“En büyük risk, hiç risk almamaktır.” | Zuckerberg

“En büyük risk hiç risk almamaktır. Değişen dünyada başarısız olması kesin olan bir strateji varsa, o da risk almamaktır.”

Zuckerberg bu sözü söylerken risk hakkında ne anlatmak istemiştir ? Aslında bir şey anlatmak istememiştir, direk doğru olan bir şeyden bahsetmiştir. Riske girmek dediğimiz şey, değişen dünyada tahminlere dayalı girdiğimiz eylemdir. Asıl başarılı olan projeler, kullanıcıların ne istediğini bilip girdiğiniz projelerdir.

Kullanıcıların ne istediğini bilmek derken şunu kastediyorum, projenizde başarılı olabilmeniz için kullanıcının ne istediğini bilmemesi gerekiyor. Çok komik değil mi ? Kullanıcı, ne istediğini bilmeyecek ama siz kullanıcının ne istediğini bulacak ve onu yaratacaksınız. İnsanlar her yerde fotoğraf çekildiğinde bunu başkalarıyla paylaşma arzusuna sahipti, fakat bilmiyorlardı. İnstagram bunu ortaya çıkardı. İnsanlar tuşlu telefonlardan kurtulmak istiyorlardı fakat bunu bilmiyorlardı. iPhone bunu ortaya çıkardı. Bu tür birçok örnek verilebilir, anladınız zaten ne demek istediğimi.

Demem o ki, riske girmek bu noktada devreye giriyor. Kullanıcıların ne istediğini bilmek tahmin etmek demektir, riske girmek demektir. Başarı dediğimiz kavramda az önce bahsettiğim gibi elde ediliyorsa, başarı yolunda riske girmek kaçınılmazdır.

Zuckerberg Hikayesi | “Birkaç Düşman Edinmeden 500 Milyon Arkadaş Kazanamazsınız”

Önce Zuckerberg’in ve Facebook’un “doğuşundan” bahsedelim.

Lisede çeşitli bilim dallarında birçok ödül alan Zuckerberg, ABD’nin en saygın üniversitelerinden Harvard’a girdi. Orda bilgisayar bilimini okudu ve üniversitenin ilk yılında, okulun en yakışıklı ve en güzel öğrencilerinin seçildiği facemash.com sitesini kurdu. Sitede Harvard’daki tüm öğrencilerin fotoğrafları vardı. Bir gece de ortalama 500 kişi girmişti siteye. Tabi o yılların sistemi bunu kaldıracak güçte değildi. Bunun üzerine okul idaresi olayı araştırdı. Zuck’ın fotoğrafları bulmak için, üniversitenin veri tabanına girmesi gerekmişti. Veri tabanını hack’lediği ortaya çıkan Zuckerberg, disipline verilince okulu bıraktı.

Bir insan girişimciyse yüzde 80 okuldan kovulmuş ya da ayrılmış demek heralde.

Mark abimizin facemash.com u trafik almadan duramıyordu. Okuldan da kovulunca bunu tabii bırakmak istemedi. Başka okullara yaydı, her okulun kendi etiketi vardı. Adını Facebook yaptı. Bir barda eğlenirken yanına bir arkadaşı geldi ve “Mark, senin kızlarla aran iyi şu facebook işinden sonra. Bana şu kızın ilişkisi olup olmadığını öğrenir misin ?” dedi. O an Mark eve koştu, bilgisayarını ve birasını açtı ve “ilişkisi yok / var” özelliğini ekledi. Facebook’un temel özellikleri böyle eklendi. Belli bir plan yoktu. Büyüdü, büyüdü ve 18 ay içerisinde ABD’nin en büyük arkadaşlık sitesi oldu. Haliyle yatırımcıların da ilgisini çekti ve Facebook şirket oldu.

Tabi başlığımızda da belirttiğimiz gibi, facebook üzerinden 500 milyon arkadaş edindi fakat bunun birkaç yüz tane düşmanlık bedeli vardı. Facebook’un çalıntı olduğunu iddia edenler oldu, yazılımının ve tasarımının kopya olduğunu iddia edenler oldu, dava açanların ardı ardası kesilmedi. Fakat o yolundan vazgeçmedi ve ilerledi de ilerledi. Şu anda dünyanın en genç milyarderi durumunda ve 2010 yılında Time tarafından Yılın Adamı seçildi.

Önceki makalelerimizde de milyon defa bahsettim. İşlerinizin düzgün bir şekilde gitmesini bekliyorsanız, başarısızlık yolunda adım adım ilerliyorsunuz. Asıl başarı, her 10 mesafe kat edişinizde 1 düşmana sahip olmanızdır. Asıl başarı, takdir edilmeniz değil, taklit edilmenizdir. Taklit edilmeniz durumunda sizin kadar iyi yapamayanlar, sizi kıskanacak ve size davalarla, sözlerle, küfürlerle sataşacaklar. İşte o zaman, doğru yoldasınız demektir.