Kurt Kanunu Kitabı

•

Askerden önce okumaya başladığım kitabı 2 Kasım tarihinde bitirdim, çünkü askere bu kitabı götürmek istemedim. Başka kitaplar bitirdim orada, onları da zaten biliyorsunuz. Aşağıda önce kitap sonu notlarım, sonra kitaptan altını çizip yorumladığım yerleri göreceksiniz:

2 Kasım ’26 bitti.

İttihat Terakki birbirini kollama

Kaçış

Abdülkerim nerede?

Emin Bey’in merhameti

Suikast aramasından kaçış. Macera kitabı gibi. Dönemin İttihat Terakki, meclis ve diğer entel topluluğunu iyi anladığımız bir kitap. Yazıldığı dönemden dolayı mıdır bilinmez, biraz ağır.

s28 [Anladığım, Abdülkerim Bey Laz İsmail’i arıyor]

s42 “Yok da?.. Nasıl iş? Herifi sür ateşe… Yeni mi bu icatlar? Cumhuriyet töresi mi?” [Şimdiki laiklik iftiraları gibi]

s48 [Kişiler oldukça karışık. Anlamakta zorlanıyorum…]

s49 Aaah… ‘Ekmek tavşan biz tazı’ derler ya… Kurban oluyum tavşana… Pardon! Alevilik yok ya? [aleviler tavşan yemez]

s67 … Ama sıkıştı mı, kendisi de çekerdi çekmeceyi… ‘Hodri Meydan!” diyerek yapışırdı tabancasına…” Acıyla gülümsedi: “Tabancalık iş değil bu bizim içimize düştüğümüz bela, tüfekle topla bile üstesinden gelinecek iş değil…” [Talat Paşa’nın tavırları az çok anlaşılıyor]

s70 Hanedanla halifeliğin kaldırılması İngilizlerin işine geliyormuş aslında… Bunu böyle düşünenler vatan haini sayılmış…” [??]

s75 .. bizim Kuşçubaşı, elinde yağlı kement… … Afyon şerbetinin de etkisiyle çok uğraştırmadı Eşref’i Silahçı Tahsin, iki debelendi, boyladı boylayacağı yeri…

s78 Doğruymuş meğerse, çokluğun bir yerde yokluğa kavuştuğu…” [üzerine düşünülür]

s81 “Bana öyle geliyor ki Abdülkerim oğlum, ne yaptıksa, iyi kötü hep Almanların isteğiyle, onların desteği sayesinde, onların çıkarına yaptık. … [ittihatçılar?]

s82 Zihninde uzun süre adam öldürme fikrini taşıyan, çabuk çözülür.” [hemen icraate geçemez]

s83 “firar tamamlandı… şimdi ne olacak?”

s93 Anlamayarak kullandığınız ‘Laz’ kelimesinin söylenmesinden sakınınız…” [Türklüğe dair gazete manşetleri]

s94 Kılıç Ali Bey, Rauf Bey’le birlikte, kendileri gibi mebus olan İleri gazetesi sahibi, başyazarı Celal Nuri Bey’i, gündüz ortası tabanca kabzasıyla gazete idarehanesinde bayıltana kadar dövdüler, orada bununan birkaç başka mebus önünde, kafasını birkaç yerden yardılar. [Ne?]

s95 [bu sayfada inkılaplar romanlaşmış ve insan gözüyle]

s97 [kitabın olay örgüsü tuhaf. sonradan akıcılaşıyor]

s102 Ayrıca kadınlar da canları istediği zaman beylerini boşayabileceklermiş… Yaşasın Cumhuriyet… Üzülmeyin efendim, etme bulma dünyasıdır… Hadi sofraya…” [o dönemi yaşıyorum sanki]

s112 Salı Tekkesi’ni basmışlar dinsiz farmasonlar, [Tekkelerin kaldırılmasının halk nezdindeki tepkisi]

s121 Kabadayılarımızın bir kısmını zengin etmek politikamızın da iki amacı vardı: Biri, Türk iş adamı yetiştirip önemli iş alanlarını Hıristiyan azınlıkların elinden almak, Türkleştirmek; ikincisi, zenginlik yaman silahtır. [Koç? Sabancı?]

