Selamlar dostlar,
Bu videoda biraz zihnimi karıştıran duyguları, gündemi ve neler yaşadığımızı konuşmak istiyorum. Neler yaşıyoruz, neler yapıyoruz, neler oluyor dünyada? Hem teknoloji perspektifinde, hem gündem perspektifinde, hem de dünyanın nereye gittiğini konuşmak istiyorum. Zihnim inanılmaz derecede dolu ve buna sizlerle birlikte çözüm aramak istiyorum.
Daha önce Youtube videolarımda görmüşsünüzdür, “Umutsuzluğa Kapılmayın”, “Problemlere Değil Çözümlere Odaklanın” adlı videolar çekmiştim. Ama her seferinde insanları umutsuzluktan kurtarmaya çalışmak daha da zorlaşıyor. Adım adım ilerleyerek bu videoyu neden yaptığımı sizlere açıklayacağım.
İlk değineceğim konu, Epstein Dosyaları ve savaşlar. Beni üzen, bu videoda değineceğim konu savaşların bir mizah malzemesi olması. Yani teknoloji perspektifinden baktığımızda, sosyal medyadan baktığımızda bu gündemle, bu durumla mizah üreten milyonlarca insan var. Şimdi arkadaşlar, dünyanın en güçlü insanları, burada açıklayamayacağım derecede, inanılmaz derecede iğrençlikler yapıyor ve tepkimizi sadece Instagram üzerindeki küçük bir “story” paylaşımından gösterebiliyoruz. Bu paylaşımlar sonucunda da hiçbir şey değişmiyor, hatta daha kötüye gidiyor. Para ve güç sahibi insanlar, istedikleri her şeyi yapabiliyor. Dünyada özgürlük diye konuşulan şeyler aslında belli başlı ideolojilerin, belli başlı dayatmaların oluşturduğu aktarımlardan ibaret. Savaş çıkıyor, savaş destekleniyor ve bunların hepsi mübah sayılıyor. Ardından bir yapay zeka firması, savaşı desteklediğini söylüyor ve bunun barış adı altında olduğunu söylüyor. Biz ne yaşıyoruz? Açıkçası bana “tamam, iyi güzel anlatıyorsun da çözüm ne?” diye soracak olursanız ben de bilmiyorum. Ama yukarıdakilerin çözüm olmadığını biliyorum. Dünyada herkes istediği gibi at koşturuyor ve hiçkimse bir şey yapmıyor ya da yapamıyor. Yaptığını zannedenleri çok görüyorum, ama onların da ego ya da iyimserlik mastürbasyonu yaptığından da hiçbir şüphem yok.
Şimdi burada suçlu kim? Evet, o büyük güç sahibi insanlar suçlu, ama bunlara taviz veren, bunlara istedikleri imkanı veren, bunlara verileri verenler de hiç mi suç yok? Bu problemlerin temel kaynağı da, bütün toplumlarda en temel yapı taşı olan kavram eğitim. Dünya müthiş bir eğitimsizlikte geçiyor. Bir araştırmaya göre, yeni neslin IQ seviyesinin eski nesle oranla ilk defa daha düşük olduğu gözlemlenmiş. Bunun sebebi olarak sosyal medya kaydırmaları, dopaminin hızlı alınması, “brainrot” dediğimiz beyin çürümesi kavramı gösteriliyor. Doğru, ama burada sadece yeni neslin mi suçu var? Sadece Z kuşağı mı suçlu? Yani ebeveynlerin kendi rahatları için çocukların ellerine tutuşturdukları telefon ve tablet davranışlarında hiç mi suç yok? Ya da yeni bir gündem, Fatmanur Hoca’nın öldürülmesi, Fatmanur Hoca’yı öldüren o insanı neden konuşmuyoruz? Neden sürekli yas tutuyoruz, neden sürekli acı çekiyoruz? Yani bu öldüren insanlar, bu ahlaksızlıkla, bu çürümeyle devam eden insanlar, hayatımızda hep olmaya devam edecek ve biz her zaman acı mı çekmeye devam edeceğiz?
Herkesin kendine bir çeki düzen vermesi gerekiyor. Ve bunun da en iyi yolu eğitim. Çünkü şu anda sadece bizim ülkemizde değil, aynı zamanda bütün dünya, çok büyük bir psikolojik çöküntü içerisinde. Çok büyük bir eğitimsizlik, çok büyük bir ahlaksızlık içerisinde. İnsanlarda değer yargıları kalmadı. Toplumlar, ve bizim ülkemizde gerçekten bu çok daha fazla, pragmatist bir yaşam sergiliyorlar. Ne demek bu pragmatik yaşam? Günlük yaşam, maddiyata dayalı yaşam ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın türünden bir yaşam. Bu olduğu zaman biz sürekli acı çekmeye devam etmeyecek miyiz? Sürekli sorgulamaya, sürekli neden böyle oluyor demeye devam etmeyecek miyiz? Bunu engellemenin yolu eğitime, yol göstericilere yani öğretmenlere değer vermekten geçiyor. Eğitim olduğu zaman, sorgulayan toplumlar olduğu zaman, bu tür davranışların sergilenmesi daha az oluyor.
Şimdi, farklı konulardan bahsettim, bir yandan savaş dedim, bir yandan bir katliamdan bahsettim, bir cinayetten bahsettim, çeşitli dosyalardan bahsettim, ahlaksızlıktan bahsettim, ekran bağımlılığından bahsettim, bunların birbiri ile alakası ne? Bunların birbiri ile alakası şu, hepsi, uyuşturucu sahibi toplumların ki bu uyuşturucudan kastım dopamin, yani ekran bağımlılığı ile, teknoloji ile, veya başka dopamin kaynakları ile bireylerin ve toplumların uyutulması, ve bu uyutulma sonucunda da ortada sorgulayacak, merak edecek, üretecek bir toplumun kalmaması ile istediği gibi at koşturan, para ve güç sahibi insanların ürediği bir yapı. İşte bu sebep oluyor her şeye. Yani çocukları, gençleri sorgulatmadıkça, belli başlı biatlara tabii tuttukça, o biat etmeyenler ve kötümser tarafta olanlar işte bu cinayetleri işleyebiliyor. İşte bu güç sahibi insanların eline koz verebiliyor ve istedikleri gibi at koşturmalarını sağlatabiliyor. Ve bunları biz ortada sorguladığımız zaman da şu yanıt ortaya çıkıyor: “Bana bir şey yapmadılar ki.. Ben görmedim ki… Benim umrumda değil ki…” Böyle bir şey olabilir mi? Bugün sana yapmadıysa yarın yapacak. Bugün Amerika’daki bir olay gündeme geliyorsa yarın senin ülkende gündeme gelecek. Bugün dünyanın başka bir ucunda kötüye giden bir durum varsa yarın senin evinin ortasında kötüye gidecek. Bugün, “ya ne olacak bir telefona bakmakla cinayetler mi oluyor?” dediğin noktada yarın toplumsal çürüme gerçekleşecek, adalet yok olacak.
Bunun çözümü üretmek. Her zaman üretmek. Pragmatist değil değer odaklı yaşamak gerekiyor. Maddi odaklı değil, maddiyatı araç olarak kullanıp insani yargıları amaçlamak gerekiyor. Sanat odaklı olmak gerekiyor. Entelektüel olmak gerekiyor. Ve bunu yaparken, insanın elindeki her şeyi potansiyeli ölçüsünde, eğer aşabiliyorsa potansiyelinin üzerinde bir çabayla bunu gerçekleştirmesi gerekiyor. Bu ne demek? Potansiyel demek senin elindeki yapabileceğinin sınırlarını zorlaman demek. Eğer, üretim anlayışın akademik bir makale çıkarmaksa ve yurt dışına çıkabilme imkanın varsa yurtdışına çıkıp o işi yapıp o makaleyi yazıp çıktısını bilime katkı olarak sunman gerekiyor. Eğer evden çıkabilecek bir gücün yoksa da yaptığın yemeği farklı bir tat ekleyip yeni bir sanat oluşturman gerekiyor. Yazman gerekiyor, zihnini boşaltman gerekiyor ve bunu başkalarıyla paylaşıp bireysel değil toplumcu bir gelişim sağlaman gerekiyor. Bu yüzden her konuda başkalarını, her konuda teknolojiyi veya her konuda bir suçlu arama psikolojisini de yıkmak gerekiyor.
Arkadaşlar, dünyadaki olup bitenlerin her şeyin suçlusu biziz. Ve bu bitmediği sürece sürekli bir kurtarıcı, bir yardımcı beklediğimiz sürece bunların hepsi gerçekleşmeye devam edecek. Bizim bir mum yakıp, etrafımızı aydınlatarak başka mumların da yanmasını sağlayıp o mumlardan oluşan büyük ışıkla bu mağaradan çıkmayı bulmamız gerekiyor. Yani sadece bizim mum yakmamız da fayda sağlamayacak, o mumu başkalarının ateşine de eklememiz gerekecek. Bu yüzden eğitime değer vermek gerekiyor. Bu yüzden sorgulayan insanlar yapmak gerekiyor. Bu yüzden sorgulayan insanlar yetiştirmek gerekiyor. Dünyada o kadar çok şey olup bitiyor ki ve sosyal medya algoritmaları, medyalar, bu korku imparatorluğunu, bu olan olayları öyle iyi kullanıp korku imparatorluğu yaratıyorlar ki, insanlar sadece korkmayı, sadece kaydırarak sosyal medyada kendilerine daha büyük üzüntü vermeyi, ve telefonu bıraktığında psikolojik bir çöküntü içerisinde “aman be” diyip hayatlarına devam etme çalışmasını gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bunlardan sıyrılmalı, Matrix’ten kurtulmalı, ve elimizden ne geliyorsa, toplumun, çevremizin, ülkenin kurtulması için dünyanın değişmesi için yapılabilecek ne varsa yapıp insani değerlerimiz odaklı yaşamamız gerekiyor. O zaman işte o gerçek iç huzuru, o tatmin duygusunu ve o yaşadım diyebilme olgusunu kazanmış oluyoruz.
Neler yaşanırsa yaşansın ki daha çok daha kötü şeyler de yaşanacak, bunun herkes farkında, yani bundan 10 sene sonra su bulamayabileceğiz, bundan 10 sene sonra büyük savaşlara şahitlik ediyor olabileceğiz. O küçümsenen Z kuşağının gördüğü koronavirüs, depremler, ekonomik sıkıntılar daha büyük problemlere yol açabilecek. Ve bunların hepsini bir şekilde kabullenip nasıl çözüm üretebilirim konusuna getirmemiz gerekiyor. Yasaklarla bu iş çözülemiyor. Örneğin, kendi sektörümden örnek vereyim, bir ara bilgisayar oyunlarının barındığı bir mağaza platformu olan Steam platformuna Türkiye’de ofis açma zorunluluğu getirilecekti, ve bunu da Steam büyük olasılıkla reddedeceği için Türkiye’den yaptırımlar uygulanacak ve Türkiye’de bilgisayar oyunculuğu sektörü gerileyecekti. Şimdi bunu insanlara anlattığınız zaman şu tepkiyi görüyordunuz: “Çocuklar oyun oynamasın, gerçek hayata geçsin.” Bu durum olsaydı eğer, çocuklar gerçek hayata geçmeyecekti. Büyük bir depresyona girecekti. Farklı çözüm yolları arayacaktı. Bu durumu şuna çevirmemiz gerekiyor: “Biz neden kendi milyar dolarlık oyun şirketimizi yapmıyoruz?” Gerçekten bu oyunlarla alakası olan çocukları niye değerlendirmiyoruz, niye yetiştirmiyoruz? Niye sorgulamıyoruz, niye ürettirmiyoruz? Çünkü üreten toplumda, sanatla beslenen toplumda dopamin seviyesi daha dengeli şekilde gelişir. İnsanlar daha değerli iş yaptığını görür, daha insancıl hisseder. Bu aynı zamanda para da getirir zaten çünkü para odaklı çalıştığınız zaman para kazanamıyorsunuz. Değer odaklı çalıştığınız zaman para kendiliğinden geliyor. Yani siz değer odaklı çalıştığınız zaman parayı da bir şekilde kazanmış oluyorsunuz. Yani bu toplumsal refahı da kazanmış oluyorsunuz.
O yüzden, bu psikolojik çok farklı konuları birleştirmeye çalıştım az önce çünkü hepsinin temeli eğitimden kaynaklanıyor. Ekran bağımlılığı, psikolojik çöküntü, cinayetler, işte makro haberlerdeki büyük haberler, dosyalar, savaşlar vb. hepsinin kaynağı, uyutulan bir toplumda at koşturan insanlar tarafından gerçekleştiriliyor. O yüzden uyumadan sürekli gözümüz açık şekilde hayatta kalıp üretmeli, çalışmalı, çaba göstermeli, ve elimizden ne geliyorsa, yapılabilecek ne varsa elimizdeki imkanları kullanarak, belki de daha fazlasını yapmaya çalışarak üretmek zorundayız. Köy enstitülerinin tabelasında da yazdığı gibi durmayalım düşeriz.
00:00 – 00:00:20 Zihnim çok dolu
00:00:20 – 00:00:36 umutsuz mu olacağız?
00:00:36 – 00:01:51 biz ne yaşıyoruz?
00:01:51 – 00:02:55 Hayatımızda hep kötüler olacak ve suçlu hep başkası mı olacak?
00:02:55 – 00:03:46 Çözüm pek tabii eğitim
00:03:46 – 00:05:15 bana dokunmayan yılan bin yaşasın
00:05:15 – 00:06:27 çözüm ne hocam?
00:06:27 – 00:09:30 Matrix’ten kurtulmak
00:09:30 – 00:10:12 Durmayalım düşeriz


Bir yanıt yazın