüyorum, ileride, uzun vadede. Ama sezgi konusu ayrı. Sezgi konusu yine veriyle yorumlanabilir mi? AI bunu kendi verileriyle verilerini yorumlayarak ek veri üretip o verileri de yorumlayarak bir sezgisel durum oluşturabilir mi? Ya da ahlak katmanı olmadığı için sezgiyi ve yaratıcılığı insandan üstün olarak devam ettiren yapay zeka ahlak katmanında olmadığı zaman insandan çok üst düzey bir bilinç düzeyine ulaşabilir mi? Benim burada sorguladığım sorular bunlar arkadaşlar. Bunlar şu aşamada olabilir mi, belli değil. En azından çok yakın bir vadede. Ama uzun vadede olabilir mi, neden olmasın. Daha önce bahsettiğim Moore yasası arkadaşlar. Çünkü her şey katlanarak hızlı hızlı ilerliyor. 

Şimdi yenilikçi öğretmen kavramı konuşuyoruz ama çok farklı konulardan şey yaptık, işte yenilikçi öğretmenin bunları yapması gerekiyor. Bunları bilmesi gerekiyor. Yani ne ile kapıştığımızı görüyoruz şu anda. Öğretmenlik mesleği biter mi, tartışılır. Ama öğretmenlik mesleğini bu şekilde icra etmeyenler, bu yeni çağın gerekliliklerini görmeden yapmaya çalışanlar ya piyasadan silinecek, ya da o ATM öğretmeni dediğimiz parasını alıp çıkıp hiçbir şeye bulaşmayan nötr ot tipler diye benim tabir ettiğim kimliğe bürünecek. Bu mu olmalı bu mu olmalı diye bir sorgulamak gerekiyor arkadaşlar. 

Şimdi, diğer konuda, bu biraz teknolojiye uzak ama teknolojiyle çok bağlantılı bir konu, Soner Hoca’nın yine bahsettiği bir konu ve benim de yıllardır üzerine konuştuğum bir konu, çocukları sürekli dopamin havuzunda yürütüyoruz, yüzdürüyoruz diye bir alıntı var, bırak kaygılansınlar, bırak mücadele etsinler, işte bu. Şimdi Soner Hoca, sunumunun sonuna doğru yaklaşırken şu cümleyi çok tekrar etti: “mağaradan çıkıp avlanmayı bilmeyen insanı siz hayata hazırlayamazsınız.” Şu anki çocukların problemi bu. Çocuklara biz bir şey öğretemiyoruz. Ben deneyimsiz bir öğretmenim. Yıllardır iş dünyasının içerisindeyim ama ilk senem bu hedef kitleye öğretmenlik yapmam için. Ama bir gözlem, veri ve birkaç makale okumak yetiyor arkadaşlar bunu görmek için. 

Çocuklar şu anda inanılmaz derecede rahat bir ortamda büyütülüyorlar. Çocuklar inanılmaz derecede mücadelesiz bir ortamda büyütülüyor. Çocuklar inanılmaz derecede geniş ama dar bir fanusun içerisinde büyütülüyor. Şu anki en büyük problemlerden biri bu. Çocuklarda mücadele ruhu yok. Yenilikçi öğretmenin yapması gereken bir şey de bu aslında. Aslında asıl yapması gereken kişiler ebeveynler. Bu ayrı bir videonun konusu. Ama öğretmen kavramına indirgediğimiz zaman işi, yenilikçi yani sizin çocuklara öğrenmeyi öğretmeniz gerekiyor. Çünkü şu anda çocukların yapması gereken şey avlanmak değil, yapması gereken yeni çağın avlanma sistemi arkadaşlar öğrenmeyi öğrenmek çünkü sürekli değişen bir bilgi var. Sürekli değişen bir sektör var. Sürekli değişen bir iş dünyası var. Çocukların bunlara adapte olması gerekiyor. Her değişen koşula ayak uydurabilmeleri gerekiyor. Bunun için de öğrenmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Benim ders içeriklerimde, bilişim olarak konuşuyorum, kodlamayı ben 5 dakika anlatıyorsam, 30 dakika yorumlama anlatıyorum. Ben anlatmıyorum yani onlara yaptırmaya çalışıyorum. Niye? Çünkü kod yazmıyoruz biz artık. Yani kodu yazan işte Codex’ler, AI Agent’lar, Claude Code’lar falan var zaten. Şu anda yapılması gereken şey sektör neyi gerektiriyorsa ona göre hareket etmemiz. Şu anda sektör neyi gerektiriyor? Arkadaşım sen yaratıcı olacaksın. Rekabet yapmayı bileceksin. Proje üreteceksin. Portfolyo geliştireceksin vb.. Şimdi bunun yapılması gerekiyorsa ben niye bu çocuğa kod ezberleteyim gibi bir mantıkla ilerliyorum. O yüzden çocukların kaygılanması gerekiyor arkadaşlar. 