s123 Anadolu Savaşı’nı başarıya ulaştıran asker-sivil kadronun çoğunluğu İttihatçıydı. Bunlardan küçük bir grup Gazi Paşa’nın takımına katıldı. İlk çatışma, biliyorsun, padişahlık-halifelik meselesinde patlak verdi.

s149 [kadının osmanlıdaki yeri]

s151 “Hayır! Baş domuzlardan ikisini ele geçiremediler!”

s156 Din iman, ırz namus ayak altında kaldı!’ [Asıl sıkıntı Osmanlı’daymış, anlamışlar.]

s160 Fes kimden alındı? Rum’dan alındı. [Ticaret Türk’e ve Müslümana verilmeli // Vehbi Koç belgeseli]

s161 [önemli söylemler Şaban Emmi’den]

s168 [Ar namus problemi ezelden beri var anlaşılan.. her devir bozuk]

s183 [bölüm 2… baskın]

s200 “Çocuk, yirmi beş yaşına kadar babasıyla anasını saygıyla sever, yirmi beşten sonra yargılar, daha sonra da bağışlar…” … “Çelişmeli gibi görünen iki gerçek, kimileyin bir gerçeğin birbirini tamamlayan parçalarından başka bir şey değildir.”

s201 “Yaşlılar, hemen bütün söylenenlere karşı gelirler, uzun boylu danışırlar, mümkün mertebe az tehlike göze almaya çabalarlar, pek çabuk pişman olurlar, çoğu zaman tam kertesinde atılamazlar, bu yüzden değersiz başarılarla yetinirler…” Daldı. “Yaşlandık mı, farkında olmadan?..”

s209 [Emin – Kara Kemal buluşması]

s218-219 Bir cıgara yaktı. Derin derin çekti: “Evet, politikada tarafsızlık kendini aldatmaktır. Aptal güvendir. Çok kazanma hırsının belirtisidir. Karşındaki güçlerden kat kat üstün de olsan, göze alınmaması gerek bir tehlikedir. Tehlikedir, çünkü seni en değerli zamanlarda hareketsiz tutar. Politikada hareketsizlik ölümdür. Tarafsızlığını da her an savunmak zorundasın. Demek ki hem çabalayacaksın hem de oyunun dışında kalacaksın. Anladın mı neden enayiliktir politikacı için tarafsızlık?.. Politikada hesaba katılacak gerçek güçler ancak hareket halinde bulunanlardır. Yüz bin kişi duruyorsa, çabalayan on kişi daha güçlüdür…” … “Yüz elli yıldan beri bu memlekette, her zaman bizim işlerimize karışan, daha korkuncu, her zaman da sözlerini geçiren dış örgütler vardır.”

s220 [Mustafa Kemal ile Kara Kemal ilişkisi nedir?]

s226 Makedonya’da Hüseyin Hilmi Paşa komutasına verilen on bin kişilik ordu, dıştan İngiliz-Fransız, içten Alman kontrolündeydi. Manastır cuntası… Miralay Sadık… Vehip… İngiliz cuntasıdır. Arnavutların toplanıp hürriyet istemeleri resmen İngiliz oyunu… Selanik masonluğunun çoğunluğu İngilizci… Buna karşılık Selanik cuntası, Enver-Talat Almancı… Hürriyet’i İngilizciler ilan ettiği halde, neden iktidar son hesaplaşmada bizde kaldı bil bakalım? Selanik, Avusturya’nın serbest limanıydı. Birikmiş parası vardı orada… Birkaç milyon altın… Bunu Almanlar hemen Selanik cuntasına verdiler. Ordu, yirmi beş yıldan beri Almanların eğitimindeydi. Bundan da yararlandı herifler… İstanbul’da Türk gençliği İngiliz elçisinin arabasına koşuldu. Boşuna değil… Almanların desteğiyle, avcı taburlarını kullanarak 31 Mart’ı çıkarıp Abdülhamid’i alaşağı etmeseydik, silinip süpürülmüştü Selanik cuntası…” [Masonluk? Derin Devlet?]

s229 [bu sayfadaki söylemler çok önemli]

s240 Yusuf Akçuraoğlu’nun ‘Gerçek çiftçiler, gerçek çobanlar da katılacak.’ dediği bu İktisat Kongresi, memleket ekonomisinin liberal sistemle kalkınacağına karar verdi. Liberal demek, ‘Bırak yapsın, bırak geçsin’ demek… Ancak dış güçlerin işine gelir. Bunun içerideki olağan sonucu, bizim tuttuğumuz ‘devlet desteğiyle adam zengin etmek’tir. İzmit konuşmasında Gazi Paşa kuracağı partinin hangi güçlere dayanacağını, kimlere karşı olacağını anlatırken açıkladı bunu…”

s243 Memleket mamur olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşamak imkanından söz ederlerse inanmayın.’ dedi. ‘Memleketi kalkındırmak için milletin ilmi fenni yetmez, yabancı sermayeye, uzmanlara muhtacız.’ dedi. Bu noktada dar milliyetçilikten çıkıp daha geniş milliyetçiliğe girdiğimizi söyledi. ‘Biz Osmanlılığın devamı değiliz. Devletin istiklali, milletin egemenliği ve bütün hayati esbap ve kabiliyeti korunmak şartıyla, yalnız korunmak şartıyla değil, o şartları güçlendirmek, kökleştirmek maksadıyla yabancı sermayesinden yararlanmak söz konusu olabilir.’ dedi. Yabancıların Lozan’da ekonomik kapitülasyonların değil, asıl adli kapitülasyonların üstünde durduklarından… ‘Bütün kanunlarınız dinidir, biz bu dinsel kanunlarla muamele görmeye razı değiliz.’ diye direttiklerinden yakındı.” “Anlaşılıyor, Medeni Kanun’un, Ceza Kanunu’nun, Borçlar Kanunu’nun, İcra İflas Kanunu’nun alelacele neden çevrilip alındığı!” [ne demek isteniyor?

s244 Doğulu devlet, halklara karşı ödevlerini yerine getiremez olur. Halkın düşmanlığı, bir anlamda da umutsuzluğu arttıkça artar. Yüksek idarecilerle onların hırsızlık ortakları da bu umutsuz halklara gittikçe daha etkili kötü örnek olurlar. Bir yandan zenginlik düşmanlığı alıp yürürken, öte yandan insanlar, içinde debelendikleri kara yoksulluktan ancak vurgunla, kanunsuz çarpmalarla, lotaryalar yoluyla kurtulacakları inancına varırlar. Böyle ortamlarda hırsızlık ayıp olmaktan çıkar. Toplumun en alt tabakalarında sürünenler bile hiç olmazsa çocuklarını okutup bu soygun çetesine katmayı biricik amaç edinirler. Böyle ortamlarda halklara doğruları anlatmak giderek imkansızlaşır. En akılalmaz yalanlar, hayaller tabulaşarak en açık gerçeklerin yerini tutar. [partiler de yalan fabrikası olur]

s247 “Ama ne olursa olsun, bir dünya imparatorluğu bizim elimizde parçalandı. Dört yüz milyon İslamlığın halifeliği kaldırıldı ortadan… Sorumlusu biziz! Suç ne kadar büyükse çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir. Biz dünyanın en ağır suçunu biraz tartaklanmayla savuşturulur sandık. Bu anda, yüzüme vuran darağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir Emincim… Büyük suçun gölgesidir bu… Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.”

s268 İttihatçılığı mahveden en büyük belanın komitacılık olduğundan yanıp yıkıldı [Kara Kemal]

s274 Gerçek kahraman, olağanüstüne çıkan değil, olağanda kalabilme gücünü koruyandır…

s288 “Dedi ki… ‘Bu halifeliğin kaldırılması işi, görünürde, bizden çok Müslüman sömürgeleri olan büyük devletlerin işine gelse gerek.’ dedi… … “Tekkeler kapatıldığı halde, niçin dokunulmadı mason localarına?’ dedi.” … ‘Medreseler kapatıldığı halde papaz okullarına dokunulmaması…” [Kara Kemal]

s297 Bütün toplumsal ve kişisel alçaklıklar insanları sorumsuzluğa alıştırmakla başlar, sorumsuzlukta tutmakla sürdürülür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir