“En büyük risk, hiç risk almamaktır.” | Zuckerberg

“En büyük risk hiç risk almamaktır. Değişen dünyada başarısız olması kesin olan bir strateji varsa, o da risk almamaktır.”

Zuckerberg bu sözü söylerken risk hakkında ne anlatmak istemiştir ? Aslında bir şey anlatmak istememiştir, direk doğru olan bir şeyden bahsetmiştir. Riske girmek dediğimiz şey, değişen dünyada tahminlere dayalı girdiğimiz eylemdir. Asıl başarılı olan projeler, kullanıcıların ne istediğini bilip girdiğiniz projelerdir.

Kullanıcıların ne istediğini bilmek derken şunu kastediyorum, projenizde başarılı olabilmeniz için kullanıcının ne istediğini bilmemesi gerekiyor. Çok komik değil mi ? Kullanıcı, ne istediğini bilmeyecek ama siz kullanıcının ne istediğini bulacak ve onu yaratacaksınız. İnsanlar her yerde fotoğraf çekildiğinde bunu başkalarıyla paylaşma arzusuna sahipti, fakat bilmiyorlardı. İnstagram bunu ortaya çıkardı. İnsanlar tuşlu telefonlardan kurtulmak istiyorlardı fakat bunu bilmiyorlardı. iPhone bunu ortaya çıkardı. Bu tür birçok örnek verilebilir, anladınız zaten ne demek istediğimi.

Demem o ki, riske girmek bu noktada devreye giriyor. Kullanıcıların ne istediğini bilmek tahmin etmek demektir, riske girmek demektir. Başarı dediğimiz kavramda az önce bahsettiğim gibi elde ediliyorsa, başarı yolunda riske girmek kaçınılmazdır.

İlk GUI Kullanan Bilgisayar

Bu yazımızda hem GUI’nin ne demek olduğundan, hem de ilk GUI kullanan bilgisayardan bahsedeceğim.  Çünkü ilk kullanma aşamaları biraz pişmanlık dolu geçiyor.

GUI NEDİR ?

Açılımı Graphical User Interface, yani grafiksel kullanıcı arayüzü olan, bilgisayarlarda işletilen komutları ve çıktıları simgeler, pencereler, düğmeler ve paneller ile kullanıcıya daha kolay bir deneyim sağlatan sistemin genel adı oluyor. Yani şu anda yazıyı okuduğunuz pencere, yazıyı kopyalamanız, fareyi oynatmanız hepsi bu sistem içinde yer alıyor. Arayüz yani. İlk kim bulduysa baya işe yarayacak bir şey bulmuş. Kimse 1010101’lerle uğraşmak istemezdi yani. Olayın tarihi ise şöyle:

İlk arayüz kullanan bilgisayar bilindiği gibi Apple Lisa değil. İlk olarak Xerox firması, 1973 Nisan’ında ilk kullanıcı arayüzlü bilgisayarı yapıyorlar. Adı Alto. 3 tuşlu fare, bit-map li görüntü, grafiksel bir windows, ethernetli internet kullanan bu bilgisayar, göründüğü gibi gelecek vadeden bir bilgisayar. Xerox yine geliştirmeye devam edip 1981 de daha profesyonel bir arayüzlü bilgisayar yapıyor. Star adını verdikleri bu bilgisayar, duble tıklanmalı ikonlar, üst üste pencere olabilen windows işletimi, diyalog kutuları ve 1024*768 monokrom görüntü. O zamanın devrimi resmen. Fakat Xerox yöneticileri, bu arayüzü yapan ekibe “böyle şey mi olur, kullanıcı fare mi kullanır” gibi saçma sitemlerle projeyi onaylamıyorlar. Bunun sonucunda Star ve Alto rafa kaldırılıyor.

Bunun sonucunda Apple kurucusu Steve Jobs, o dönem Apple yükselme yıllarında tabi, Xerox’u ziyarete geliyor. Rafa kaldırılan bu projeleri gördüğünde bu projelerin rafa kaldırılmasının aptallık olduğunu söylüyor. Xerox yöneticileri dinlemiyor tabi. Bunun üzerine fırsatı değerlendirmeyi iyi bilen Jobs, Xerox’ta ki GUI sistemini geliştiren ekibi Apple’a alıyor ve Apple Lisa’yı çıkartıyor. Böylelikle dünya, gelecekte herkesin evinde bulunacak olan GUI ile tanışmış oluyor. Arayüzün tarihi böyle yani. Pişmanlıkla dolu demiştim, çünkü Xerox bu projeleri rafa kaldırmayıp değerlendirmeyi bilseydi, şu anda ortalıkta Microsoft, Apple’dan üstün bir Xerox görebilirdik. Fakat değerlendiremediler ve şu zamanlar fotokopi, yazıcı ve tarayıcı alanında ürün geliştiriyorlar. Jobs’un ise fırsat değerlendirme kabiliyetini de görmüş oluyoruz. Teşekkürler GUI’yi raftan çıkarıp dünyaya bahşeden adam !