Köy okullarıyla alakalı çok güzel çalışmalar yapan bir hocamla tanıştım, bu hocamın da notlarını yine makaleye ekleyeceğim. Burada notlara son veriyorum. Bu notları tabii web sitemdeki makaleden arkadaşlar okuyabilirsiniz.

Şimdi bu yenilikçi öğretmen konusunu konuştuk. Peki ne yapmalı?

Bir kere, iş yapmak için iş yapan olmamalı. Şimdi bunu da görüyorum ben. Sürekli bir telefonla, bilgisayarla koşturmaca bir hayat içerisinde olan öğretmenler var, ama çıktıya baktığın zaman öyle wow bir durum yok ortada. Bu kendini kandırmaca bence. Burada yapılması gereken şey, o sürekli koşturma işlerinin aslında çok kısa bir sürede yapılabildiğine ikna olmak gerekiyor. Çünkü bunlar çok kısa sürede yapılabiliyor. 80 – 20 kuralına geleceğim. Yine geçen videodan bahsetmiştim. Minimalizm videosunda bahsetmiştim. 80-20 kuralı, sizin hayatınızda yaptığınız şeylerin %80’i boş iştir, gürültüdür, %20’si anca fayda sağlar. Bu %80’i bizim otomasyona bağlamamız gerekiyor. Yani herkes bilişim öğrensin herkes yazılım öğrensin demiyorum. Çok basit şeyler bunlar. Yani yapay zekanın herkesin telefonuna gelmiş bir noktada olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Ve bu süreçte, bu işleri angarya işleri otomasyona bağlayıp asıl yapılması gereken çocukları hayata konusuna daha çok odaklanılabilir. Ve bunu yaparken de internetten, trendlerden, AI’dan yardım alınabilir. Bu bir yenilikçi öğretmenciliktir. Ya da sürekli teknolojiden bahsediyoruz, hani yenilikçi öğretmen illa teknolojik mi olacak, evet bu arada illa teknolojik olacak o ayrı konu ama, teknolojinin dışında da süreci hakim olacak, çocukların ne yaptığını bilmesi gerekiyor. Bu da başka bir seminerde gördüğüm, konferansta duymuştum, genel kurul konferansından olması gerekiyor Burçin Hoca’dandı yanlış hatırlamıyorsam, “kaç tane öğretmen TikTok kullanıyor?” dediği zaman 2-3 kişi parmak kaldırdık salonda. Şimdi bu dışarıdan görüldüğü zaman bir gurur denir, “Aaa öğretmenler TikTok kullanmıyormuş.” Ama yanlış bir şey. Niye? Çünkü, abi bütün yeni nesil TikTok kullanıyor, bütün yeni nesil Instagram’da, Youtube’da dolaşıyor, ve siz TikTok kullanmıyorsanız o çocukların ne yaptığını bilmiyorsunuz. Çünkü çocukların teneffüste, koridor aralarında birbirlerine itham ettikleri cümlelerin %80’e yakını sosyal medya cümlesi. Anlatabiliyor muyum? Yani o sosyal medya akımlarındaki cümlelerle konuşuyor çocuklar artık. Kitaplardan pasajlarla konuşmuyor veya çevresinde sokakta duyduğu cümlelerle konuşmuyor. Sokak diye bir kavram yok. Kitap diye bir kavram nadir. Ama şu anda yeni bir dil varsa Türkçe, İngilizce, Almanca değil, sosyal medya dili arkadaşlar. O