Normal insan yaşantısı ile ütopik mutluluk dünyasının çatışmasını bir erkek (Vahşi John) ve bir kadın (Lenina) üzerinden din, cinsellik, mutluluk ve diğer olgular çerçevesinde muhteşem anlatımı
s10: Kitap önerileri -> platon devlet, more ütopya, j.swift guliverin gezileri, h.g.wells zaman makinesi, william morris hiçbir yerden haberler, edward bellanig geçmişe bakış
s11: bir gerçek yaşam ütopyası olan brooke çiftliğinin gözü açılmış bir memuru olan Nathaniel Hawaithorne, New England’ı kuran Protestanların (asıl niyetleri Yeni Kudüs’ü kurmaktı) işe bir hapishane ve darağacı inşa ederek başladığına dikkat çeker.
s15: Canları istediğinde seks yapabilmelerine rağmen Cesur Yeni Dünya’daki bedenler tuhaf bir şekilde ruhsuzdur, ki bu da Huxley’in değindiği noktalardan birinin altını çizer: her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur.
s16: Aradan geçen 75 yıla karşı koyabiliyor mu? ve ruhsuz tüketicilerle, zevk peşinde koşan boş insanlarla, iç dünyalarını dolaşmaya çıkanlarla ve programlanmış miskinlerle dolu o topluma gerçek hayatta ne kadar yaklaştık?
s17: Aynaya bakın: bakışlarınıza karşılık veren kişi Lenina: Crowne mu yoksa Vahşi John mu? İkisini birden görmeniz olası, çünkü bizler daima her şeyin iki yönünü birden arzularız. Olimpos Dağı’nın etrafında uzanan, sonsuza dek güzel kalan, seks yapan ve başkalarının ızdıraplarıyla eğlenen kaygısız tanrılar gibi olmak isteriz. Ama aynı zamanda ızdırap çeken şu diğer kişiler olmayı da arzularız, çünkü tıpkı John gibi bizler de hayatın duyu oyunlarının ötesinde bir anlamı olduğunda ve anlık memnuniyetlerin asla kafi gelmeyeceğine inanırız.
s19 Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.
s25 Günümüzün totaliter devletlerinde köleliği sevdirmek, propoganda bakanlıkları, gazete yayıncıları ve okul öğretmenlerine verilmiş bir görevdir. Ancak yöntemleri halen kaba ve bilimdışıdır. Cizvitlerin, “bana çocuğun aldığı eğitimi söyle sana yetişkin halinin dini inançlarını söyleyeyim,”
s26 Geleceğin en önemli Manhattan Projeleri, politikacıların ve katılan bilim insanlarının “mutluluk sorunu” adını vereceği konuda – diğer bir deyişte, insanlara köleliklerini sevdirme sorunu konusunda -, devlet sponsorluğunda yürütülecek büyük çaplı araştırmalar olacaktır.
s27 … alkol ve diğer uyuşturucuların yerini alacak, daha az zararlı, ama aynı zamanda cin ya da eroinden daha fazla keyif verecek bir madde [sosyal medya?]
s27 Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük, dengelercesine artma eğilimi gösterir.
s34 … Toplumsal istikrarın en önemli araçlarından biri. Tek tip gruplarda standart erkek ve kadınlar. Küçük bir fabrikanın tüm çalışanları bokanovskileştirilmiş tek bir yumurtanın ürünleri olabilir.
s42 … “Bu da,” diye veciz bir ifadeyle ekledi Müdür, “mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”
s44 Birinci bölüm: toplu embriyo ve işçi üretimi hakkında
s47 İnsanın birleştirdiği ayırmaya doğanın gücü yetmezdi. [Bu insafsız deneyler gerçek hayatta da yapılmış]
s48 Müdür, “Kitleleri kırlardan nefret etmeye şartlandırıyoruz,” diye başladı. “Aynı zamanda, onları doğa sporlarını sevmeye şartlandırıyoruz. Bunu yaparken de tüm doğa sporlarının gelişmiş aletlerle yapılmasını sağlıyoruz. Böylece hem endüstriyel ürünler, hem de ulaşım tüketiyorlar. İşte buradan da elektrik şokuna geliyoruz.” [Bu şu an yapılıyor]
s54 İkinci Bölüm – çocuklara dayatılan eğitimle alakalı.
s55 İnsanların, tüketimi artırmaya hiçbir katkısı olmayan karmaşık oyunları oynamasına izin vermenin ne kadar ahmakça olduğunu bir düşünsenize [eğlence kapitalizminin tanımı gibi bir şey]
s62 aile hayatının korkunç tehlikelerini ilk ortaya koyan kişi olmuştur [Freud mu? ilginç Okumam lazım.]
s64 Hipnopedik atasözüne değinerek, “Ama herkes, herkese aittir,” diye başladı, [Bu bana inanılmaz ters ya]
s71 “Hükümet oturma işidir, vurma değil. Beynin ve kıçınla yönetirsin, yumrukla asla. Örneğin, tüketim seferberliği işi vardı” … Yama artarsa refah düşer
s72 “Pfitzner ve Kawaguchi’nin buluşları … [Bunlar ne? araştır]
s76 Üçüncü bölüm – denetçilerin konuşmaları, anlatıları ile Lenina’nın sorgulama anlatıları
s87 Zihinsel aşırılık, kendi amaçları doğrultusunda, kasti bir yalnızlığın gönüllü körlük ve sağırlığını, yapay bir zevklerden el çekme iktidarsızlığını doğurabiliyordu.
s89 – Dördüncü bölüm fazla karışık. İki adamın farklı noktalarda bireyselleştiklerini fakat bu noktada acı çektiklerini anlıyorum. Ama eminim anlamam gereken farklı bir şeyler daha var.
s92 – “Herhalde Epsilonlar Epsilonluklarından memnundur,” dedi yüksek sesle. “Elbette memnunlar. Nasıl olmazlar ki? Başka bir şey olmanın nasıl olduğunu bilmiyorlar. Bizler memnun olmazdık, tabi. … [çok önemli bir alıntı]
s102 Beşinci bölüm – Bernard – bireyselleşme pik seviyede. Herkesin normalleştirdiği normal gelmiyor.
s105 “Kendim olmayı yeğlerim,” dedi. “Suratsız da olsa kendim olayım. Ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem.” [Evet!]
s110 Bernald “gerçek” hayatı merak ediyor, Lenina ile paylaşıyor, Lenina şaşkın.
S119 Altıncı bölüm – Somasız, gerçek hissiyatın ilk şoku yaşanıyor.
S123 “Yaşlı mı?” dedi Lenina, “Ama müdür de yaşlı; bir sürü insan yaşlı; yine de böyle değiller.”
“Çünkü bu hale gelmelerine izin vermiyoruz. Onları hastalıklardan koruyoruz. İç salgılarını yapay olarak dengeleyip gençlik seviyesinde tutuyoruz. Magnezyum – kalsiyum oranlarının, otuz yaşlarındaki seviyenin altına düşmesini engelliyoruz. Genç kan nakli yapıyoruz. Metabolizmalarını sürekli canlı tutuyoruz. Onun için de elbette öyle görünmüyorlar. “Bir nedeni de,” diye ekledi, “çoğu bu yaşlı yaratığın yaşına ulaşmadan çok önce ölüyorlar. Gençlik, neredeyse hiç bozulmadan altmışa kadar sürüyor, sonra küt! Ve son.” [şimdilerde yapılanlar]
S133 – yedinci bölüm – Lenina ve Bernard’ın Kızılderili Köyü macerası, eski bir uygar ile tanışmaları
S146 – “Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun. Yalnız olana acımasız davranıyorlar. …
S148 – sekizinci bölüm – uygarlıktan vahşi yaşama taraf değiştiren Linda’nın hikayesi, Bernard’ın anlatıları. Ama anlatılan yetersiz kalıyor gibi.
S152 – Dokuzuncu bölüm – Linda ve John’un uygarlığa transfer denemesi mi?
S159 – Onuncu bölüm – Linda, müdürün karısıymış!
Uygarlıkla vahşinin uygar toplumun önünde karşılaşması
S166 – [Her insan grubunun belli sayıları ve rütbeleri olması (gama, beta vb) askerlik sistemi gibi]
S169 – Gençlerimizi kesinlikle tek başına eğlenceye teşvik etmeyiz. [mutluluk distopyasında bireysellik yasak]
S176 – on birinci bölüm – vahşinin talep görmesi, system aykırılıkları, garip olan kutsanır.
S181 – Egemen iyilik anlamında mutluluğu olan inançlarını yitirmelerine neden olabilir ve asıl amacın daha derinde bir yerlerde, fiziksel insanın ötesinde bulunduğuna inanmaya yönlendirebilirlerdi. Yaşamın amacının, mutluluğun sürekli kılınması değil, bilincin yoğunlaştırılması ve arınması, bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirlerdi insanları. Ki Denetçi de bunun büyük olasılıkla doğru olduğunu düşünüyordu. Ancak bugünün şartlarında Kabul edilemezdi.
S183 – Bir dostun temel işlevlerinden biri, vermek istediğimiz, ama düşmanlarımıza uygulayamadığımız cezaları (daha yumuşak ve sembolik bir biçimde) çekmektir.
S188 – On ikinci bölüm – Vahşi-Hermhold yakınlaşması, Bernard pasifleşti. Uygar şiir – vahşi şiir kıyasları
S197 – “Ne kokarca, ne de kirlenmiş at, böyle gürültücü bir iştahla şehvetlenir. Üst tarafı kadın olsa da, belden aşağısı Kentauros’tur. Tanrı mirasıdır belden yukarısı. Altıysa zebaniler mekanı. Cehennem orada, karanlık ve sülfür kuyusunda, yanar kuyu durmadan, başlar, leş kokar ve ölüm; ayıp, utanmanız yok mu hiç, ayıp, iğrenç, iğrenç! Biraz miskkedisi yağı ver bana, sevgili eczacı, hayal gücüm tetiklensin.”
S199 – Onüçüncü bölüm – Lenina vahşi ilişkisi. Biri serbest, biri aile kavramı. Muhafazakar.
S208 – Ondördüncü bölüm – Linda’nın ölümü, ölümün uygarlık – vahşilik arasındaki farkı, gerçeklik algısı ve anımsama duyusu
S216 – on beşinci bölüm – John isyan başlatıyor ama nafile. Sistemin güvenlik sistemi kuvvetli. Birey, sistemi değiştiremiyor (mu?)
S220 – Mutlulukta, şanssızlığa karşı verilen mücadelenin ihtişamlarından hiçbiri yoktur. Günahla mücadelenin veya ihtiras ya da şüphe nedeniyle ölümüne altüst oluşların görkemini bulamazsınız mutlulukla. Mutluluğun yüce bir yanı yoktur.
S222 – Mustafa Mond gülümsedi. “Buna yeniden şişeleme deneyi de denebilir. F.S. 473 yılında başladı. Yöneticiler, Kıbrıs adasının tüm sakinlerini boşaltıp özel olarak hazırlanmış, yirmi iki ben Alfa’dan oluşan bir grup yerleştirdiler. Tüm kültürel ve endüstriyel donanım kendilerine devredildi ve kendi işlerini kendilerini idare etmek üzere bırakıldılar. Sonuç, tüm teorik öngörüleri tam olarak doğrular nitelikteydi. Toprak uygun şekilde işlenmemişti; bütün fabrikalarda grevler çıkmış, yasalar hiçe sayılmış, emirlere karşı konulmuştu. Düşük seviyeli işlerde görev verilen bütün insanlar, yüksek seviyeli işler için sürekli entrikalar çeviriyor, buna karşılık olarak da yüksek seviyede çalışan insanlar, ne pahasına olursa olsun konumlarını korumak için entrikalar çeviriyorlardı. Altı yıl geçtiğinde birinci sınıf bir iç savaşa girdiler. Yirmi iki bin insandan on dokuz bini öldüğünde, kurtulanlar hep birlikte dilekçe yazıp, Dünya Denetçileri’nden adanın yönetimini tekrar üstlenmelerini istediler. Denetçiler isteneni yaptılar, işte bu da dünyanın görüp göreceği tek Alfa toplumunun sonu oldu.” [Amerika’nın Irak’a yaptığı denilebilir mi?]
S223 … “Peki niye uygujlamaya koymuyoruz? Emekçilerin kendi menfaatleri için; onlara fazla boş zaman ıstırabı çektirmek zalimlikten başka bir şey olmaz. Tarımda da böyle bu. İstesek her ürünü sentetik olarak üretebiliriz. Ama üretmiyoruz. Nüfusun üçte birini tarlada tutmayı yeğliyoruz. Kendi menfaatleri gereği çünkü gıdayı topraktan elde etmek, fabrikada üretmekten daha uzun sürüyor.”
S228 – on altıncı bölüm, Mustafa mond; john, Bernard ve hermhold karşılaşıyor. Düzenin detaylı açıklaması burada.
S231 – … dini duygular biz yaşlandıkça gelişme eğilimi gösterirler, çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha Rahat işler hale gelir, bir zamanlar aklımızı çalan imgeler, arzular ve heveslerden arındıkça Tanrı, gizlendiği bulutların arkasından görünür, ruhumuz bütün aydınlıkların kaynağı olan bu varlığı hisseder, görür ve ona yönelir, bu yöneliş doğal ve kaçınılmazdır; …
S232 – Gençlik arzuları asla körelmezken niye gençlik arzularının yerini alacak bir şeylerin peşinde koşalım? [ütopya varken tanrıya ne gerek var?]
S233 – İnsanlar Tanrı’ya inanırlar çünkü öyle şartlandırılmışlardır.
“Ama ben yan etkileri sevmem.”
“Biz sevmeyiz,” dedi Denetçi. “Biz her şeyi keyifli yapmayı yeğleriz.”
“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”
“Öyle olsun,” dedi Vahşi Meydan okurcasına, “mutsuz olma hakkını istiyorum.”
“Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, “hepsini istiyorum” dedi.
Mustafa Mond omuzlarını silkti, “hepsi sizin olsun,” dedi.
[uygarlık mı gerçeklik mi? özet diyalog]
On yedinci bölüm – Mustafa mond (ford) vahşi john yüzleşmesi
S250 – üstelik, en güzel dinlencen uykudur ve pek düşkünsün uykuya; fakat ödün kopar ölümden, ki gelmez bir daha. Uykudan başka bir şey değil. Uykudan, belki dalarsın bir rüyaya.
S255 – son bölüm – uygarlık içinde insan olmaya çalışan vahşi. Lenina – vahşi kıyası. Mükemmel bir son ve gerçekçi bir yüzleşme
S260 – Huxley, Henry Ford’un Yaşamım ve Yapıtım adlı kitabını Amerika yolculuğu sırasında geminin kütüphanesinde keşfetmişti ve San Francisco’da gemiden indikten sonra karşılaştığı her şey Fordgil ilkelerle kusursuz bir uyum içinde görünmüştü.
S266 – Cesur Yeni Dünya’nın bir yirminci yüzyıl klasiği olma özelliğini güvenceleyen şey, 1931’de Britanya’yla Huxley’yi kuşatan ve romanının derin çift yönlülüğünü doğuran kaygı ile belirsizliklerdir.
Bir yanıt yazın