yüzden bunları bilmek gerekiyor. Ve bu şekilde hareket etmek gerekiyor. Bu da bir yenilikçi öğretmende olması gereken yaklaşımdır. Olmaması gereken ne? Oturmak. Yani nasıl olsa ben bu çocuğa etki edemem, bunlar bozuk nesil diyen öğretmen profili. Bu işte yenilikçi öğretmen olmayan profil. Zaten belli oluyor. Hani “abi bozuk nesil ya.”, “abi anası babası bana böyle gönderdi ben ne yapayım?” falan, bu değil. Bu değil. Çünkü sizin orada öğretmenliğiniz sadece öğrenciyi değil aynı zamanda velilere de, yani çevreyi de etkiliyorsunuz. Bunu zaten köy okullarında çok görürsünüz. Yani köy okulunun öğretmeni, özellikle 1950’li yıllarda köy enstitüsü mantığından bahsediyorum, sadece öğrencilere değil bütün köy sakinlerine de etki eder. Öğretmenliğin o kutsallığı oradan gelir mesela. Şu anda o kutsallığın bitti diye düşünülmesinin sebebi de o. İşte öğretmenlerden de kaynaklanıyor bu durum. Çünkü “ya nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecek, her şey internette” ya da ne bileyim “veliler bizi dinlemiyor” cart curt diye sızlanıp, “ben paramı alır çekilirim” diyen öğretmen profili çoğaldıkça bu durum ortaya çıkıyor işte ondan sonra. Anlatabiliyor muyum? O pes etmeme, o özveriyi geliştirmek gerekiyor. Ve tabii işte en önemli şeylerden biri de yapmış olmak için yapmamak. Çünkü yapmış olmak için yaptıkça angarya işlerde çok boğuluyoruz. Angarya işlerde boğuldukça da bir şey yaptım zannediyoruz. Bir şey yapmıyoruz aslında. Olay bu yani fayda sağlayacak içerikler olması gerekiyor. Ve gerçekten çıktısı olan, istatistiğe yansıyan, ve gerçekten değer ürettiğini hissettiğin bir durum yaşaman gerekiyor. Çocuğu geliştirmen gerekiyor. Her duruma, yeni durumlara değil, her duruma adapte olabilmeyi anlatmak gerekiyor ve teknolojiyi de kullanmakta çekinmemek, kullanmaya yeltenmek gerekiyor. Çünkü “ya teknolojiden anlamıyorum” diyen abi üşengeçtir, ben başka hiçbir şey demiyorum. Çünkü sınırsız bilgi kaynağı telefonlarda ve her yerde. Öğrenmek çok zor değil. Bedava kurs var Youtube’da. Her yerde. Bu bir bahane olmamalı diye düşünüyorum arkadaşlar. Bu şekilde yenilikçi öğretmenden ve seminerden bahsettim. Tekrardan hocalarıma ve etki edenlere teşekkür ediyorum. Desteği olanlara, emeği geçenlere de teşekkür ediyorum. Semineri biraz kaynak gösterip biraz da kendi düşüncelerimi anlattığım  bir video oldu. Siz de yine yorumlarınızı, beğenilerinizi lütfen eksik etmeyin. Özellikle yorumlar çok kıymetli benim için çünkü o yorumların altında bu konuda konuşmak keyif veriyor diye bahsedebilirim. Kendinize iyi bakın, sağlıkla kalın.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir