Kurtlar Vadisi ilk 97 Bölüm – Tüm Bölümler İncelemesi – Senaryo Özeti

Kurtlar Vadisi ilk 97 bölüm, benim izlediğim diziler arasında en sevdiğim, en bağımlısı olduğum dizidir. Bu karşılaştırmayı dünya bazındaki diziler ile de yapıyorum. Aşağıdaki paragraf bütününü 2019’da yazmıştım, ardından edit başlığından sonraki kısımda ise vakit buldukça izleyip özetlediğim bölümlerin incelemeleri, detayları ve özetleri yer alıyor. Diziyi izlemeye vakti olmayanlar, izleyip detayları görmek isteyenler, ya da diziyi izlemek yerine okumak isteyenler için, belki de akademik araştırmalarında kullanmak isteyenler için buyursunlar. İki ricam var, birincisi lütfen cümleleri izinsiz aynı şekilde kullanmayalım. İkincisi, gerçi bu rica değil, uyarı, aşağıda ağır spoiler ile karşılaşacaksınız, o yüzden şimdiden uyarayım.

———–

Benim projem, bildiğiniz gibi tarih, medya, politika ve kültür üzerine. Bu yüzden, insanların politik anlayışı da bizim için veri niteliği taşıyor. Ülkemizin yüzde 60’ından fazlası politikayı Kurtlar Vadisi’nden öğrendiği için, bu diziyi izleme gereği duydum, ama sadece ilk 97 bölümü, çünkü Pusu dediğimiz bölümlerin politikayla pek alakası yok. Buyurunuz, Kurtlar Vadisi ilk 97 bölüm incelemesi..

Dendiği gibi, her ne kadar doğrudur bilinmez ama Kurtlar Vadisi ilk 97 bölüm politikayla içli dışlı. İlluminati kavramını bunlar getirmiş Türkiye’ye. Pek çok olayın arkasında derin devletin olduğunu bunlar belirtmiş hep.

Tek bir eksiklik gördüm dizide, Polat’ın Elif’in mezarının başında ölmeyi beklediği ünlü bir sahne var, o sahneyi 97. bölüm final sahnesinde görmek isterdim.

İkinci başka bir husus da, en sevdiğim karakterlerden ilk üçü. Kuşkusuz bunlar, Süleyman Çakır, Laz Ziya ve Halo Dayı. Yok böyle karakterler ya.

İzlenmesi gerekir mi bilinmez ama, dendiği gibi insanı etkileyen bir Türk dizisi, senaryo ise gerçekten iyi.

Edit – 2023 Ekim ve Sonrası… Kurtlar Vadisi İlk 97 Bölüm’e Tekrardan Bir Bakış

Şimdi ben bu yazıyı ilk defa Temmuz 2019’da yazmışım. Benim projem dediğim proje de Ataforum projesiydi, tanıyanlar hatırlar:) Sonra Kurtlar Vadisi İlk 97 Bölümü tekrardan 2022 baharında izlemiştim, Full HD bölümleri youtube’a yüklenince. Erasmus’taydım o ara, iş yaparken kenarda izliyordum. Şimdi ise, tekrar başlamak istedim. Her izleyişimde yeni bir şey yakalıyorum dizide. Her bölümü özetlemek istiyorum aslında.

kurtlar vadisi ilk 97 bölüm inceleme emirhan kabakci

1. Bölüm

Kosova’da 2. katiplik yapan Ali Candan, mentörü, derin devlet ajanı Aslan Akbey tarafından yeni bir görev için Türkiye’ye çağırılıyor. O sırada Türkiye’de bir haftada 3 cinayet işlenmiş, Barış Bulmaz, Önder Zülfi Koçar ve Behiç Türkcan. Amaç, yeraltı dünyasının lider konseyi tarafından belirlenen karar ile kadro güncellenmesi. Öldür ve yerine kendi adamını sok, güncelle. Bu öldürme işini ise konsey yetkisiyle Süleyman Çakır yapıyor. Çakır tetikçi. Konsey ise Mehmet Karahanlı liderliğinde bir konsey. Bir yılda akladığı para yaklaşık 125 milyar dolar. Büyük para. İlk bölümde, konseye kumarhaneci Tombalacı Mehmet’de katılıyor. Ali Candan’a verilen görev, bu konseyi tüm bağlantılarıyla çökertip ifşalayarak mafyayı bitirmek. Bunu kanıtlarla yapmak gerektiği için amaç öldürmek değil, içeri sızıp tüm foyaları dökmek. O yüzden yeni bir kimlikle bu yola girmesi lazım, yeni kimlik ise Polat Alemdar.

“Sonunu Düşünen Kahraman Olamaz”

2. Bölüm

“Kendi hikayesinden memnun olmayanlar başkalarının hikayelerinde yaşarlar.”

“Senin o doktorların var ya şef, ameliyatı eksik yaptılar. Her şeyi değiştirdiler, peki ya kalbim? Kalbim şef?”

Ali Candan’ın yüzü değişti, Polat Alemdar oldu. Yeni kimliğine alışmaya çalışıyor, yeni hayatını ezberliyor. O sırada, yeraltı dünyası isimlerinden ve yine konsey emri altında çalışan Şevko, Ali Candan’ın ailesinin yaşadığı mahalleye çökmek istiyor, o arazileri ucuza kapatmak istiyor, Kanlıca Sırtlarına. Aynı zamanda hem Şevko, hem Çakır, yeni bir kumarhane açış izni bekliyor. Bu da aralarında bir soğuk savaş yaratıyor. Ortada üç durum var, yeni hayatına alışmaya çalışan Polat Alemdar, Şevko ve Çakır arasındaki soğuk savaş, Polat’ın, yani Ali Candan’ın ailesine bulaşan Şevko. Şevkoya direnen de Elif Eylül var, avukat ve aynı zamanda Ali Candan’ın nişanlısı. Ali Candan’ın sahte ölümünden (ki bunu kimse bilmiyor tabii) sonra kendini kaybedip işe güce veren, mafyaya bulaşan (yukarıdaki olay) birisi. Bu inadı, ofistekilere de mahalleye de zarar veriyor.

3. Bölüm

“Her şeyin bir zamanı var evlat, her şeyin. Yaşamanın, sevmenin, ölmenin.”

Bu bölümde ilk defa Çakır’ın ailesini, Ömer Baba’nın ebrularını görüyoruz. Ömer Baba, Ali Candan’ın babası, mahalle müezzini.

Şevko’nun iyice bastırmasından dolayı Elif ve Ömer Baba Duran Emmi’ye yardıma gidiyor.

Aslan Akbey Polat’a bir sahnede omlet yapıyor, o esnada Polat’ın Aslan Akbey’e dediği laf: “Omlet yapmak ihtilal yapmaya benzemez.” İhtilalde derin devletin parmağı mı var?

“Çakır ortadan kaldıracağın bir hedef değil. Ona bir nefes kadar yaklaşmanı istiyorum.”

“80’den sonra kabadayılık yerini mafyaya bıraktı.” Ömer Baba’nın Elif’e anlattıklarından bir cümle. Duran Emmi’yi beklerken.

Bu bölümde konseyde Şevko ve Çakır’ın kumarhane izni konuşuluyor. Hangisine verilecek diye.

Bu bölümlerde Laz Ziya, konseyin silah kaçakçısı üyesi, karadeniz şivesiyle konuşuyor, sonradan düzeliyor.

Çakır’ın çocuklarla futbol oynadığı bölüm bu bölüm.

Duran Emmi, Ömer Baba’nın ricası üzerine Şevko’nun ofisine gidiyor, ikazda bulunuyor. Şevko hem kibar hem sert şekilde karşı çıkıyor çünkü karar büyüklerden geldi.

Şevko, konseyden izin kendisine gelecek sandığı için kumarhane aletlerini erkenden getirmiş.

Çakır ve Şevko, konsey tarafından çağırılıyor. Duran Emmi, Ömer baba’nın evine koruma tutuyor.

Kumarhane iznini Çakır bu bölümde alıyor.

Elif Eylül’ün şevkolara açtığı davadan dolayı ofise baskın yemesi ve ofis arkadaşlarının hırpalanmasından dolayı ofistekiler Elif’e trip atıyor.

“Emmi, bir tür mahkeme.”

Farklı bir görev farklı bir dünya. Ağzın sıkı, gözlerin açık, fermuarın kapalı olsun yeter. Polat’ın Kurtlar Vadisi’ne girişi bu bölümde, Duran Emmi’nin yanına, arabasını sürmeye başlamasıyla başlıyor.

“Cesaret ya iyilerin erdemi olacak, ya da zorbaların silahı. Seçim sizin.” Elif’in avukat arkadaşı Canan’ın Elif’in istifa isteği üzerine ofistekilere kestiği nutuktan bir cümle.

“Adamın hasını, kahpesinden ayır. Düşmanın bile olsa, mert birine rastladın mı, onu satma yeğenim. İcab ederse cezasını kes, ama satma.” Duran Emmi’nin Polat’a arabaya ilk bindiklerinde söylediği sözlerden bir cümle.

Polat’ın aleme girişi hızlı oluyor çünkü Şevko bildiğiniz üzere Ömer babaları ve Elifleri rahatsız ediyor. Polat’da mahalleye göz atmaya Seyfo Dayı ile gidiyor. Seyfo Dayı, Duran Emmi’nin yanında takılan eski kabadayılardan.

Polat’ın aleme girişi, adım Polat diyişi, Şevko’nun adamlarını tehditi ile başlıyor.

4. Bölüm

Elif mafyayla tanışmanın sendromunda. Deli Hikmet ile birlikte dertleşmeler başlıyor, Polat onları uzaktan izliyor. 

Ayrıca Polat artık alemde zikrediliyor. Şevko ve Çakır tarafından.

“Polat diye bi adam çıkmış ortaya”

“Polat kim lan?”

Polat yeni hayatına alışamıyor daha.

Elif’in annesini ve kardeşini ilk defa bu bölümde görüyoruz doğru düzgün. Annesi asabi, kardeşi Eren ise saygısız.

Aslan Akbey, Polat’ın Elif’in bu kadar yakınında olmasından rahatsız. Bir yandan Karahanlı’nın hamlelerini tüm gazetelerden izliyor.

Şevko’nun makinelerini Çakır’a satmaya çalışıp beceremediği, “Ulan yalan söylüyor!” repliğini söylediği bölüm bu bölüm

Nakliyeci Sefer bu bölümde ilk. Çakır’la akdi imza atıyorlar.

Şevko Kanlıca’daki evlere yeşilleniyordu hatırlarsınız. Elif Eylül’de onları savunuyordu. Oradaki ev sahipleri, korkudan mıdır bilinmez ama tapularını Şevko’ya götürüyor.

“Bi insan oğluna bu ismi nasıl koyar? Hakediyor mu bari?” Polat’ın Memati’yle tanıştıktan sonra Seyfo Dayı’ya sorması.

Çakır bu bölümde Meral’in yattığı adamı öldürüyor. Takım elbiseden çakıyor.

Derya, Çakır’ın kardeşi tam bir deli. Yanındaki adam bacağına baktı diye silahı çekip sıkıyor.

Polatla Aslan Akbey’in sonraki ilk buluşması Gazete okumak üzerine. Bu detayı ve sahneyi mutlaka izleyin. İki-üç farklı haberi kombine edip mükemmel bir analiz yapıyor Aslan Amca.

“O 3-5 kişi benim bütün geçmişim!”

“Senin geçmişin falan yok!”

“Tamam geçmişimi sil, ama ailemi, geride bıraktıklarımı koru.”

Sonra farkediyoruz ki Şevko, Elif Eylül’ü öldürmeye çalışıp otoparkta suikast düzenleyince Aslan Akbey’in adamları onu kurtarıyor.

“Pek hoşgelmedik emmi.”

“Keyfin bilir..”

Şevko, Emmi’nin yanına gidince aldığı cevap.

Şevko ile Polat’ın ilk yüzyüze geldiği bölüm bu.

Aslan Akbey, Elif Eylül’ü öldürmeye çalışan adamı Duran Emmi’nin kahvesinin önüne atıyor. Şevko’da, Duran Emmi’de şaşırıyor tabii.

5. Bölüm

“Bir yanda emmi, bir yanda Şevko. Çakır ise pusuda. Savaş başlıyor.” Aslan Akbey

“Barış romantiklerin işidir beyler, savaş ise çağımızın bir gerçeği.”

Savaş için her şey hazırdı. Avusturya prensinin vurulması gerekiyordu o kadar.

Konseyin Amerika – Irak savaşı hakkında yaptıkları yorumlar akılalmaz derecede gerçekçi ve ekonomiye bağlı. Mükemmel analiz.

Hikaye aynı anda birçok şeyi içeriyor. Ali Candan – Elif Eylül ilişkisi, Elif Eylül’e düzenlenen suikast, Duran Emmi – Şevko savaşı, Aslan Akbey’in planları, Polat’ın alışma süreci, konseyin çalışmaları, Çakır’ın kumarhaneyi açışı vb. Hepsi de bir şekilde birbiriyle ilişkili. Mükemmel bir senaryo.

Gökhan Kırdar farkı ya. Müzikler aşırı iyi ve müziklerin yerleştiği yerler mükemmel ötesi.

“Yoksa seni bulunduğun yere getirenler, ordan almasını da bilirler.” Kılıç’ın Şevko’ya atarı.

Şevko, Çakır’ın üstünde olduğu mekanlardan haraç alıyor. çakır’ın buna bir şey yapmaması tamamen siyaset. Çakır, savaşı başlatan olmak istemiyor. Akıllı oynuyor.

Ömer Baba’nın ebru yaptığı, öğüt verdiği sahneleri çoğu kişi atlıyor ama şöyle bir şey var, diziye ve yaşananlara müthiş bir anlam yüklüyor bu maneviyatlar, sahneler. Mutlaka izlenip, dinlenip özümsenmeli bu sahneler.

Şevko ile Çakır yavaş yavaş yüzyüze düşmanlaşmaya başlıyor. Şevko Çakır’dan para istiyor.

İlk kurşun Şevko’dan gelmeli Memati…

Kurtlar Vadisi’nin en sevdiğim yanı bu. Maneviyat, siyaset, hayat ve aksiyonu hep bir arada ve iç içe veriyor insana.

Polat (Ali Candan) ve Elif hala çok fena acı çekiyorlar. Hakeza Deli Hikmet, Ömer Baba ve Nazife Anne’de öyle.

Bu bölümde Derya Çakır’ı ve Süleyman Çakır’ı, ailesini daha yakından tanıyoruz, Çakır’ın geçmişini, pilav satışını görebiliyoruz.

Çakır’ın Şevko’nun kuzeninden haraç kestiği bölüm bu. Efsane bir strateji, parayı Şevko’nun bir cebinden alıp diğerine koymak.

Şevko’nun Duran Emmi’nin mekanına saldırı düzenleyip Polat’ın onları kurtarması, ve ardından Çakır’ın ona borçlanması.

“Sana canımızı borçlandık Polat. Canpolat. Bundan böyle kardeşiz.”

“Dostun dostumdur, düşmanın düşmanım.”

6. Bölüm

Şevko – Duran Emmi düşmanlığı resmileşti artık. Alem biliyor.

Polat’ın silah söktüğü sahne.

“Sen beni öz yeğenin say, ben senin gençliğin olayım.”

Derya ile Polat bu bölüm tanışıyor.

Özellikle Baron’un uluslararası bilgilerine erişmek istiyor Aslan Bey. Daha fazla hızlanmak istiyor. Amerika Irak savaşının oldukça fazla konuşulduğu bölümlerden.

“Bin kere ölemem, ama istersen bin kere öldürürüm. Kendine iyi bak şef.”

Elif neredeyse deliryumda. Ali’yi rüyasında gördü diye aynı şekilde ölmek isteyip kaza yapıyor kendi kendine.

Aslan Akbey’in, savaşı körüklemek ve çatışmaları artırmak için, Polat’ı daha aktif kılmak için Duran Emmi’yi öldürdüğü sahne bu sahne. Tabii bunu kimse bilmiyor şimdilik, Polat bile. Herkes Şevko’nun öldürdüğünü düşünüyor.

“Alem senin gibi bir adamın intikamını alan adama saygı duyar.”

“İşte bu yüzden Emmi, sen bile olsan, iki kişinin bildiği sır değildir.”

“Vatan saolsun. inne ileyhi ve inne ileyhi raciun Muhammeden Resulün.”

Polat, Ali olduktan sonra Ömer Baba’yı ilk defa Duran Emmi’nin cenazesinde görüyor.

“Sen haklı çıktın canpolat. Biz burada racon konuşacağımıza raconu kesseydik işler böyle olmazdı.”

Ali Candan’ın evlatlık olduğunu bu bölümde anlıyoruz tam olarak. Duran Emmi’nin Elif ve Hikmet’e söylemleriyle.

“Dünyasına, dünyasına. Aldanma dünyasına. Dünya benim diyenin dün gittik dün yasına.”

Ömer Baba, sırrımızı başkalarıyla paylaşırsak o sırrın kölesi olacağımızı, içimizde tutarsak o sırrın bizim kölemiz olacağını söylüyor. Ardından da ekliyor: “İki kişinin bildiği sır değildir.” Aslan Akbey ile aynı sözü söylemesi ilginç.

Polat ve Çakır, Çakır’ın yazıhanesinde Şevko hakkında konuşuyorlar.

Şevko, Emmi’yi öldürmeleriyle ilgili korku ve şüphe içinde. Belirsizlik onun için baya kötü oluyor.

Kılıç, Çakır ve Şevko’yu çağırıyor. Çakır, Polat’a yazıhanede beklemesini söylemesine rağmen Polat Çakır’ı gizlice takip ediyor.

Kılıç, Çakır ve Şevko’yu azarlıyor çünkü denge için bu ikisinin barışık olması şart.

Şevko, Kılıc’ın yerinden çıktıktan sonra Polat onu takibe alıyor. Yeri buluyor ama hamle yapmadan önce Çakır’ın yanına geliyor. Çakırla hafif bir tartışma yapıyorlar. (Devlete mi çalışıyorsun sen?)

“Polat Alemdar’ın Şevko’yu öldürmeye geldiğini haber ver.”

“Polat. Kimine göre canpolat, kimine göre can alan polat.” Polat, Şevko’yu tehdit ederken parasını da alıyor. Sonra o parayı naptığını ileriki bölümlerde göreceğiz.

7. Bölüm

“Senin de ilanını ben vericem Mehmet Karahanlı..” Polat’ın deniz kenarında sabah şafağında mavi gökyüzünde mavi tonlarında yürüyüşü aşırı nostaljik bir sahne. Resmen soba kokuyor sahne.

Aslan Akbey ile MIT’in birebir konuşmaları, Kuzey Irak konuşmaları, Talabani Barzani konuşmaları, bu dizinin gerçek hayata olan yorumlarını çok gerçekçi şekilde seyirciye sunuyor. Türkiye’nin pozisyonu konuşuluyor bu konuşmada. MIT’nin Aslan Bey’den talebi gerçek veriler ve Barzani’nin elindeki Türkmen Emin İzzet’i gizlice kurtarıp Türkiye’ye getirmek istiyorlar.

“İçerisi de bizim, dışarısı da bizim. Biz ufkumuzu geniş tutmak zorundayız.”

Tuncay Kantarcı’yı ilk defa bu bölümde görüyoruz. Nakliyeci Sefer’i azarlıyor bu bölümde, Kantarcı’dan izinsiz mal geçirdiği için. Nakliyeci Sefer’den 2 milyon dolar istiyor, onun tırını çevirdiği mal da Çakır’ın malları. O yüzden Kantarcı, sözleşmeyi dinlemiyor, ister Çakır ister Sefer getirsin, ona 2 milyon doların ödenmesi gerekiyor. Sefer’in ve Çakır’ın durumunu Kantarcı’ya ispiyonlayan kişi tahmin edebileceğiniz üzere Şevko.

Şevko Polat’tan bilgi almak istiyor. Bunun için Emmi’nin çay bahçesinin mahallesindeki birisine emir veriyor. O birisi de Seyfo Dayı’dan bilgi almaya çalışıyor aam Dayı durumu hemen anlayıp adamı kovalıyor.

Şevko’dan Çakır’a teklif. “Sen bana Polat’ı ver, ben sana 2 milyon dolar vereyim.” “Eğer Polat’ı bana vermezsen, Kılıç’a Polat’ı üstüme saldığını söylerim.”

Çakır’ın yazıhanesinde Çakır yokken Derya ile Polat’ın arasındaki muhabbet: Derya: “Sorma, sorunlar bitmiyor ki.” Polat: “Yapabileceğim bir şey var mı?” Derya: “Hıhı. 2 milyon doların var mı? (sırıtır)” Polat: “var.” ve o anda Çakır içeri girer. Derya şaşırır.

Polat, Şevko’dan aldığı 2 milyon doları Çakır’a teslim ediyor.

Bu bölümde Meral ve Nesrin detayına daha iyi bakıyoruz. İkilinin annesi detayını farkediyoruz. Meral yine kayboluyor.

Derya onu buluyor. Derya çok kaliteli kadın.

Çakır, Şevko’dan tapuları istiyor, karşılığında Polat’ı veririm diyor. Bu teklif Polat’tan geliyor. “Sırtını duvardan başka bir yere verme.”

Kabadayılık raconu Duran Emmi tarafından bu bölümde kesiliyor. Tabii Seyfo Dayı’nın rüyası. “İşte mert odur ki, yüreği kadar bileği ola.”

Bu arada Elif Eylül’ün kahvehaneye olan raconu da bu bölümde.

Ömer baba sahneleri benim için çok kıymetli. Ama orada anlatılanları burada yazmayı doğru bulmuyorum, dizide izlemek daha yararlı bence.

Derya ve Çakır otururken, Derya “abi, kimse iki kişi birden olamaz.” diyor. Tam o esnada Polat içeri giriyor. Detaylarla dolu harika bir dizi.

Çakır, Polat’a kumarhaneyi tanıtıyor ve o ünlü “Buralara gelmek hiç kolay olmadı Canpolat” tiradı ile kendi hayat hikayesini burada anlatıyor.

Sonra dışarı çıkarıyor ve Şevko’nun adamına Polat’ı yem ediyormuş gibi görünüyor. Ama aslında “bundan sonra dert çekme, tesbih çek” diyerek Polat’ın yere eğilmesini sağlayarak Şevko’nun adamının kendisini vurmasını sağlıyor. Böylelikle Şevko değil, Çakır savaşı başlatmış oluyor ve konsey de bu durumdan haberdar olacak ileride.

8. Bölüm

8. Bölümün Youtube yorumlarından bir kesit: “Asiyenin 25 yaşında ölmüş olması sebebiyle Laz Ziya’nın “benim için sen ölünce zaman durdu” diyerek saati 25 numaraya koymuş olması, Polat’ın kaybedecek bir şeyi olmadığı için tesbihi 0 üzerine koyması.” Kurtlar vadisi’nin en sevdiğim yanı böyle aşırı detaylarla dolu olması.

“Hem biz canımızdan olmadık, hem de Şevko iti savaşı başlatmış oldu. Emmi’nin kanı da davası da yerde kalmadı.” Çakır tapuları da almış oldu.

Elif Eylül, ses sistemi satan adamın yanında Çakır’a dava açıyor.

“Ne olursa olsun, öfken ve acın aklını gölgelemesin. O zaman daima kazanırsın.” Şevko’nun Çakır’ı vurmasından sonra Çakır Kılıç’ın yanına gitmişti ve bu söz Kılıç’ın Çakır’a nasihati. Kılıç, ben sadece kazanana nasihat veririm diyerek de ekliyor.

Karahanlı ve Kılıç arasındaki sohbetten önemli kesitler, Testere’nin Çakır karşısında olmasını istemeleri ve Çakır’ın Laz Ziya’nın damadı ve kumarhane iznini almasıyla birlikte Tombalacı’nın karşısında tehdit haline gelmesi.

“Sadece kumarı oynatan kazanır Kılıç. Sadece kumarı oynatan.”

“Bize lazım olan, tetikçi Çakır’ın kumarhane sahibi olup güç dengesi haline gelmesindeki arkasındaki hesabı çözmek. Gecenin kazanan kumarbazı sen ol. Kumarda kazanan yoktur, daima oynatan kazanır.” Aslan Akbey ve Karahanlı’nın sözleri ne kadar benziyor değil mi?

Testere: “Kılıç, anlamadığım nokta şu. Şevko kim? Çakır kim ki biz taraf oluyoruz?”

Kılıç: “Çakır Laz Ziya, Şevko Tombalacı.”

Polat ile Elif’in birebir buluşması ilk bu bölümde. Kanlıca tapularını Elif’e teslim ediyor.

Şevko, Polat’ı öldürmesi için bir kadın tutuyor.

Elif ve Hikmet anlamlandıramıyor Polat’ın karşılıksız tapu vermesini. Ömer Baba’ya danışıyorlar. Ömer Baba her zamanki hikayelerinden birini anlatıyor. Ben bu hikayelere değer veriyorum.

“İyilik yapandan şüphe duymayın, kötülük yapandan medet ummayın.”

Ve kumarhane açılıyor. Tüm büyükler orada. Büyüklerin kumarhaneye restoran tarafından girerken ki karizması harika.

Seyfo Dayı, alemi Polat’a tanıtıyor.

Erdal’ı ilk defa burada, kumarhane de Canan’ın sevgilisi olarak görüyoruz.

Şevko, kumarhane güvenliğine silahını vermeden giriyor içeri. Belli ki tetikçisine verecek o silahı.

Kumarhane açılış raconunda Polat kendini belli ediyor. “35 bin kat daha değerlendi.”

Derya’nın gözü Polat’ın üstünde. Bu yüzden ki tetikçi kadının hareketini anlıyor.

Ve bölüm sonu. Tetikçi Polat’ı vurmaya çalışırıyor ama beceremiyor, Polat ve Derya engelliyor bunu. Ama asıl olay şurda patlıyor, Meral, uyuşturucu içmiş bir şekilde babasını vuruyor herkesin ortasında. Bu özellikle Çakır’ın itibarı için kötü.

9. Bölüm

Çakır önce Meral’in infazını istiyor Memati’den. Sonra ise Polat’a saldıran kadının.

Memati racona uyarak kadına önce adını soruyor, öğrendikten sonra kafasına sıkıyor. Mükemmel detaylar bunlar.

Laz Ziya’nın doktor ve sağlık raporu kurşunlanma olarak değil, strese bağlı rahatsızlanma olarak belirtiliyor. Hastane de, doktorlar da onun emrinde.

Nesrin’in yalvarışı sonrası Çakır infazı iptal ediyor.

Polat, Ömer baba ve elif’le ne zaman aynı ortama girse onlar hakkında bildiklerini onlara söylüyor (kahveyi kaç şekerli içtikleri vb.) Mesela Polat’ın tapuları Elif’lere vermesi sonrası Elif ve Ömer Baba, Polat’ı ve Seyfo Dayı’yı mahalleye davet ediyor.

Bazı yazmayı gerek görmediğim yerleri atlıyorum.

Meral akıl hastanesine yatıyor.

Tombalacı, Şevko’yu kumarhane işinden çekiyor ve yeni bir seheme sokuyor. Sehem’de iplikçi, tuncay, şevko ve tombalacı var. Amaç, Kuzey Irak’taki kürtlere silah satmak.

“Kumarhane izni nasıl Çakır’a verildiyse, bu sehem izni de bize verilecek.” Aslında bu Şevko – Çakır savaşı değil, Tombalacı – Laz Ziya savaşı.

Aslan Bey’in Kuşçubaşı Eşref’in torunu olduğunu, Candan ailesiyle tanışmasını ve Ali Candan’ın nasıl Hariciyeci olmaya karar verdiğini Ömer Baba – Aslan Akbey diyaloğundan öğreniyoruz.

Laz Ziya, kızının, Meral’in infazını veriyor.

Tuncay ve Erdal’ın sınırdan geçerken yakalattıkları malları sayınca şok oldum resmen. Lav silahı bile var.

Nesrin ve Meral’in annesinin, yani Laz Ziya’nın eşinin akıbetini bu bölümde Nesrin, Çakır’a anlatırken öğreniyoruz. Çakır, Meral’in infaz iptalini Nesrin’in burdaki konuşmasından sonra veriyor ama bir sıkıntı var, Orhan (Laz Ziya’nın sağ kolu) çoktan gönderdi infazcısını Meral’in yanına.

Tulumu ilk defa bu bölümde duyuyoruz galiba.

Derya’nın Polat’tan yardım istemesi ve Polat’ın kabul etmesi üzerine Polat, Meral’i Laz Ziya’nın infazcısından kurtarıyor.

“Abim Laz Ziya’yı karşıma almam diyor.”

“Ben alırım.”

…..

“Meral’i çöz, gidiyoruz.”

10. Bölüm

“Daha kaç hayata tanık edicem, kaç hayat görücem, kaç hayata son vericem? hıh.. sonunu düşünen kahraman olamaz.”

Oy Asiye türküsünü ilk bu bölümde duymaya başlıyoruz.

Meral olaylarından sonra seheme geri dönüyoruz. Tuncay gümrüğü ayarladı, İplikçi de Şevko tarafından seheme alındı.

“Ankara zaman kaybetmek için, İstanbul zaman kazanmak için iyidir.”

Aslan Akbey Emin İzzet’in peşinde. Kuzey Irak konuşmalarını burada yazmıyorum, bölümü izleyin lütfen.

Erdal’ın Eren’e salça olmaya başlaması bu bölüm.

“Ne beyim ne efendiyim ulan. Çakırım ben Çakır!”

Şevko, Çakır’ın kumarhaneyi yolmak için 3 adam gönderiyor ama Polat’ın dikkati sayesine Çakır’ın eline düşüyorlar.

“Kimse benden çalamaz!”

Laz Ziya’nın adamları Çakır ve Polat’ın arabayı sıkıştırıp onlara eskortluk etmeye başlayınca Çakır mevzuyu anlıyor. Ve orada Çakır o ünlü “Ee sonra?” hikayesini anlatıp adamları öldürme planı yapıyor. Arkadaki “ee sonra?” dedikten sonra olan oluyor. Mükemmel bir sahne.

“Şimdi nereye gidiyoruz? Laz Ziya’ya..”

11. Bölüm

“Hasmın kapına gelecek kadar cesursa, sen de karşısına çıkacak kadar cesur ol.”

Çakır ve Laz Ziya’nın arasındaki buzlar bu karşılaşmada erimeye başlıyor.

Tüh! Öyle dedim ama unutmuşum o kısmı. Çünkü Laz Ziya, Şevko’dan Çakır’ı öldürmesini istiyor. Buraları unutmuşum.

Eren ve Elif arasındaki ilişkiye daha fazla dahil olmaya başlıyoruz. Eren Eylül kendini belli etmeye başlıyor.

Canan’ın kendisini reddetmesine sinirlenen Erdal, intikamını Eren aracılığı ile alacak. Eren’in senaryoya dahli bu şeklide.

“Memati.. Şevko’ya ait bütün mekanlarını bas. Hayatta kalmak istiyorlarsa bana tabii olmaları gerektiğini söyle..”

Şevko’daki akıllılığa bakın. Polat’ın değil, Derya’nın takip edilmesini istiyor. Polat’ı takip ederse yakalanacağını biliyor.

Polat’ın Hikmet ve Ömer Baba ile mahallede aralarına ilk girmesi bu bölüm. “Ölmediğini biliyordum Yusuf’um!” anlamı arıyorsanız bölümü izleyin:)

“Aldığım istihbarata göre Kuzey Irak’a uçaksavar satılacak.”

“Abine, Polat’ın elimde olduğunu söyle.” Şevko, Laz Ziya’dan aldığı emirle Çakır’a ulaşmak için Polat’ı kaçırıyor.

12. Bölüm

Derya, Meral’i Seyfo Dayı’ya bırakıyor.

Bazı küçük detaylar var, kurpiyerlerin fingirdeşmesi vb. ama onları burada bahsetmeyeceğim. Ana senaryoya bakacağım.

Canan Erdal’ın elinde. Elif, Eren’in Erdal’a sürüklenmesiyle uğraşıyor. Polat Şevko’nun elinde. Çakır ne yapacağını düşünüyor.

Polat, sevkiyat için yeni tırlar ayarlayan Nakliyeci Sefer’i Şevko’nun yanında görüyor. Orada anlıyor Kuzey Irak işinde Nakliyeci Sefer’in de olduğunu.

Laz Ziya, gazetelerden sehemin varlığının farkına varıyor ve araştırmaya başlıyor. Sehem arkada Tombalacı liderliğinde Tuncay, Nedim ve Şevko ile ilerliyor. Tüm bağlantılar ve geçişler tamam.

Tuncay, sağlık malzemeleri kaçakçılığı için Erdal’a şirket kurdurtuyor ve Erdal’da bu şirketi Eren’in üzerine kuruyor.

En nefret ettiğim sahne, Erdal’ın gerçek yüzü. Canan’a gelinlik giydirip tecavüz ediyor şerefsiz.

“Allah bize değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenme gücü, değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu versin inşallah.” – Ömer Baba

Çakır Polat’ı kurtarmaya giderken polisler tarafından durduruluyor. Sebep, Elif Eylül’ün müzisyeni korumak için açtığı dava.

Nesrin, Meral’in yaşadığını öğreniyor çünkü Meral arıyor.

Aslan Akbey’in Emin İzzet Kurtarma Operasyonu bu bölümde. Emin İzzet dışındaki rehineler kurtarılıyor ama Emin İzzet götürülmüş bulunuyor.

Polat’ın ünlü nefes tuttuğu sahne bu sahne. “Daha iyisini yapabilirim..”

13. Bölüm

“Allah’ım, düşmanım da olsa kapıyı çalan erkek olsun.” Seyfo Dayı, Polat’ın çaldığı kapıyı açmaya giderken. Yeraltı dünyasının kadınlara bakış açısı yansıtılıyor dizide.

Aslanı yaralı bırakmayacaksın.

“Bir gecede hukuk devleti olduk!” Şevko’nun Çakır’ın davasına olan sitemi. Ülkenin durumuna harika gönderme.

“Polis değil, KGT!” Polat Alemdar, Nakliyeci Sefer’den sehemin uçaksavarlarının hangi plakalı tırlarla nereden Kuzey Irak’a taşındığını (İskenderun) öğreniyor ve Nakliyeci Sefer’i öldürüyor. Hemen ardından bu bilgiyi gizli şifreleme ile Aslan Akbey’e bildiriyor. Aslan Akbey o sırada Cizre’de Irak Milli Türkmen Cephesi Komutanı Halil Ahmet ile görüşme içerisinde. Bu görüşmeyi lütfen bölümden izleyin. Barzani’den, Özal’dan, hepsinden bahsediliyor ve çoğu gerçekleşen konular.

“Siz müsterih olun. Biz gerektiği zaman gerektiği yerde oluruz.”

Talabani savaşçı, Barzani diplomatiktir.

“Çakır ona Canpolat diyor. Artık ben de ona bir can borçluyum.” Nesrin, Meral’e kavuştuktan sonra.

Çakır’ın ilk mahkeme sahnesi bu bölüm. “Erkek adam küpe takmaz!”

Aslan Akbey, Mardin il sınırında uçaksavarların taşındığı tırları çeviriyor ve alıyor.

Elif Eylül, Çakır’ın adamları tarafından ele alınıyor. Çakır, yazıhanesinde tam Elif’i öldürecekken Polat elini tabancanın horozunun arasına sokuyor ve öldürmesine engel oluyor.

“Şu minicik İsrail, bomba atmadan bir şey yapmadan bu savaştan nasıl karlı çıkıyor Ömer Baba ya?” Deli Hikmet’in dedikleri çok fazla gerçeklik payı taşıyor.

“Devletlerin devletlere, insanların insanlara yaptığı budur: Önce baskı, sonra rahatlık.”

Şevko, dönen dolapları bir gazeteciye ulaştırmak istiyor. “Bizi yaşatmazlar..”

Laz Ziya, sehemin detayını İplikçi Nedim’den öğrenmeye çalışıyor. Sonra sehem işinin Şevko ile alakası olduğunu öğreniyor ve Laz Ziya, Şevko’nun peşine düşüyor.

Tombalacı’da tırların kaybından dolayı Şevko’nun peşine düşüyor.

Memati, Şevko’nun sağ kolunu öldürerek Şevko’yu öldürüyor.

Tombalacı, Şevko’nun aklanmak için ispiyonlarını teslim ettiği gazetecinin müdüründen Şevko’nun her şeyi ötmek istediğini öğreniyor.

Şevko’nun saklandığı hastanenin sahibi de Laz Ziya’ya haber veriyor.

Ve son. Çakır ve Polat asansörden yukarı çıkarken Şevko birisi tarafından aşağı atılıyor ve tüm gazeteciler Çakır ve Polat’ın resmini çekiyor.

Bu bölüm hem Şevko’nun, hem Nakliyeci Sefer’in sonu.

14. Bölüm

“Ne diyorsun Orhan? Kurtlar kocadı mı?”

“Estağfurullah abi.. O köpeklerin haddini bilmezliği.”

Mallar gitti. Tırlar gitti. Şevko öldü. Herkes gergin ve birbirine sarıyor şu an.

“Bu malları kaybeden, bizim de henüz bilmediğimiz üçüncü bir kişi var.” Karahanlı

Mesele avuç meselesi değil, avucunda para olanların meselesi. İsrail’in güçlü olmasının sebebi, Yahudi zekalarıyla parayı kullanıp Amerika meclisindeki adamları satın almaları.

Nizamettin, tarihi eser kaçırmak için konseyden izin alıyor.

Çakır’ın baktığı gazeteye bakın, Şevko’nun gazetecisinin adı Uğur Işıkçı. Bir şey dikkatinizi çekti mi?

Konseyde Çakır’ın sefirliği konuşulmaya başlıyor. Şevko’dan o koltuk boşaldığı için. Ama bu konu şimdilik erteniyor ve İstanbul Kılıç’a emanet ediliyor.

Aslan Akbey, MIT’ten uçaksavar operasyonunu gizliyor.

Şevko’nun oğlu ve Çakır&Polat arasındaki iletişim çok değerli bir sahne. Çünkü mafyanın arkaplanını, duygusal yönlerini de açığa koyuyor.

Erdal, Eren’i Elif’in evine bırakırken Elif’in evini, dolayısıyla Canan’ın yerini öldürüyor.

Memati, Derya’yı takip ettiriyor gizli gizli.

Tuncay ve Polat, cenazede tanışıyor.

“Sizce kim öldürdü?”

“Çakır’ın yanındaki adamı araştır. Daha önce gördüğüm türden bir adam değil, bunun şakası yok.” Karahanlı’nın Kılıç’a talimatı, Polat için.

Ve Çakır ve Polat’ın ünlü diyalogu:

“En büyük o mu?”

“En büyük o mu bilmiyorum ama.. Çok büyük!”

“Çok geziyorsun Erdal. Çok gezenin ayağına bok bulaşır.” Tuncay’ın Erdal’a söylediği.

Polat’ın ünlü “Derler” hikayesi bu bölümde. Sen bu kayığa bindin ya, vermesen de verdi derler..

“Beyefendi sigara içmek yasak!”

“Neyse parası veririz.”

“Duyduğum ismi, okuduğum yazıyı, gördüğüm yüzü unutmam” Polat Alemdar..

Adliye önünde Polat ve Çakır’ın ifadeleri harika.

Polat: “Biz yaşayanın da, ölenin de arkasından konuşmayız.”

Gazeteci: “Siz kimsiniz?”

Polat: “Yerinde ve zamanında konuşanlar.”

Laz Ziya, gümrükçünün de ifadesini alıyor. “Tuncay senden ne talep ederse anında Orhan’a bildireceksin.”

Memati, Derya ve Polat’ın Seyfo Dayı’nın evinde buluştuğunu görüp Çakır’a bildiriyor ve Çakır Seyfo Dayı’nın evini basıyor, kapısını kırıyor. O an Seyfo Dayı evde değil tabii, Polat ve Çakır birbirlerine silah çekiyorlar. Bu sahneyi her izleyişimde heyecanlanıyorum.

15. Bölüm

Yorumlardan bir kesit: “Bugünün tüm gençleri Deli Hikmet. Her şeyi biliyor olup hiçbir şey yapamamanın çaresizliği yüreklerimizi yakıyor.”

Çakır Meral’i görünce olayı yanlış anladığını farkediyor ve utanıyor, sinirleniyor ve gidiyor.

“Dost gibi olucam, dost olmayacam demiştim. Büyük konuşmuşum.” Polat, Çakır’ın sinirinden sonra Çakır’a daha bir bağlanıyor. Ama Çakır’a anlatmamakta haklı. Çünkü Çakır, Laz Ziya ile buluşuyor bu olay sonrası ve Meral’in yaşadığını mimikleriyle belli ediyor.

Laz Ziya, Çakır’dan sehemi kuranı bulmasını istiyor.

“Aç adam para kazanır, açgözlü adam hiçbir şey kazanamaz” Tuncay Kantarcı

2003’de yayınlanan bu bölümde Tuncay ve Erdal’ın maske, çin ve SARS virüsü konuşmasını izleyin. Tam olarak Simpsonlar gibi öngörmüşler.

MIT, Aslan Akbey’e baskı kuruyor uçaksavarların yerini öğrenmek için. Aradaki konuşmaları buraya yazmıyorum, baya derin konular ve yazılması uzun mevzular. Ağırlıklı olarak Kuzey Irak Savaşı etrafında dönüyor.

KGT’nin içinde köstebek var.

“Benim verdiğim bilgiler kadar ufkunuz olsaydı Amerika Orta Doğu’da askeri bırak çoban gezdiremezdi.”

Erdal’ın psikolojisinin kısır olduğu için bozuk olduğunu farkediyoruz bu bölümde. Eşiyle olan tartışmasından.

Aslan Akbey, köstebeğin olduğunu ve dikkatli olunması gerektiğini Polat’a sinemada bildiriyor.

Tuncay, Nakliyeci’den önce Seyfo Dayı’nın Nakliyeci Sefer’i soruşturduğunu farkediyor.

“İkinci İbrahim Telemen vakası Şevko’nun olayı..”

Laz Ziya Tuncay ile ortak oldu. Çünkü uçaksavarların yerini almak için strateji üretiyor. Gümrükçüyle yaptıkları anlaşma da var.

İplikçi Nedim banka alıyor. Nedim’den daha önce bahsettik mi hatırlamıyorum.

Aslan Akbey’in MIT’in istediği Irak’taki Şii yapılanması hakkında Ömer Baba’dan bilgi alması çok ilginç.

“Bu bölgede dengeler çok çabuk değişir Aslan Bey..” Anlattığı Kerbela hikayesi de çok etkileyici.

“Sen kırıldığın için ben sana geldim. Şimdi sıra sende.” Polat, kumarhanede Çakır’ın yanında.

Tuncay, Seyfo’nun kaldırılıp sorgulanmasını istiyor.

Laz Ziya Tuncay’ın işini bozuyor, bakanlık denetleme yapıyor. Tuncay’da bu bozulan işin ait olduğu şirketi (ki o da Erdal’ın Eren’in üstüne yaptığı şirket) bozmasını istiyor. İşte Eren’in başının yanmaya başlaması bu şekilde başlıyor.

“Hasret mi zor, vuslat mı..”

Elif’le Polat’ın Kız Kulesi önündeki bankta ilk oturuşunu görüyoruz. Bu sahneleri çok seviyorum..

Seyfo Dayı’nın vuruluyor ve Elif’in arabasına bindirerek hastaneye gidiyoruz.

Erdal, Eren’i bir yere kapatıyor Canan’a ulaşmak için.

Çakır geliyor hastaneye. Küslük bitiyor.

“Sen benim bebeğimi çaldın, ben de senin kardeşini.” Erdal’dan Elif’e.

16. Bölüm

Nerde buluruz bu iti? Çakır ve Polat, Seyfo’yu vuranları ve Erdal’ı aramaya başlıyor. Ayrıca Sehem’i de çözmeye çalışıyorlar.

“Bize söven bizdendir de bize sövdüren bizden değildir.”

Çakır ve Polat, Tuncay’la konuşmalarında Erdal’ın alınmasını istiyor ve o esnada Polat mimiklerden anlıyor Tuncay’ın Seyfo’yu vurdurduğunu. Sıyrıktan dolayı.

Çakır – Meral – Derya barışıyor artık.

“İkinci teskerenin geçmemesi bizim için çok kötü oldu.” Karahanlı’nın Başbakan ile görüşmesi. Bir diziden daha fazlası.

“Adamın hikayesinde her şey var ama yaşayan tanığı yok. Bir tek Leyla. Lübnan’dan araştıralım” Karahanlı, Polat’ın Emniyet bilgilerini okuyor.

“Banka almak niyetindeymişsin..” Karahanlı’dan İplikçi’ye. Irak pazarındayız. Nakite ihtiyacımız olacak, epey paranı alırım.

“Sizle görüşmem tamamen nezaket niyetinedir. Siz de biliyorsunuz ki KGT hiçbir müsteşarlığa veya kuruma bağlı değildir.” Aslan Akbey,’in MIT’in ikinci adamının uçaksavarların yerini inatla sormasından dolayı verdiği cevap

“Aman Aslan Bey, biz Amerika ile bozulan ilişkilerimizi İsrail ile düzeltmeye çalışıyoruz..”

Tuncay, Erdal’ı tımarhaneye gönderiyor, Polat ise şirket işini araştırıyor.

Tombalacı, Tuncay’ı Laz Ziya’ya karşı dolduruyor.

Laz Ziya, yıllar sonra Nesrin’in (Çakır’ın) evini ziyaret ediyor. Torunlarını görüyor. Amaç Meral tabii.

Pusat Çakır’ın Laz Ziya’ya raconu çok komik 😀

Polatlar Erdal’dan bilgi almaya gidiyor ama Erdal deli takliti yapıp aklanıyor.

Ve bölümün sonunda Tuncay’ın arabası yolda taranıyor.

17. Bölüm

“Hangi kansız kanımızı döktü lan Abidin?”

Tombalacı Kumarhane’ye habersiz geliyor. Sehemin Laz Ziya’yı kurduğunu söylüyor, ortalığı karıştırmaya çalıştırıyor, kayınpederine dikkat et diyor.

Bu bölümde Erdal iyice kafayı yemeye başlıyor, babasının yaptıklarını da görüyoruz bu bölümde.

“Bir ömür ihtiyarlamak istemiyorsanız umudunuzu hiç kaybetmeyin benim güzel kızlarım..”

“Sehemi kim kurmuş, Şevko’yu kim öldürdüyse Tuncay’ı o vurmuştur” diyor Laz Ziya.

“Ülkelerin dostları yoktur, çıkarları vardır.” Aslan Akbey…

“Kahpelik gizli yapılır, gizli kalmaz Seyfo. İlk geçmiş olsuna kim geldiyse o..”

“Şimdiki savaşlar sopayla yumrukla değil akılla siyasetle yapılıyor.” Ömer Baba.

Çakırla Polat, Tuncay’a ziyarete ilk gidenin Tombalacı olduğunu görünce anlıyorlar Tuncay’ı Tombalacı’nın vurdurttuğunu.

Polat, Erdal’ı tongaya düşürerek çıkmasını sağlıyor.

Meral, Laz Ziya’nın evine kaçıyor. Bu esnada Asiye’nin dişçi hikayesini anlamaya başlıyoruz, bulanıklıklar gidiyor. (Tabii ilk defa izleyen için. Ben birkaç defa izlediğimden anlıyorum durumu)

Tuncay Karahanlı ile görüşüyor ve niye vurulduğunu soruyor. Testere’nin tahminiyle Karahanlı Testere’den Çakır’a gözdağı vermesini istiyor. Bakın şimdi olaylar nerelere bağlanacak ileride. Testere’nin Çakır’a gözdağı vermesi önemli.

Kılıç: “Ben Çakır’ın yaptığı kanaatinde değilim.”

Karahanlı: “Ben de.. Büyük devletler küçük devletleri nasıl yönetir biliyorsun Kılıç, krizle. Altta daima kriz olacakki üst daima kurtarıcı olarak gözüksün.” Şimdi Karahanlı’nın neden böyle olaylara göz yumduğunu anlıyoruz.

Aslan Akbey’in önemli belgeleri teslim ettiği teşkilatın ikinci adamı, bu bilgileri Amerika’ya satıyor. Bu görüşmeyi Aslan Akbey basıyor ve adamı gözaltına alıyor.

Canan, Eren’in olduğu depoya gidiyor, Erdal’da peşlerinden. Sonrası ise bölüm sonu:)

18. Bölüm

18. Bölümden iki yorum kesiti:

“Polat, Şevko için “Konuşturmaya gittik.” deyince Testere o efsane “Bu âlem kimsenin kimseyi konuşturduğu âlem değildir, herkesin birbirini susturduğu âlemdir. Bu âleme göre hareket etmediniz.” repliğini söylüyor. 13. bölümü hatırlarsanız, hastaneye girerlerken, Çakır Polat’a “Bir anlaşma yapalım Can Polat: Sen konuştur, ben susturayım.” demişti. Böylelikle, Çakır’ın bu âleme ait olduğu, Polat’ın ise olmadığı belirtilmiş oluyor. :)” @aleladebiri

“Polat’ın testere için böyle bi psikopatın bu raconu bilmesini şaşırdım. Hitler almanyasında Gestapo’nun cinayet işaretidir bu kağıt bırakma usulü demesi ve 45.bölümde testerenin kavgam kitabı okuması” @m.siddiksahin7245

Testere Necmi’nin eliyle 3 yapması, okuduğu kitabın Kavgam olması, Testere’nin Nazi Almanya’sına olan ilgisini gösteriyor.

Devam edelim. Bölüm başı, Erdal’ı vuran ve Eren’i alıp kaçıran kişi Abidin.

“Tuncay Abi’ni de seni de geberticem! Beni sattınız!” Erdal iyice psikopata bağlıyor.

Laz Ziya ve Meral konuşmasıyla özel hayatlarına daha çok dahil oluyoruz.

Laz Ziya’nın bahçıvanının Meral’i kestiği ve baş parmağının kesildiği sahne bu sahne.

Tuncay, kendi işlerinin bozulmasından Laz Ziya’yı sorumlu tutmaya başlıyor. Dengeler değişmeye başlıyor anlaşılan

Pusat’a okul çıkışı birileri tarafından bir kağıt veriliyor. İleride anlayacağız kimin olduğunu.

“Bu bin yıllık devlet sizin gibi düşünce kısırı adamları nasıl o koltukta oturtuyor?” Aslan Akbey – Teşkilatın 2. Adamı sorgulaması bu bölüm. “Bağımsızlıkmış. Hadi canım sen de. Sizin beni dinlettiğiniz o aletler bile onların hediyesi.”

“Senin davranışın benim sana yaklaşımımı belirleyecek.”

“Mafyayı çökertmek için içeri adam sızdırdığınızı biliyorum.” Teşkilatın ikinci adamının Aslan Akbey’e yönelttiği. Sorgu detaylarını bölümden izleyiniz.

Çakır’ın Polat’a Testere’yi anlatması bu bölüm. Gestapo’nun raconunu Testere de yapıyor.

“Ben çalıştığım adamları her şeyiyle tanırım. Her duruma karşı her şeyi hesap ederim.” Karahanlı’nın CIA ajanına olan söylemi.

“Karşımızdaki adam hesapladığımızdan daha güçlü.”

“Daha akıllı demek daha doğru olur. Aklı da şu, düşmanının taktiği ile düşmanıyla savaşıyor.” Karahanlı ve Kılıç’ın söylemleri.

Çakır’ın Polat’ın tavsiyesi ile Testere’ye verdiği racon harika. Boş kağıt kalem. “Ne demek bu?”

“Kaderimizi siz yazarsınız, siz çizersiniz, siz belirlersiniz. Nasıl isterseniz.”

“Eğer bunun dışında bir cevap vermiş olsaydın seni de sülaleni de öldürürdüm Çakır.”

Testere, Çakır ve Polat’ı İstanbul’dan kovuyor.

Eren kurtarılıyor Çakır ve Polat tarafından. “Saol abi vurmuş kadar olduk.” Çakır’ın Elif’ten avukatı olmasını istemesi bu sahnede oluyor.

Teşkilatın ikinci adamı Ufuk Bey, ilaçlarla intihar ediyor. Ama intihara dair bulgu yok.

19. Bölüm

Seyfo Dayı’nın anlattıklarıyla Tombalacı’nın karısını ve İsrail bağlantısını öğreniyoruz.

“Eren’in davasındaki adamı şişlemişler.”

Meral’in ağzından Oy Asiye türküsünü bu bölümde dinliyoruz.

KGT ve Aslan Akbey, teşkilatın gözünden düşüyor ve Ankara’dan uyarı geliyor.

Tombalacı, İplikçi’den paralarını alıyor.

Meral ile Nesrin telefonla konuşurken Testere’nin tehdit zarfının konusu geçiyor. Bunu, üçüncü bir telefon ile dinleyen Laz Ziya deliriyor ve Testere’nin mekanını basıyor. Testere’nin kapısını Orhan’ın açması detayına dikkat, burada kastedilen racon “Bu mekan da benim” raconudur.

“Çakallar sürüye dalmış, biz burada çoban köpekliği yapıyoruz Orhan! Çabuk hazırlanın, çıkıyoruz.”

Çakır’ın müzisyenle olan davası, müzisyenin parayı alıp çekilmesiyle kapanıyor.

Kılıç, Polat’ın hikayedeki Leyla’yı Lübnan araştırması için ülkeden kovulan, Aslan Akbey’in açığa çıkardığı o casustan rica ediyor.

“Bak koçum, sen kısa pantolonla ananı kesersen ben 3000 kişiye racon kesiyordum..”

“Dostum olmaz, hasmım yaşamaz..”

“O Tombalacı şişkosuyla çok geziyorsun Necmi, ikiniz bir İstanbul’a sığarsınız da bir mezara sığmazsınız.”

Testere ve Laz Ziya birbirine düşmeye başladı. Plan işliyor.

Erdal, ifade için gelen polisin kıyafetini çalarak hastaneden kaçıyor. Herkes onu öldü bilirken.

“Bu memlekette en ucuz şey adam satın almak Abidin. Bir sonraki sevkiyatı ihbar et, bakalım Laz Ziya ne tepki verecek?” Tuncay da Laz Ziya’ya karşı hareket sergiliyor.

Testere, Tombalacı’dan Çakır’ı yok etmesini, kendisinin de Laz Ziya’yı yok edeceğini belirtiyor.

Bu sırada Aslan Akbey’in adamları, CIA ajanını öldürüyor.

Yine aynı anda Çakır ve Polat İplikçi’nin mekanını basıp, adamlarını öldürüp İplikçi’yi konuşturuyor. “Sehemi kim kurdu?” Mallar, Ester Hish adına sipariş verilmiş. Ya birisinin karısı olarak sipariş edildiyse? Tombalacı’ya.

Memati, sokakta müzisyeni kaldırtıyor.

Aynı sırada Erdal, eşinin evini basıp onu öldürüyor. Erdal artık tutulamayan bir makineye dönüştü.

Çakır ve Polat, İplikçi’den aldıkları bilgileri Laz Ziya’ya iletiyor.

“Güvenliğim tehsis edilene kadar İplikçi elimde kalacak.”

“Bundan böyle 3 canız.” Laz Ziya, Polat ve Çakır’ı kanatları altına alıyor.

20. Bölüm – 1. Sezon Finali

“Ben hukuk istiyorum, ceza istiyorum, kanun istiyorum.” Laz Ziya, durumu konseye açıyor ve ortam geriliyor.

“Lan ben senin itibarına bir zarar mı getirdim mi ki, sen bana kansızlık ettin Tombalacı? Senin karının ismini duymasaydım, senin yaptığına inanmazdım.”

“Bu alemde karısının lafıyla, adıyla iş yapan adam, karı muamelesi görür!” Laz Ziya’nın bu sözünden sonra tüm konsey kendine çeki düzen veriyor. Ortam gergin.

“Haya dünyasında yaşıyorsun! İyice bunadın..” Tombalacı – Laz Ziya savaşı resmileşti. Karahanlı’nın “Otur yerine!” ile oturuyor.

“Her şeyi masa başından öğreniyorsan benim Kurtlar Vadisi’nin içinde ne işim var?”

“Bilgiyi masa başında alıyorum. Ama icraatı sahada gösteriyorum. Senin vadide olma sebebin bu. Önemli olan bilgiyi masa başında almak değil, onların durumuna çomak sokmak önemli.”

“Şevko saolsun.”

“Şevko sağ olsaydı bunlar olmazdı.”

“Bu yüzden mi öldürdün şef?”

Anlamaya başladınız mı Şevko’yu kimin öldürdüğünü:) Devam edelim.

“Şevko’yu öldürenle silahları yok eden, aynı.” Karahanlı’nın kurduğu cümle.

“Söyle bakalım nerede açık vermişiz?” Polat, Şevko’yu Aslan Akbey’in öldürdüğünü nasıl anladığını Aslan Akbey’e anlatıyor.

Mükemmel bir sahne.

“Bizim bir amacımız var. Bu amaca ulaşana kadar karşına çıkan herkes hayatıyla bu hizmeti gerçekleştirmezse, ölümüyle bu hizmeti gerçekleştirecek.”

“Sıra kimde şef?”

“Sıradaki düşmanında.”

Samuel Vanunu’nun İsrail’den sehem işini araştırması karşılığı İplikçi Nedim’in serbest bırakılmasını istemesi dolayısıyla Çakır, İplikçi Nedim’i serbest bırakıyor.

Karahanlı: “30 sene önce yapamadıklarını şimdi yapmaya çalışıyorlar.”

Kılıç: “Bi 30 sene daha çalışırlar.”

Karahanlı: “Herkesi böyle birbirine düşürürlerse 30 yıl sürmez.” Oyun kilitlendi.

“KGT’yi yeraltına çektik. Tüm kurumlar ve kişiler tarafından lağvedildiği bilinecek. Artık yalnızız.”

“Karahanlı daima ister ki meyve olgunlaşsın, ağaçtan kendi düşsün.”

Ara sahnelerde Polat – Elif ilişkisinin ilerlediğini görüyoruz.

“Benim gözümde Çakır artık bitmiştir. Son diyeceğimi diyeceğim.” Tombalacı, konseyde Çakır’ın muhatap alınmasından çok sinirli.

Canan, Tuncay Kantarcı’ya çıkıyor.

“Benim de hayatta kimim var, bi Abidin’im. Beni bir tek o seviyor..” Buradaki detay önemli. Tuncay, ayağını uzatırken yanlışlıkla Ayet-el Kürsi’ye doğru uzatıyor. Sol bacağını uzatıyor. Bu ayrıntıyı unutmayın.

Bu arada Seyfo Dayı, Tuncay’a bilenmiş. Tam olarak iyileştiği için tabancayı alıyor ve Tuncay’ın mekanını basıyor.

Erdal, Canan’ı takip ederek Hikmet’in evini basıyor ve Hikmet, Erdal’ın eline kaynar su dökerek onu dövüyor. Ama Erdal yanındaki silahı alıp Hikmeti sırtından (omurga tarafından) vuruyor.

O sırada Seyfo, Tuncay’ı sol bacağından vuruyor. “Sen kalem efendisiyken ben beştaş için adam vuruyordum.” “Mekandan adam aldırıp racon bozdun.”

Yine aynı sırada, Laz Ziya Meral’in odasına elinde silahla giriyor. Sonra kamera Orhan’a bakarken içerden silah sesi duyuluyor.

Eren tutuklanıyor, Hikmet hastaneye götürülüyor. Erdal kaçtı. Elif bunları görünce kumarhaneye gidiyor yardım istemeye.

“Avrupa Birliği Uyum Yasaları’nın 6. paketi de meclisten geçerse, Türkiye dünyadaki gizli güçlerinin tamamını şeffaflaşma derdine ülkeye geri çekmek durumunda. İşimiz zorlaşıyor şef. İmkansız sadece zaman alır.” Aslan Akbey, Karahanlı’nın otelinde adamlarından biriyle yemekte. Kumar oynuyor. Eğer tanınırsa, operasyon iptal.

“Abiye haber verin, Tombalacı kalabalık geliyor.” Memati bunu diyor ama haber veren adam, Çakır’a “abi Tombalacı geldi” diyor. İki cümle arasında dünya kadar fark var.

Çakır, Tombalacı’nın karşısında önü ilikli, Polat ise elleri arkasında bağlı ve önü iliksiz duruyor. Bu duruş biçimleri bile iki karakterin durumunu gözler önüne seriyor. Tombalacı ters laf etmeye başlayınca Çakır, önünün iliğini bozuyor.

“Ne Çakırmış bee..”

“Üstümüze gelen Laz Ziya’dan fırça yiyor. Laz Ziya’dan fırça yiyen üstümüze geliyor. Bizim kimseye devredecek bir malımız yok.”

O sırada Karahanlı ve Aslan Bey arasındaki diyalog:

Karahanlı: “İyi akşamlar, sizinle tanışıyor muyuz?”

Aslan Akbey: “Sanmıyorum.”

Asıl senaryonun bu ikili arasında döndüğünü farketmeye başladınız mı?

“Hasım geldin hasım geliyorsun. Azdan az çoktan çok gider. Diyecek lafım yok.” Çakır bunu söyledikten sonra Tombalacı: “Ocağını söndüreceğim.”

O sırada Elif, olanları anlatıyor Polat ve Çakır’a.

Ve o ünlü sahne. Kumarhane baskını. Türkiye’nin en iyi sezon finalinin en iyi sahnesi. “Deryaaa!!!!!!” Bu sahneyle kapatıyoruz sezonu. Bu sahneyi her izlediğimde şok geçiriyorum ya. Hani GTA Vice City’de Malibu’yu tararsın ya, onun gibi. Hiçbir çekincesi olmayan bir sahne. Bunları yazarken bile tüylerim diken diken.

Ve 2. Sezona Başlıyoruz – 21. Bölüm

Polat Alemdar’ın seslendirmeni değişti, artık bundan sonraki tüm bölümlerde Umut Tabak seslendirecek. Ayrıca Polat Alemdar daha ciddileşti ve karakterine büründü.

Bu arada 21. bölüm’e geçmeden önce söylemeliyim ki, Kurtlar Vadisi’nin harika bir incelemesi var. Erlik kanalı’nda izleyebilirsiniz.

Bir de blogumun şu aralar okunan en çok yazısı, Mehmet Ali Birand 32. Gün Belgeselleri, yakın tarihi anlamak, dolayısıyla Kurtlar Vadisi’ni anlamak için çok önemli. Onu da şu yazımdan okuyabilirsiniz.

Bağlantılarımızı yazdık, şimdi devam edelim. Bence Kurtlar Vadisi’nin en iyi sezonu. Kurtlar Vadisi 2. Sezon, 21. Bölüm ile başlıyor, hadi bakalım.

Bölüme, kumarhaneden yaralananların ve öldürürenlerin ambulansa taşınmasıyla, kalabalıkla başlıyoruz. Müziğiyle, çekimiyle eşsiz bir sahne.

“Süleyman Çakır’a ait olduğu bildirilen illegal kumarhane, otomatik silahlarla tarandı.”

Oktay Kaynarca’nın oyunculuğu müthiş bu bölüm. Sanki harbiden Derya onun kardeşiymiş gibi oynuyor.

“Asiye’yi susturdum, türküsünü susturdum, kafamın içindekini susturamadım.”

“Baba, kumarhaneyi basmışlar! Eniştemin durumu ağır!”

Ambulanstakilerden Polat’a: “Yaralanın nesi oluyorsunuz?”

Polat, Elif’ten ötürü: “Maalesef hiçbir şeyi..”

“Her halükarda savaş başladı..”

“Savaşları ben başlatırım, ben bitiririm Kılıç..”

Yeni karakterin kilidini açıyoruz. Erdal, Hikmet’i vurduktan sonra babasına, Abuzer Kömürcü’ye gidiyor.

“Baba, ben geldim.”

“Niye geldin lan it? Çay koy!”

Tombalacı, Çakır ölmediği için sinirli.

Abi bu nasıl oyunculuk ya. Çakır’ın gözleri, hastanedekilerin telaşı, konuşulan terimler. Bölümün ilk yarım saati boyunca tüylerim diken dikendi ve hiç inmedi.

Ve arkadaki eşsiz müzik ve Çakır’ın söz diye bağırışları ile, Derya ölüyor.

“32 kişi öldü. Sırf sen şu anda olduğu gibi Elif’i düşündüğün için 32 kişi öldü. Eğer sen şu anda olduğu gibi Elif’i düşünmeseydin senin o adamları farkedip öldürmen 6 saniye ve 6 kayıpla sonuçlanırdı.” Aslan Akbey, Polat’a kızgın.

“Senin benim kaybedecek bir şeylerimiz oldukça, bu ülkenin kaybedecek çok şeyleri olacak Polat Alemdar.”

Polat, Elif duymuyorken Elif’le dertleşirken Polat’a dönüşmesine büyük sitem ediyor kendi kendine.

“Eksik iş yaptın itibarından oldun. İşini tamamla hayatından olma.” Testere’den Tombalacı’ya. Ortalık karıştı.

kurtlar vadisi en sevdiğim kare - emirhan kabakcı
Kurtlar Vadisi’nde yakaladığım, en sevdiğim karelerden biri. Ali’nin Polat’a dönüşümünün daha yakın olması ve Polat – Çakır ikilisinin esprili yanının azalıp daha ciddi bir hal alması

“Can almamı istemeseydin, canımı almazdın. Nasıl istersen.” Çakır, Allah’a da sitem ediyor hem ambulansta hem morgda.

“Bir kişiyi öldürebilmek için 32 kişiyi öldürdün. Türkiye’den herkesi, hakimi, savcıyı üstümüze çektin. Sonuç, ne istediğini yapabildin, ne de istediğimizi yaptın.” Karahanlı, Tombalacı’yı azarlıyor ve Azerbaycan’a gideceksin diyor. Tombalacı itiraz ediyor.

“Benim isteklerim, senin isteklerinden önce gelir. Ne şansını zorla ne de sabrımı.”

“Herkes 17 devlet kuruldu diye övünür, kimse 16’sı niye battı diye düşünmez.” Bu bölümde ilk defa Doğu Bey’i görüyoruz, Aslan Akbey ile görüşürken.

“Uçaksavarları sakladın. Amerikalıyı öldürdün. İkinci adam elinde ölü kaldı, birinci adam elinden zor kurtuldu. Senin için daha ne yapayım?” Doğu Bey aslında Aslan Akbey’in birinci sezonda yaptıklarını özetliyor.

“İstanbul’dan bir emriniz var mı?”

“Karıncayı incitme.” Doğu Bey, bunu Aslan Bey’e diyerek ne kastetmiş olabilir? Araştırabilirsiniz:)

“Ben size aksi bir emir verene kadar Azerbaycan uçağında hep sorun çıkacak. Çakır ölmeden bir yere gitmek yok.”

Tombalacı bir taktikle kendi adamını ortopediye sokmayı başarıyor ama Aslan Bey’in adamları bunu engelliyor.

Tuncay, Seyfo’dan intikam almak istemiyor çünkü ortalık çok gergin ve karışık.

Hikmet suskun. Hiç konuşmuyor ve tekerlekli sandalyeye mahkum. Bunun sebebini bazı komplo teorisyenleri şöyle açıklamış: Zamanında Kurtlar Vadisi ülkenin gerçeklerinden çok fazla bahsettiği için, özellikle 1. sezonda, diziye sürekli “susun, konuşmayın, ceza veririz” tarzında tehditler gelmiş. Bunun sonucunda, dizide derin devleti açıkça konuşan karakter olan Deli Hikmet, suskunluğa vurmuş ve devlete karşı bir tepki olarak yansıtılmış. Bu arada gerçekleri söyleyen bir karakterin Deli lakabıyla lanse edilmesi de ayrı bir detay.

Elif uyanıyor.

Eren hapiste.

Karahanlı, Çakır’ın durumu için Laz Ziya’ya gidiyor. Laz Ziya’dan intikam için beklemesini söylüyor.

“Torunum büyümeden bana o şişkoyu ver.”

Derya’nın cenazesinde Polat, imamın suikastçi olduğunu farkedip ortadan kaldırıyor.

Çakır’ın Deryanın toprağına sarılırken tulum girmesi, saatini çıkarıp “zaman seninle durdu Derya” demesi. Bunları yazarken bile tüylerim diken diken oluyor.

Ve Çakır teslim oluyor…

22. Bölüm

Bölüm başlangıcında Elif’in yürümeye başladığını, doktor terimlerini, Polat’ın yeni saç imajını görüyoruz. Ayrıca Necati Şaşmaz’ın oyunculuğunda da gözle görülür bir gelişme var ilk sezona göre.

Çakır’ın olayı gazetelerde İkinci Susurluk olarak yansıyor.

Çakır’ın Eren’i kendi koğuşuna aldığını görüyoruz. Amaç, Eren’i korumak.

Karahanlı ve Kılıç, ihalenin ve dosyaların Çakır’da kalmasını istiyor. 

Aslan Bey’in yeni kimliği kitapçılık.

Polat, Hikmet’le ve Elif’le olan anılarını biraz kurgulayıp onlara anlatıyor. Çok tehlikeli iş, resmen operasyonu tehlikeye atıyor burada.

Bence Deli Hikmet anlıyor Polat’ın Ali olduğunu.

“Neden DGM’de yargılanıyorum avukat?” 

“Teşkilat’ın İki Silahşörü var mı?”

“Hoşgeldin..”

Polat ve Aslan Bey yeni mekanda ilk defa buluşuyor.

“İşler kötü. Birileri Çakır’ı piyasadan siliyor. Kimse haraç vermiyor. Polisin, basının gözü üzerimizde.”

“Bak Polat Alemdar. Çakır bizim için hiçbir şey. Ama operasyon için çok şey. En tepeye çıkabilmemiz için Çakır’ın omzuna ihtiyacımız var. Ama şu anda Çakır’ın dik durabilmesi için senin omzuna ihtiyacı var.”

Şahin Ağa bu bölümde devreye giriyor Kılıç’ın yönlendirmesi ile. Çakır’ın korunmasını istiyor.

Hüsrev Ağa, ekstazi işine girmek istemiyor. Bu Karahanlı’nın canını sıkıyor.

Tombalacı ve Karahanlı, Azerbaycan işini konuşuyor. Ama Karahanlı sinirli Tombalacı’ya karşı.

Polat, Memati, Seyfo Dayı Tombalacı’ya karşı planlar yapıyor. Polat ekibi yönetiyor ve emirler vermeye başlıyor. Kumarhanede ölen bir kurpiyerin babasının Çakır’ın yazıhanesine gelmesiyle anlıyoruz bunu.

Tombalacı, Şahin Ağa’nın adamlarından birini satın alıyor Çakır’ı öldürmek için. Ayrıca İplikçi’den paraları toplamaya başlıyor Tombalacı.

Şahin Ağa, Çakır’a hoşgeldin diyor. “Her ne kadar namın tedbir ise de tedbirine katkımız bulunsun.”

“Eyvallah. Namımızın büyüklüğü, dostlarımızın büyüklüğündendir.”

Hüsrev Ağa, Tombalacı’nın Azerbaycan’a para çıkarmaya başladığını Laz Ziya’ya söylüyor.

Polat, Memati, Seyfo Dayı, Deve Tuncay’a Tombalacı’nın parasını soruyor, özellikle Polat, imaj değiştirip tehditvari konuşuyor.

Polat, Dayı ve Memati İplikçi’den de bilgi alamıyor. Son durak Laz Ziya.

“Paraya sıkışmışsınız.. İhtiyacınızı giderdiyseniz diyecek bir şey yok, gidermediyseniz haberiniz olsun, Tombalacı parasını İplikçi’den çekiyormuş bu akşam.”

Elif, Canan’a söylüyor: “Ama bu adam Çakır’ın yanında tam bir salon adamı, benim yanımda tam bir şövalye, Erdal’ın peşinde tam bir avcı. Bir gözü çok merhametli Ömer Baba gibi, bir gözü de çok acımasız Çakır’dan daha fazla.”

Üçlü, Tombalacı’nın paralarına operasyon düzenleyip paraları alıyor. “Şişko patronuna Polat Alemdar’ın selamını söyle. Çakır’ın cezaevindeki her günü için ona ceza kesicem..”

Polat, Tombalacı’nın adamlarını sokaklara asıp kumarhanede ölenlerin ailelerinin sokaklarına asıyor ve “kızının / oğlunun katili cezasız kalmadı” yazıları asılıyor.

Savcı, 3 cinayeti Çakır’ın üstüne yıkıyor ve Çakır’ın tutukluluk hali devam ediyor. 

Polat’ların icraatini gazeteciler soru sorunca anlayan Çakır, Canpolat’a göz kırpıyor. Mükemmel sahne.

23. Bölüm

Seyfo Dayı paraları yatağının altında saklıyor.

Eren ve Çakır arasındaki muhabbet:

“Abi özgürlükten daha önemli ne olabilir?”

“Onurun koçum. onurun.”

Savcı, Hakim’e “bir sirk kuracağım” diyor. Bu sirk, Çakır’a, Memati’ye, Polat’a, Seyfo’ya yalan söylemek ve içlerini kuşkulandırmak, birbirlerine düşürmek.

Canan, Polat’ın ve Erdal’ın dosyasını emniyetten alıyor. Polat’ın dosyasını Elif için, Erdal’ın dosyasını kendi için istiyor.

Tombalacı, içerideki adamı tuzak olarak kuruyor aslında. Asıl olayı Ferman ile. Ferman, Tombalacı’nın Azerbaycan’dan getirttiği bir adam. İçeri girecek, Tombalacı’nın önceden ayarladığı adam Çakır’ı vurmaya çalışırken onu öldürecek ve Çakır’ı kurtaracak. Böylelikle Çakır’ın yanına sızacak. Ferman, içeri girmek için ise Polat’ın sağ bırakıp Tombalacı’ya selam gönderdiği adamı öldürüyor.

Polis ekibi toplamaya başlıyor. Memati’yi alırken geçen diyalog çok iyi, polis Memati’ye racon kesiyor:

“Sizi alıyoruz.”

“Kimliğini göreyim.”

“(yeleğini gösterir) Görmüyor musun?”

“O gömleği 26 milyona dikiyorlar.”

polis kimliğini gösterir. Sonra Memati,

“Ne sebeple gidiyoruz?”

Ve polisin raconu:

“Terzinin ismi lazım.”

Polat, Ali’yken Hikmetle olan muhabbetlerinin aynısını anlatıyor. Hikmet kesin anlamıştır bu olayı. Zaten Polis Polat’ı almaya geldiğinde Hikmet Polat’ın silahını alıyor sarılma bahanesiyle. Aralarındaki derin muhabbet ilginç.

Polis sonra bunları serbest bırakıyor savcının isteğiyle. Çünkü savcı bir oyun kurdu.

Polat, Karahanlı’nın dikkatini çekiyor. Kılıç, araştırması sonucu bir şey bulamıyor ve bunun üzerine Karahanlı, Polat’ın takip edilmesini istiyor. Ayrıca Karahanlı, Testere’den ekstazi işine girmesini istiyor. Ve Hüsrev Ağa’nın profesörlerini öldürmesini, Laz Ziya ile yakınlaşmasını istiyor.

Erdal’ın hamile kadını kaçırıp babasına evli diye gösterme sahnesi bu bölüm. Detayını vermeyeceğim siz izleyin lütfen.

Ferman’ın içeri girme sebebi olarak Rock Hudson dendiğini söylüyor efsane replik.

Ester Ricsh’i ilk bu bölüm görüyoruz. Aslan Akbey Tombalacı’nın evini izlerken.

Memati ve Polat arasında, Polat:

“Aşk?”

Memati, “İstemem, o beni öldürür.” Yüzlerce bölüm sonra Pusu’da Memati, kendi düğününde ölüyor. Alın size detay.

Yukarıda Erdal’ın hamile kadını babasına götürdüğünü söylemiştik. Abuzer Kömürcü numarayı yemiyor çünkü Erdal’ın kısır olma sebebi kendisinin attığı dayaklar bunun farkında.

Çakır, Laz Ziya ve Hüsrev Ağa’nın kendisini ziyarete geleceklerini öğrenince söylediği cümle:

“Ya derdimize derman, ya katlimize ferman.”

Mehmet Karahanlı, Ester İsch, Nedim Malik. Derin konsey. Aslan Akbey takipte.

“Yaralı da olsa kurt, çakal değildir. Kurt, yalnız da değildir.” Laz Ziya’nın Çakır’a sözü.

“Büyüğünü bilen büyüğünden büyüktür.” Hüsrev Ağa’nın Çakır’a sözü.

“Sırtını duvardan başkasına çevirme.” Laz Ziya bunu Çakır’a derken bir yandan Şahin Ağa’ya bakıyor. Duvardan kastı Şahin Ağa.

Testere, Meral’e pikap alıyor. İlk karşılaşmaları ve tanışmaları bu bölüm gerçekleşiyor. Ayrıca Testere Necmi, pikapı Meral’in evine göndererek Laz Ziya’ya bir nevi racon kesiyor. Kurtlar Vadisi ilk 97 bölüm’ün en sevdiğim yanlarından biri de tek sahne içerisinde işlenen birden çok detay.

Kuzey Irak’ın bölünmesinde Azerilerin Amerikaya desteğini Karahanlı yönetiyor. Tombalacı’nın kaybettiği 50 milyon doları İplikçi’den temin ediyor. İsrail bağlantılarını Ester, gerisini Karahanlı hallediyor. “Güneyde Amerika komşumuz oldu. Doğuda da İsrail olacak..” Karahanlı çok mutlu.

Tuncay’ı polisler ifadeye çağırıyor. Sebebi, hamile bir kadını dövmesi.. mi? İftira arkadaşlar çünkü Erdal o kaçırdığı kadına kendini Tuncay Kantarcı olarak tanıtıyor.

Seyfo Dayı’ya baskın yapılıyor. “Para nerde?” “Dün gece Tombalacı’nın anasıyla yedim.”

Ferman, Çakır’a suikast yapmaya çalışan adamı engelliyor. Şahin Ağa çok utanıyor çünkü suikast yapmaya çalışan adam kendi adamı.

“Edepsizlik sana yapılmıştır. Ama benim mekanımda, benim satılmış adamımla yapılmıştır. Kanı sana helaldir, cezası bana. Destur var mı?” Şahin Ağa’nın burada öfke ve utanma duygusunu bir arada yaşayarak yansıttığı duygu muazzam ötesi.

“Kardeşliğimize adaktır. Bismillah destur.”

Çakır, tesbihini Ferman’a vererek onu arasına aldığını belirtiyor.

Aynı zamanda Seyfo Dayı, kendisine baskın yapan ve döven adamlara parayı göstermek için Duran Emmi’nin yanındaki mezara götürüyor. Polat bunu tahmin edip Memati ile birlikte adamları öldürüyor ve Seyfo Dayı’yı kurtarıyor.

“O bu değilde Dayı, siftahsız ölecektin ona çok üzüldüm:)” Müthiş bir sözle kapanıyor bölüm.

Bu bölümden bir yorumu eklemek istiyorum, yorum “batuhanguler1227” adlı bir kullanıcıya ait.

“36:26 da Aslan Bey, “Goliath limandan çıktı” diyor, Goliath Çanakkale Savaşı’nda batırdığımız en güçlü ve en büyük savaş gemilerinden biridir. Askerlerimiz ona Kocakarı lakabını takmışlardı, hatta ve muhakkak batması gerekiyordu. Çok büyük kayıplara ve zararlara sebep oldu, Muavenet-i Milliye adındaki savaş gemimiz tarafından batırıldı. Bu geminin batması savaşın seyrini değiştiren olaylardan biriydi. İngilizler geminin batmasına inanamadı belki de çünkü Osmanlı onların gözünde savaşı kesinlikle kaybedecek taraftı ve Osmanlı’nın onların en büyük silahlarından birini yok etmesi onlar için şok etkisi yapmıştır. Burada Aslan Bey’in Goliath yani diğer bir deyişle Kocakarı limandan ayrıldı demesi güzel ve ince bir gönderme olmuş.”

24. Bölüm

Savcı, soruşturma için özel oda ve ekip tutuyor. Aslan Akbey de Polat’a odanın dinlenmesi için böcek veriyor.

“Adalet orda değil, burda!” Çakır’ın çocuğa tecavüz eden şerefsizi kendi koğuşuna aldırıp öldürdüğü sahne bu bölümde. Ciğerim soğuyor bu sahnede resmen. Adalet orda değil, burda!

“O sapığı burada istiyorum lan! Benim koğuşuma gelecek.”

“Bu mikrobu millete sen musallat ettin, şimdi sen yok edeceksin.” Canan’ın Tuncay’a Erdal hakkında raconu. Hamile kadını arabadan atmıştı ya, o kadın polise gidip Tuncay’ı getirtiyor o yüzden.

Eren anlıyor hapishane hayatını. Eren aslında Türk gencini temsil ediyor. Bu tür hayatlara özenen ama bu tür hayatlara girince hayatı kararan gençler.

Deli Hikmet konuşmuyor ve sinirli.

Polat, Elif’in Çakır’ın avukatı olmasından rahatsız. Daha doğrusu bu işlere girmesinden rahatsız.

Tuncay ve Canan anlaşıyor. Tuncay, Abidin’i Canan’ın emrine veriyor. Komik bir diyalog aralarında:

“Şu işten bir kurtulayım, deve keseceğim.”

“Estağfurullah abi..”

Rahat yerde rahat konuşursun. Adam bu işi çözmüş. Savcının olaylara yaklaşımı çok profesyonel, konuşturabilecek gibi ekibi.

Savcı, kumarhane ekibine yalan senaryolar ve montajlar oluşturup “ya ötersin ya da tüm her şeyi senin üzerine yıkarım.”

Elif, Çakır’dan Çakır’a dair detayları alıyor. Sadece Karahanlı’yı yani büyükleri öğrenemiyor.

“Ferman abi, oradan kalk.” Eren, Ferman’ın Çakır’ın koltuğuna oturmasına sinirli.

“Çok rahat, çok profesyonel”

Polat sorguda. Bu sahneye bayılıyorum ya. Çok rahat, çok profesyonel.

Savcının Polat’la konuşması daha resmi ve nazik, Memati ile konuşması daha sert. Herkese ayrı muamele yapıyor. Memati’nin sorgusunda Memati’nin neden Çakır’a itaat ettiğini öğreniyoruz.

“Çakır’ın sağ kolusun. En güvendiği adamsın. Peki, bu Polat nereden geldi de Çakır’ın ortağı oldu?” Savcı işini biliyor ve ekibi birbirine düşürüyor.

Savcı, Seyfo Dayı’nın içine Duran Emmi’yi Polat’ın öldürebileceği kurdunu düşürüyor.

“Savcıya bak. Kabus gibi üstüme çöktü. Kontsavcı da ilk defa görüyorum.” Savcı, Aslan’ın işini zorlaştırıyor.

“Mafyanın bütün kurallarını yeniden yaratacak bu herif. Hiçbir geleneği yok.” Savcının Polat hakkındaki düşüncesi.

Elif Eylül ve Savcı arasındaki tartışma ile hukuki bir sürü terim öğreniyoruz.

“Ne sevdiğim için yaşayabiliyorum, ne vatan için ölebiliyorum.” Polat dertli.

Savcı son yemi atıyor Çakır’a. “Otopsi raporuna göre kız kardeşiniz iki aylık hamileymiş.” Bu sahneleri ilk izlediğimde çok korkmuştum Çakır ve Polat’ın arası bozulur diye.

Polat’ın otobanda son hız araba sürüp Elif’i telaşlandırıp en son kamyon arkasında yazan “Elif’im Noktalandı” tabelasının önünde durması bu sahne. Yeni aşk bu şekilde doğuyor. Çünkü Polat çok sinirli, Elif’in mafya avukatı olmasından. “Yeter, dur artık.”

25. Bölüm

Bölüme, testerenin Hüsrev’in profesörlerini öldürmesini görmemizle başlıyoruz. Tam bir testere.

“Ulan bu benzin! Diri diri yakacaklar bizi!” Testere’nin fantazileri

Çakır’ın hapishanede Savcı’nın dediklerini, yani Derya’nın hamileliğini düşünmesi başladı. Burada bir detay var. Çakır yatakta sürekli çakmağı yakıp yakıp duruyor. Bir bakıyor Eren uyuyayamamış, ona bakıyor. Çakır sonra çakmağı bırakıp diğer sigarasını eski sigarasıyla yakıyor. 

Hüsrev Ağa, Testere’nin profesörleri yakmasından sonra Merzifonlu İsmail’i istiyor.

Kılıç, Polat’ın 24 saat takip edilmesini istiyor.

“Yeğenim, bu savcı kafama öyle bir mıh soktu ki, 12’lik beton çivisi.” Seyfo, Savcının içine soktuğu kurdu Polat’a anlatıyor. “Yapsa yapsa bu işi sen veya ben yapmışız.”

Polat, Şevko’nun Duran Emmi’nin öldürüldüğü zaman Şevko’nun telefon kayıtlarında onu öldürmediğini anlayınca Aslan Akbey’in yanına gidiyor. 

Muhabbeti az sonra anlatacağım.

Çakır o esnada çok gergin. O esnada Ferman hızlı yemek yiyor. Ve o meşhur sahne. “Çok mu acıktın Ferman?”

“Polat, Derya ile bir münasebetin oldu mu?”

“Yok artık!”

“Benim aklıma bile sen geliyorsun. Düşün Çakır’ın aklına kim gelir?”

“Bu savcı işini çok iyi yapıyor..”

Polat ve Aslan Akbey arasındaki konuşmadan..

Şahin Ağa ile Çakır’ın arasındaki sigara ikram saygısı bile muazzam.

“Ama Allah hakkı için üstüme çok geliyorlar. Herkes üstüme üstüme geliyor. Bardak zaten dolu, damlayana yazık olacak.”

Memati’nin kafası bulanık savcı yüzünden. “Bu Polat nereden geldi de Çakır’ın ortağı oldu?”

Abidin, Alemdağ’ı soruşturuyor Abuzer Kömürcü için, Canan ile birlikte.

“Hiçbir usta yaptığından asla zıkkımlanmaz, tattırır.” Abuzer’in oğluna yani Erdal’a nasihati.

Çakır’ın çivisi namus, Memati’nin çivisi sadakat oldu.

“Şimdi benim senden bir isteğim var. Benim kafamdaki çivi daha büyük. Duran Emmi’yi kim öldürdü?”

“Savcının dediği gibi, ya sen ya Seyfo.”

“Benim de bir fikrim var, iki ihtimal var. Konseyi girmemi istemeyecek baron, konseyi girmemi isteyecek Aslan. Birincisiyse zaten deşifre olduk, eğer ikinci ihtimalse?”

“Abdi İpekçi cinayetinde de iki ihtimal var. Ya Baron, ya ben.”

“Yok onu biliyorum..”

Erdal mikrobunu bulmamız an meselesi. Abidin istihbaratı buluyor.

“Usta, kafam çok karışık. Bana yardım et.”

Memati’nin Polat’a ilk usta diyişi. Polat, Memati’yi kendine de sadık kılıyor.

Polat, bir yaprak alıp (arabada iz bırakmamak için) kapıyı açıp kendini takip edeni öldürüyor, yol kenarına tuvaletini yapma bahanesiyle.

Memati’nin sorusu: “Niye öldürdün?”

Bir adama sabah rastlarsam önemsemem.

Aynı adama öğlen rastlarsam tesadüf deyip geçerim.

Ama akşam karşıma çıkarsa düşünmem öldürürüm.

“İyi de adam kimdi?”

Banane, izleten düşünsün.

Canan’ın Polat için baktığı fal resmen Polat’ın tüm hayatını söylüyor. İki kişilik, yapmak istemeyip yaptıkları, ileride geleceği yol ayrımı (spoiler resmen), birini sevmesi, ameliyat geçirmesi falan..

Testere, Nesrin ve Meral restoranda yemek yerken kendini belli ediyor. Testere iyice yakınlaşıyor Meral’e yani.

Çakır, hem Polat’tan şüphelendiği için hem de Nesrin ve çocuklarını çok özlediği için kaçmak istiyor. Bunu müdüre bildiriyor ama çıkmak için değil.

Polat’ın Hikmet’i konuşturmaya çalıştığı ve yumruk yediği sahne bu sahne. Anlatmayayım izleyin lütfen. Çok iyi sahne.

“Sıkar..” Hikmet bence anladı ya Polat’ın Ali olduğunu.

Bölüm sonunda Çakır, polis kıyafetiyle çıkıyor hapishaneden.

26. Bölüm

Hikmet, Polat’a:”Hayatımızdan çık git. Her şeyin çok doğru, bu beni yaralıyor.”

“Sadece git. İstemiyorum seni. Beni rahatsız eden sen değilsin, Ali. Bir daha kimsenin onun gibi olacağına inanmadım, inanmak da istemiyorum. Ali gibi birisine hayatımızda yer yok. Ali öldü. İstemesek de bunu kabul ettik. Senin karşımıza çıkıp Ali’yi bize hatırlatmana tahammülüm yok.”

Allah’ın hayatımdan çıkardığını sen getiremezsin. Allah’ın hayatıma soktuğunu da sen çıkaramazsın. Ömer Baba, Hikmet’e sinirleniyor Polat’ı evden kovduğu için. Hikmet de kendini merdivenden atıyor.

Çakır, mezarda annesinin ve Derya’nın mezarıyla dertleşiyor. “Bana bunu nasıl yaparsın? Ben sana ne yaptım Derya?”

Geçen bölüm Karahanlı ve Tombalacı’yı görmedik diye hatırlıyorum. Bu bölüm Tombalacı’yı görüyoruz. “Çakır cezaevinden çıkmış, tedbirini artır, irtibatta olduğun gazetecilere haber ver: Çakır firar etmiş, içeriden öğrendik.”

Meral, Testere ile karşılaştığını Laz Ziya’ya söylüyor. Laz Ziya tedirgin.

O esnada, Testere Merzifonlu İsmail’i de öldürüyor, hani şu Hüsrev’in yeni tuttuğu profesör.

Merzifonlunun kafasını asitte yakıyor, keş olan adamın kafasını motorlu testere ile kesiyor. Tam bir manyak.

Eren, Ferman’ın ihanet ettiğini düşündüğü için Şahin Ağa ile görüşme talebinde bulunuyor adamlarından birine.

Çakır, hapisten kaçınca önce mezara gitmişti. Sonra Laz Ziya’ya geçiyor, Ailesini ve Laz Ziya’yı orada görüyor. 

“Bak damat. Onlar seni idam etmek istiyorlar, ama cellat olmak istemiyorlar. İstiyorlar ki sen tekmeyi at.”

“Farkettim ki, bugüne kadar hep kendim için üzülmüşüm. Hep kendime acımışım. Onlara yaptığım şeyin farkına bile varmamışım.” Polat, Aslan Akbey ile dertleşiyor.

Aslan Bey, Polat’ı vatan sevgisi ve “benim için senden değerli hiçbir şey yok.” diyerek motive ediyor.

Çakır’ın sıradaki adresi Polat. Polat’ı bir yere çağırıyor. Bu arada bir detayı yazmak istiyorum, Çakır mezarlığa girdiğinde bindiği arabaya yani Tofaş’a bakıp sitem ediyor. Buradaki gönderme, Oktay Kaynarca oyunculuktan önce Tofaş fabrikasında çalışmış. Eski işine sitem etmiş gibi gösterilmiş yani.

Devam edelim, Çakır ve Polat buluşunca tam bir “kardeş kavgası” ediyorlar. Polat ve Çakır kavga ederken, Seyfo Dayı, Şahin Ağa, Memati, Kumarhane Müdürü bunları arıyor çünkü savcı hapishaneye geldi. Her izlediğimde geriliyorum şu sahnede.

“Savcı Bey, sen dünkü çocuk değilsin. Sen içeri askerle girersen içerisi can pazarı olur. Bana bunun Çakır’a bir komplo olmadığını kanıtlayabilir misin?” Şahin Ağa, savcıyı ikna etmeye çalışıyor.

Polat da savcının kendilerini tongaya düşürdüğünü Çakır’la kavga ettikten sonra anlatıyor. “Bir daha benden şüphelenirsen ben senin kafana sıkarım.”

“Ben aslında bu zarfı yemezdim de ulan birbirinize yakışıyordunuz be. Demekki içimden geçirmişim.”

Çakır ve Polat barışıyor o iş tamam. Şimdiki stresimiz, savcı odayı arayacak.

Savcı beklerken Polat, cankardeşini, Çakır’ı hapishaneye yetiştiriyor.

“Memati.. 15 dakikaya kadar Çakır kardeşim burda oldu oldu, olmadı yurtdışına kaçsın. Ulan böbrek taşını Çakır düşürüyor, sancısını biz çekiyoruz!” Herkes gergin. Çakır’ın hemen hapishaneye varması gerekiyor.

“Biri seni ihbar etmiş.” Polat, Çakır’ın ihbar edildiğini o yüzden savcının böyle hızlıca geldiğini anlıyor.

Polat, Çakır’ı hapishaneye yetiştiriyor ama kendisini yolda polisler yakalıyor ve arabadan indiriyor. Böylece bu bölümü de kapatıyoruz. Farkettiyseniz tüm bölüm yalnızca tek gecede geçiyor. Polat hem Hikmet’ten dayak yiyor, sonra dertleniyor, sonra Aslan Bey ile dertleşiyor, Sonra Çakır’la kavga ediyor sonra Çakır’ı hapishaneye yetiştirip kurtarıyor. Hepsini aynı gecede yapıyor. Çok iyi.

27. Bölüm

Dizinin Youtube bölümünde Emmi-tl9gg adlı kullanıcının yaptığı bir yorum, detaya bakar mısınız:

“BİR HUKUKÇU OLARAK ŞUNLARI SÖYLEYEYİM: Bir dizide yargılama usulü ancak bu kadar gerçekçi ve detaylara dikkat edilerek yansıtılabilirdi. Örneğin mahkeme heyetinin talepleri değerlendirmek üzere verdiği 5 dakikalık arada, sanığın tahliyesine ya da tutukluluk halinin devamına karar verilmesi oylanırken oylamaya en genç hakimden başlanıyor. 

CMK’daki Usul de böyledir. Zira, en genç hakimden başlanmasının sebebi; genç hakimin oy kullanırken tecrübeli hâkimlerin kullandıkları oy ve ifadelerden etkilenmemeleri içindir….”

Çakır giriyor içeri ve böbrek taşı düşürdüğünü ifade ediyor. Tuvalette olduğunu söylüyor.

Polat serbest bırakılıyor çünkü kanıt yok.

“Sabaha kadar ezdiririm seni”

“Her sabahın akşamı var.” Polat’ın cevabı.

“Savcı Bey, eğer verdiğiniz sözleri tutmazsanız bana idam fermanımı imzalattınız.” Savcı, kumarhane müdürünü tanık programına alıyor.

“Burada şüphe adamı canından eder.” Çakır’ın sözü. Polat’da Memati’ye demişti ki “Her zaman şüphelen.” Polat – Çakır farkı.

Polat, Aslan Akbey’den kumarhane müdürünün öttüğünü öğreniyor.

Kılıç, Polat’ın adamını öldürmesinden dolayı sinirli.

Hüsrev Ağa, profesörlerini Testere’nin öldürdüğünü anlıyor.

“Her ne kadar soyadımız Çakır olsa da, adımız Süleyman. Dün dündür, bugün bugün.”

Polat kumarhane müdürünün öttüğünü Dayı ve Memati’ye anlatıyor. O esnada Çakır’ın adamlarından Serdar geliyor, annesinin rahatsızlandığını ve köye gitmek istediğini söylüyor. Burayı unutmayalım, önemli.

“Ekstazi işine girmediğim için beni cezalandırıyorlar.” Hüsrev Ağa’nın Laz Ziya’ya demesi.

Hüsrev Ağa geri çekilip Testere’nin güçsüz duruma düşeceği zamanı bekleyeceğini söylüyor.

“Servet konuşmayacak. Değil mi Servet?” Memati ve Polat, Servet’e racon kesiyor konuşmaması için.

Testere, İplikçi’yi hazırlıyor Ekstazi işi için. Testere’den Hitler suratlı diye bahsetmesi cabası.

Çakır için önemli olan içeride yatmak değil, birinin öttüğünün dışarıda veya içeride duyulması. Racon her şeyden önce geliyor bu tip adamlar için.

Bu bölüm Ramazan sofralarını görüyoruz. Yemek sahnelerinden bahsediyorum. Çok samimi ortam ve çok samimi oyunculuk.

Polat, Servet’in yani kumarhane müdürünün evinden aldığı telefon numaralarını alıp Aslan Bey’e götürüyor kontrol ve ipucu bulmak için.

Aslan Akbey, Servet’in ailesinin yerini buluyor çünkü Servet’in eşi annesini arıyor. 

Kumarhane müdürü, Çakır’ın üç cinayeti işlediğini ve bunu yanındaki adamlardan duyduğunu söylüyor. Tam yemin edecekken, Polat, Servet’in yani kumarhane müdürünün çocuğunu Servet’e gösteriyor. “Ötersen çocuğunu öldürürüm” anlamında. Sonra Servet, dediklerinden vazgeçiyor ve yalanlayıp baskı altında ifade verdim diyor.

Elif Eylül de her ne kadar uğraşsa da Savcı’nın yedek bir tanığı var. Tanık koruma programı talep ediyor. Talepler değerlendirilmek üzere 5 dakika ara veriliyor.

“Sanık vekilinin tutukluluk halinin devamına karar verildi.”

“Büyük hain kim Canpolat?” Ekibin yeni görevi, asıl haini bulmak. Yukarılarda bir ipucu vermiştim, hatırlıyor musunuz?

28. Bölüm

Bölüm başında Memati, Servet’in işini bitiriyor ama karısı ve çocuğuna Polat’ın emri doğrultusunda bir şey yapmıyor.

“Sen benim emirlerimi nasıl değiştirirsin Polat?”

“Çocuk öldürmek hangi racona sığar Çakır? Senin de çocukların var..”

Çakır, tüm aileyi öldürmek istemişti ama Polat sadece Servet’i öldürmek istedi. Bu yüzden tartıştılar.

Savcı, Polat’ın koyduğu böceği buluyor, ayrıca Servet’in dili savcıya ulaşıyor.

“Ama sen birilerini korkutursan, ortada ne tanık kalır ne savcı.”

“Bana öt mü diyorsun?”

“Öt demiyorum. tehdit et diyorum.”

“Polat, Canpolat.. Ben konuşmam..”

“Bunu bildikleri için çok rahatlar. Şimdi senin adına senden bir şey istiyorum. Dilini. Sen dilinle konuşup herkesi tehdit edeceğim. Beni kayınpederinle görüştür. Başbaşa.”

Polat’ın Laz Ziya’ya kestiği racon efsane. “Böyle şeyler, tembiyatla olmaz..”

“Biliyorum. Onun için tehdit ediyorum.”

“Ortada bir bomba var. Bu bomba eninde sonunda patlayacak. Biz istiyoruz ki bomba patlamasın. Siz diyorsunuz ki pimi çekin, bombayı yutun ve patlayın. Biz ölmeyi çoktan göze aldık da, yanımızda kimleri götüreceğiz ona karar vermeye çalışıyoruz. Bu bomba patlarsa en büyük parça size girer. Çakır’ın çocuklarını evde muhafaza ederek babalık olmaz. Kızlarınız, torunlarınız himayeniz altında. Çakır ise idam sehpasında. Oğlunuzu da himayeniz altına alın. Çünkü onu sehpaya siz daha çok güçlenmeyeseniz diye çıkardılar.”

Hüsrev ağa uyuşturucu ürettirmek için, Testere öldürmek için, Abidin yani Tuncay ise Canan için Abuzer Kömürcü’yü aramaya çıkıyorlar.

Şahin Ağa, Servet’in ailesini gözettiği için Çakır’ı öpüyor. Polat haklıymış bakın.

Elif, Servet’in öldürülmesini Polat’a sitem ederken Polat, Seyfo ve Memati’den 2 dakika istiyor. Gerçekten tam 2 dakikada Elif’le tartışıyorlar.

“Bana bak! Çocuğun da, kadının da hayatını kurtaran benim! Ama Servet’in ölüm emrini de ben vermedim!”

Savcı, Çakır’ın tüm adamlarını sorguya alıyor.

“Bu arada hanım teşekkür etmemi istedi. Fırın, tam istediği gibiymiş.” Burada göze çarpan detay, hapishanede yatan güçlü insanların parayla hapishane idaresini satın alabileceği.

Hüsrev Ağa’nın adamları, Testere Necmi’nin adamları ve Abidin, aynı anda Abuzer’in olduğu yere varıyorlar. Sizce kim kazanmıştır savaşı?

“Bizim orada ağanın birinin köpeği varmış..” Hüsrev Ağa’nın meşhur ilk hikayesi ve puroyu çıkarıp Testere’yi hedef göstermesi bu sahne. “Profesörlerim öldürülüyor Mehmet Bey. Sen burada Irak’ta öldürülen Amerikalıları konuşturuyorsun.”

“Ben sana vazgeç şu eroin işinden demiştim. Bunun devri geçti.”

“Adının başına Fatih, sonuna Sultan ekleyelim, devir aç devir kapa o zaman Mehmet Bey.”

Laz Ziya’nın Polat’ın tehditini iletmesi de yine aynı sahnede gerçekleşiyor.

“Hatırla kimse yaşamaz. Hatırla kimse yükselmez. Hatırla kimsenin edepsizliğinin üstü örtülmez. Çakır sana konuşacağını ima ettiyse edepsizlik etmiş. Buna göz yumamayız.”

Yüzünü değiştirecek, bir daha eski haline dönemeyecek adam ne yapar? Polat, kendinden pay biçerek hainin Serdar olduğunu farkediyor çünkü o da kendisi gibi yüzünü değiştirmeden önce anne babasıyla vedalaştı, şimdi sevgilisine gitti.

“Serdar bize ihanet etti!”

Karahanlı, Tombalacı’dan adamının yani Ferman’ın Çakır’ı öldürmesini istiyor. Bu yapamazsa işi Şahin Ağa’nın yapmasını Kılıç’tan istiyor.

Testere, Laz Ziya’yı ve Hüsrev’i öldürmek isteyip “Neden bu kadar sabırlısın?” diye Karahanlı’ya sitem edince Karahanlı: “Anasız büyürsün, ortaksız büyüyemezsin Necmi.”

Ve Ferman, bıçağını Çakır’a çekiyor. Eren her ne kadar Çakır’ı korumak için Şahin Ağa’nın ona verdiği silahı Ferman’a sıksa da Ferman, o silahın mermilerini çoktan almış.

29. Bölüm

Süleyman Çakır, Ferman’ı bastonundaki gizli bıçakla öldürüyor.

Serdar yurtdışına kaçmak için hazırlanıyor. Polatlar peşinde.

Abuzer’i ve Erdal’ı yakalayan Hüsrev Ağa oldu.

Serdar, savcıyla konuşurken pişman olduğunu dile getiriyor.

“Rüzgar arkadan esiyorsa koca çınara ne?” Şahin Ağa’nın Çakır’a motivasyonu

Memati, Ferman’ın kellesini Tombalacı’nın evine atıyor.

Hikmet ve Polat’ın sokakta yürümesi ve Polat’ın Hikmet’i sandalyeden atması bu bölüm. “Hikmet, çapulcu mafya gibisin. Hep tehdit hep tehdit, bir numaranı göremedik daha.”

“Abi niye benim öldürdüğümü söyledin?”

“Oğlum görüyorsun, bu dünyanın bin türlü hali var. Olaki ayrı düşeriz, namın yürüsün. Destursuz kimse yanına yürümesin.” Çakır’dan Eren’e öğüt, Ferman’ı öldürdüğünü adamlarına söylüyor.

Serdar’ın savcı tarafından tutulduğu yerde konuşulanlar. “Büyük Çakır silah satılmasaydı da vurulmasaydı.” Büyük Çakır dedikleri Süleyman Çakır’ın babası. 

“Neyin zorunda kalırsan kal, benden habersiz bir şey yapma.” Aslan ve Polat, savcıdan rahatsız.

Çakır ve Nizamettin konuşuyor. Çakır sitemli.

“Sizin öldür dediğiniz adamları öldürdüm. Karşılığında bir kumarhane verdiniz, sonra da onu başıma yıktınız. Şimdi ben diyorum ki abiyseniz abiliğinizi yapın, yoksa söyleyin biz gerekeni yapalım.”

Çakır, konuşacağını Nizamettin’e ima ediyor. Bunun sonucunda Kılıç, Şahin Ağa’dan Çakır’ı öldürmesini istiyor ama Şahin Ağa bunu reddediyor.

Kılıç’ta iyi bilirki Kılıç kınını kesmez..

Mahkeme başkanı tanığın yani Serdar’ın mahkemede dinlenmesini istiyor, savcı ise istemiyor.

“Gardaş, kalemin kırılmış.”

“ve ihale sana kaldı..”

Çakır ve Şahin Ağa arasındaki muhabbet.

“Artık tek bir yol var. Savcıyı ve Serdar’ı DGM önünde öldürmek.” Polat kararını verdi ve Aslan Akbey’den izin alıyor.

“Ne gerekiyorsa onu yap..”

“Sen olsaydın ne yapardın?”

“Senin yerinde olmak istemezdim.”

“Saol be.”

Polat ve Aslan Akbey, savcıyı ve serdar’ı öldürmekte kararlı.

Elif Eylül, Serdar’ın mahkemede dinlenmesini istiyor mahkeme başkanından.

Nizamettin, Çakır’ın konuşma ihtimalini Karahanlı, Kılıç ve Testere’ye anlatıyor.

“Ama savcıyı tanığıyla birlikte öldürürsek?” -Karahanlı

“Memleket karışır.” -Kılıç

“Yarın o Polat, tanığı öldürmek isteyecektir, belki savcıyı da. Savcı ile tanığı biz öldüreceğiz, ceremesini de Çakır ve Polat çekecek.”

“Kardeş, emin misin?”

“Mecburuz. Başka kurtuluş yok.” Polat, öldürme planını Çakır’a söylüyor.

Çakır, Seyfo Dayı ve Memati suikast için hazırlanırken Memati’nin gocuk giyişine Seyfo Dayı “O ne yeğenim hemen alırlar seni.” Polat, “Aslanlar gibi olmuş Dayı.” Bir gönderme var burada.

DGM önünde Polat tam savcı ve Serdar’a sıkacakken binanın tepesindeki suikastçi savcıyı ve Serdar’ı öldürüyor, gizemli bir adam da savcı ve serdar’ı öldüren suikastçiyi öldürüyor. Sahneye bakar mısınız? Bir düşünün bakalım suikastçiyi kim ayarladı, suikastçiyi öldüren suikastçiyi kim ayarladı?

30. Bölüm

Savcının ve Serdar’ın ölümünden sonra Memati polis arabasıyla kaçıyor, Seyfo Dayı havaya sıkıp kendini feda ediyor, Polat ise yaya şekilde kaçıyor. En sonda Nesrin’lerin arabasına binip kaçıyor.

Serdar’ın ölümünü kontrol ederlerken “öldü” denilip Savcı’nın ölümünü kontrol ederlerken “kaybettik” denilmesi ayrı bir detay.

“Tetikçini kim öldürdü Kılıç?” Karahanlı, tetikçiyi öldüren biri olduğunu, yani planının bilinmesinden rahatsız ve bunun kim olduğunu bilmiyor. Sinirli.

Çakır hücreye atılıyor.

Oy gardiyan, gardiyan, tabancamı ver bana.

Bir hainin uğruna ceza verdiler bana

Mapushane çeşmesi yandan akıyor yandan

Mapusluk bir şey değil, yanıklık var bir yandan

Duvarı deleyim mi yanına geleyim mi

Aç kapıyı gardiyan üç altın vereyim mi…

Çakır’ın hücrede söylediği bu türkü çok güzel ya. Oktay Kaynarca’nın sesi de harika.

Seyfo Dayı’da içeriye atılıyor.

Meral ve Nesrin gözaltında. Laz Ziya bu durumdan dolayı aşırı sinirli. “Benim kızlarımı kimse gözaltına alamaz Orhan!” Laz Ziya kızlarını almaya gidiyor.

Yeni savcı, Elif Eylül’ün avukatlığına son vermeye ve Çakır’ı tamamen bitirmeye odaklı.

“Artık her şey değişti. Sıkıyönetim var Şahin Ağa..” Hapishane müdürü Şahin Ağa’ya racon yapıyor.

“Kızlarımı bırak, beni al..” Laz Ziya’nın müdüre söylediği. Buradaki sahnelerde görüyoruz ki devlet çok sert racon yapıyor mafyaya. Bu dizi başroldekileri yücelteyim derken düşmanı ezmiyor, hakedene hakettiği değeri veriyor. Devleti asla küçük düşürmüyor.

“Ölüler zannediyorki diriler her gün helva yiyor. Nasıl çıkacağız bu işin içinden?” Polat gergin.

Devletin gücüne bir atıf da savcı ve Çakır’ın konuşması çok büyük. Savcı müthiş bir racon kesiyor Süleyman Çakır’a.

“Polat Alemdar kaçarken karınla baldızının arabasıyla kaçmış. Hiç mi adamın kalmadı da karınla baldızını kullanıyorsun?”

“Ben böyle bir şey yapmadım, yapmam!”

“Sen kadınlardan himmet bekliyorsun ya, bu devlet seni kadın yapar, sana da çok koca bulur!”

“Savcı! Ben buraya hakaret dinlemeye gelmedim.”

“Zoruna mı gitti? Beni de mi öldüreceksin?”

Ne racon be…

Polat ve Memati, Duran Emmi’nin mezarının başında buluşuyorlar.

Emniyet Çakır’ın ofisine ve Laz Ziya’nın evine operasyon düzenliyor.

“23 sene oldu bu ev aranmayalı..” Orhan’ın söylemi. Bu dizi çekildiğinde yıl 2003’tü. 23 sene öncesi 1980 oluyor. Yani Orhan, evin en son darbe zamanı arandığını belirtiyor.

Deli Hikmet’in gündem okuması çok iyi. Sinegoglar, başbakanlar, Irak olayları.. Hepsini konuşuyor resmen.

Nizamettin, savcıdan Laz Ziya’nın salınmasını istiyor.

Ve o eşsiz an. Abdulhey ile tanışmamız bu bölümde gerçekleşiyor. Aslında Abdulhey’i ilk bölümde Ali Candan’ın mevlüdünde limonata dağıtırken görmüştük. Neden gördük vb. ileride anlayacaksınız zaten şimdi anlatmayayım. Polat’ın Abdulhey ile tanışması bu bölümde Polat parktayken Abdulhey çöp toplarken gerçekleşiyor. “Sigaran var mı?” “Ateşin var mı?”

“Ben yalnız gezerim, yalnız yaşarım, yalnız ölürüm.”

Polat, Elif’i parkta ikna etmeye çalışıyor. “Mahkeme salonunda başaramadıklarını mahkeme önünde başardılar.” Polat, çiçek göndererek parka çağırdı Elif’i.

Konuşurlarken etrafta polis geziyor ve Polat, Elif’i öperek kendini gizliyor.

31. Bölüm

Elif sinirlenip Polat’ı itince, polisler Polat’ı görüyor ve yakalamaya çalışıyor. 

Polat’ı Aslan Akbey kurtarıyor.

Elif’in ifadesini ertesi gün savcı alacak. Elif de güme gidecek gibi.

Aslan Akbey ve Polat, savcıyı vuran silahı Tombalacı’nın üzerine yıkmaya çalışıyor.

“Bu silah kimde kalırsa bütün ihale onda kalır.”

“Tecrübeli adamın gözü korkmaz, morarır.” Seyfo Dayı ezildi ama hala büyük olgunlukta konuşuyor.

Laz Ziya tedbirleri artırıyor. “Büyük bir girdap var, hepimizi içine atmaya çalışıyorlar.”

“Yaptığınız icraatlarla devlet bütçesini oluşturdunuz. Sokun tabutluğa, tek başına rahat düşünsün.” Çakır’ı eziyorlar. O karanlık odaya eğik şekilde girip beklemek ne kadar acı verici ya.”

Aslan Akbey, kumarhane davasına yeni deliller ekledi. Bunun için davanın yeniden açılması lazım. Bu yüzden Polat, Elif Eylül’e kumarhane davasını tekrardan çıtlatıyor ve gerisini Elif’e bırakıyor.

“Devletin polisine sen değnekçi mi diyorsun? Benim kafamı bozma. Ne diyorlarsa onu yaz.” Seyfo Dayı, kendine darp raporu yazdırmıyor.

“Devlet dediğin nedir baba? Senin davetinde kadeh kaldıran üç beş adam değil mi?”

“Devlet dediğin nasırlı adamdır. Ayağına basmadıkça nasırını hatırlamaz. Ayağına bastın mı eş, dost, ahbap tanımaz.”

“Benim damadım olmasa, hiç bu kadar mühim adam olmazdı.”

“Benim kızım eğimez!” 

Laz Ziya’nın Nesrin’e sözleri çok iyi.

“İşlerin tamamı Çakır’da değil de Tombalacı’da kalsa ne olur?” Karahanlı, Tombalacı’yı bitirip Çakır’ın arkasındaki gizemi yani Polat’ı çözmek istiyor.

“Peki, fil verip vezir alsak?”

“Vezir kim?”

“Tetikçini öldüren adam. Yani Çakır ve Polat’ı bizim üstümüze süren adam.”

Doğu ve Aslan Bey’in gündem konuşmasını dinleyin mutlaka. Özellikle “yurtta sulh cihanda sulh” sözünün Doğu Bey tarafından yorumunu. Atatürk’ün barış politikası.

“İşte emperyal dediğim bu. Bütün dengelere karşı denge oluşturabilmek.”

Çakır eziliyor. Elif davaları detaylı inceliyor. Polat ve Memati, Burhan’ın peşinde ama Memati polisler tarafından yakalanıyor, Polat izlemeye devam ediyor. Seyfo Dayı gözaltında.

Burhan’ın ve içinde Tombalacı’nın işbirliği içinde olduğu 3 adamla birlikte olduğu arabasına bir kamyonet çarpıyor ve hepsi ölüyor. Polat’ta arabaya Aslan’ın verdiği delil silahını koyuyor ve “her şey bitti.” diyor. Sizce kamyoneti Aslan mı yoksa Baron mu ayarladı?

32. Bölüm

Çakır’ın bardağına jilet koymuşlar kendini kessin diye. Çakır kendine motivasyon veriyor ailesini hatırlayıp: “Ölmeyecem lan! Ölmeyecem!”

“Çok kan akıcak ulan! Çok kan akıcak lan!”

Polat, silahların ateş etme mekanizmalarını kırıyor. Ola ki yakalanırsa kendini ispat edebilmek için. “Bu silahlarla ateş edilmez” diye

Kamyoncu ve Memati sorgulanıyor. Sorgudan pek bir şey alınmıyor.

Polat kaçarken silahlarla dolu taksiyi bırakarak parka kaçıyor. Artık iş bitmeye yakın.

“Tombalacı’ya bir şans daha vericem. Tüm bunlar onun planıysa kazanır. Eğer değilse, Çakır ve Polat ikilisine bütün kapılar açılacaktır. Ta ki arkalarındaki eli kapının arkasına kıstırana kadar..”

Abdülhey Polat’ı saklıyor.

“Bütün televizyonlarda ve gazetelerde Tombalacı’nın her şeyi ortaya çıkacak. Türkiye bu olayı ikinci Susurluk olarak yaşayacak. Birincisinin üstü örtüldü, ikincisi çırılçıplak ortaya çıksın. Ne giydireceksek de biz giydirelim.” Aslan Akbey, Tombalacı’yı bitiriyor.

Çakır feci hasta. Böbrekleri sıkıntı ve gözaltı iyice şiş.

Elif Eylül’ün Çakır’ı göremediği için hapishane müdürüne kestiği racon efsane

“Yeter konuştuğun! Beni revire götürüyor musun götürmüyor musun?”

——

“Çakır kardeşimiz neden karşılamadı bizi?”

“Rüzgar ne kadar sert esse de kayadan alıp götüreceği tozdur.”

Şahin Ağa ve Memati, Şahin Ağa’nın koğuşunda.

Ester, Tombalacı için yardım istemeye Karahanlı’ya gidiyor.

Polat, Çakır’ın hastaneye kaldırıldığını radyoda duyuyor ve hastaneye gidiyor.

“Orhann.. babaları torunlarıma lazım. hastanede ne gerekiyorsa yap.” Laz Ziya, Çakır’ın yanında.

“Ağam, sahibine sadıktır ama ittir nihayetinde, havlar.” Abuzer’in oğlu Erdal’a lafı.

Testere, Karahanlı’nın talimatıyla ekstazi işine girecek. Tuncay’la iş yapmak istiyor ama Tuncay çekiniyor.

“Orhan’a söyle, buradan kaçıcam.” Çakır, Orhan aracılığıyla kaçmak istiyor.

Elif, balistik raporuyla farkediyor ki tetikçiyi vuran silahla kumarhanenin kapısını açan silah aynı silah. Bu, Çakır’ı beraat ettirmek için yeterli bir kanıt.

Polat, acilin kapısından hastaneye girerken Meral, Polat diye bağırıyor ve polisler Polat’ı yakalıyor. Tam o esnada, Tombalacı’nın adamları acilden içeri giriyor.

33. Bölüm

Tombalacı’nın adamları Çakır’ı öldürmeye çalışırken Çakır’ın yanındaki asker, adamların ikisini öldürüyor. Askere değer veren nadir dizilerden.

“Asker dur, tutuklu kaçacak bırakma.” Elif Eylül olaya el koyuyor.

“Firar edersen 12 yıl içerdesin. Beni dinlersen 12 saat sonra dışarıdasın.”

Polat sorgudayken dikkatleri Tombalacı’ya çekiyor.

Elif ve Canan, savcıyı kanıtlarla ikna ediyor. Tombalacının adamlarının Çakır’a saldırması da tam bir kanıt oluyor.

“Çünkü devlet için şahıslar değil yaptıkları hizmetlerdir.”

Savcı Polat’ı tehdit ediyor ayağını denk al diyor.

“Ben babasız büyüdüm. Devlet nedir bilirim savcı bey. Saolun.” Polat, Seyfo ve Memati serbest artık.

Polat ve Elif’in akşam Kız Kulesi’nin önünde oturup Elif’in Polat’a Ali’ye ihanet etmek istemediğini anlatması ve arkada çalan fon çok etkili.

“Ali benim mabedim. Gizli bahçem. Tek sığınağım. Sen benim mabedimin kutsallığını hiçe sayarak kutsallığını bozmaya çalışıyorsun.”

“Sadece, sadece dokunma. Ruhuma dokunma. Mabedime, kutsalıma, Ali’me dokunma.” Ne sahne be. 

“Sen benim sevgiyi bilmediğimi mi zannediyorsun?” Arkada çalan Gökhan Kırdar’ın Gizli Aşk fonu.

“Sen deli misin?”

“Sen akıllı mısın?”

Arkada çalan “Yaran yarimdir” türküsü. Kurtlar vadisi, her yanıyla, sadece detaydan, siyasetten, mafyadan, olaylardan ibaret değil, bu olayların derin yüzünü, aşkı, özlemi, hasreti de anlatıyor. 

“Kurt ininde yatan kurt, aslan ininde olan aslan, çakal ininde gezen çakal olur Çakır’ım. Yattığın yatağın hakkını ver Aslanım” Şahin Ağa’nın Çakır’a uğurlaması.

Aslan Akbey, Erdal’ın Hüsrev’in yanında olduğunu Polat’a söylüyor ama şimdi dokunamazsınız diyor.

Çakır beraat ediyor ve savcılık Tombalacı’dan suç duyurusunda bulunuyor. Süleyman Çakır 6 ay sonra serbest.

“Testere olmadan bu işe girmem.” Hüsrev Ağa, ekstazi işine girmenin tek şartı olarak bunu söylüyor. Sizce neden? Var mıdır bir planı? Hüsrev Ağa eski kurt.

“Tombalacı zor durumda. Ester’in yanında yer al Samuel.”

Bu bölümde ilk defa Nazo’yu, Hüsrev Ağa’nın kızını görüyoruz. Erdal ona da musallat olmaya başlıyor.

Bir sahnede Samuel, Karahanlı’ya “efendim, Gürcistan’daki ayaklanmalar için teşekkür ediyorlar.” Demesi çok önemli. “Soros’u çok iyi takip etmek lazım.”

Hikmet’in Aslan’a derin devleti anlatması, derin devlete derin devlete anlatması çok iyi.

“Aslan Amca, bu millet satranç oynamayı bilmiyor. Kaderini zar atarak belirliyor.” Hikmet diyor.

Çakır, Eren için 100.000 TL’lik hesap açıyor. Elif bunu duyunca çok sinirleniyor.

Elif’e 6 ay uzaklaştırma geliyor. İtibarı bittiği için “artık sadece mafya avukatı olabilirim.” diyor.

Polat, Seyfo, Memati ve Çakır, Tombalacı’nın mekanına girmeye başlıyor ve bölümümüz burada bitiyor. Çakır’ın hatası burada çünkü Tombalacı zaten onları bekliyordu hazır halde.

34. Bölüm

Bizimkiler Tombalacı’nın mekanını basıyor. Mekan basma sahnesi çok profesyonel ve hızlı. Şimdi olsa 2 saat sürerdi bu, ama burada çok profesyonel  ve adım adım, hızlıca ilerliyor.

Tombalacı ekibi tongaya düşürüyor. Bombalı olan bir tünelde mahsur kalıyorlar ama Polat bombayı çözüyor.

“Bomba uzmanı bir arkadaşım vardı, renk körüydü çok yaşadı.” Aslan Akbey’in Ali Candan’a nasihati.

Kapıya ateş edip kapıyı açıyorlar ama o anda tetiklenen bomba patlıyor. Ama bizimkiler kurtuluyor.

“İsrail’den özel bir ekip geldi. Birlikte hareket edeceğiz. Çakır’ın kalesini içeriden yıkacağız.” Ester, Polat’ı kaçırma planı yapıyor Tombalacı’yla.

Testere, Ziya’nın kızı Meral’e yürüyor ve yemeğe çıkarıyor.

“Sen ananı kestiysen ben de babamı vurdum.”

Eren’in konuşmaları tam mafyatik olmuş.

Çakır çocukları sinemaya götürüyor. Memati’de var. Memati’nin filmi izleyişi çok heyecanlı. Çocuk gibi izliyor. Çakır ise çok kötü çünkü kapalı ortama gelemiyor. “İçerde beni çok yordular Memati..”

Laz Ziya tekrar Oy Asiye türküsünü dinlemeye başlıyor. Hatırlarsınız, torunları onda kaldığı süre boyunca hiç dinlemiyordu bu türküyü. Torunları gittikten sonra tekrar dinlemeye başladı.

“Bu herif gözünü yummadan ben gözümü yummayacam dayı.” Herkes gergin.

Ve Erhan diziye dahil oluyor.

“Dayı, sana ne kadar benziyor?”

“Hakkat, benim de gençliğimde saçlarım kıvırcıktı.”

Ekstazi sehemi toplanıyor. Testere’nin hitabı ve konuşulanlar çok iyi. Bu dizinin Türkçe’yi en iyi kullanma ödülü almasına şaşmamalı. Amaç Afganistan’tan malları ucuza toplamak ve zamanı gelince pahalıya satmak.

Ekip Poligona gidiyor.

Dizinin en iyi yanlarından biri de bu. Bir bölüm çok aksiyonlu geçiyorsa, öbür bölüm izleyiciyi dinlendiriyor ve sakin geçiyor. Bu bölüm daha sakin mesela.

Çakır ve Polat’ın tarz farkları en çok bu çapkınlık olayında belli oluyor. Polat asla içki içmiyor ve fermuarını açmıyor, Elif’e ihanet etmiyor, Çakır ise bu konuda tam tersi. Ama ikisi de Tombalacı’yı kafaya taktığı için hiçbir şekilde olaya girmiyorlar. Ki Polat zaten girmezdi.

Seyfo Dayı’nın Memati ile muhabbeti çok iyi. “Ben gaz maskesiyle gül koklamam yeğenim..”

Polat, Elif’in yanına giderken yolda Ester tarafından sıkıştırılıyor ve kaçırılıyor.

35. Bölüm

Bölümümüze Ester tarafından kaçırılan Polat, onu şarapla bekleyen Elif’le başlıyoruz. Ayrıca Çakır çapkınlıktan eve geldiğinde bakıyor ki Nesrin ona güzel bir akşam yemeği hazırlamış, çünkü Çakır söz vermişti. Çakır, kadın ve sadakat konusunda sınıfta kalan biri. 

Erhan, Seyfo ve Memati sahnelerine daha çok dahil oluyoruz.

Elif, Polat’ın kayıp olduğunu ekibe söylüyor.

Aslan Akbey, İsraillilerin yani Ester’in Polat’ı kaçırmasına sinirli ve operasyon hazırlığına girişiyor. “Allah kahretsin. O kadar bulaşma dedim sana.”

“Çakır’ı çağır görüş. Onun tutumuna göre meseleyi hallet.”

“Git onlara de ki, eğer yeğenimin tek teline zarar verirlerse, kafalarındaki tel kadar kurşun yakarım.” Seyfo Dayı sinirli Polat’ın kaçırılmasına. Git onlara de ki dediği, Çakır, Kılıç tarafından çağırılıyor.

“Başımızı eğeceğiz, selamızı dinleyeceğiz, öleceğiz.” Çakır, Kılıç’tan ne gelirse hazır.

“Kurt yavrusu da sütle beslenir ama zamanı gelince parçalar.”

“Çakır…. Senden bir şey isterlerse yap. Yaşaman için herhangi bir şey..” Laz Ziya’nın Çakır’a nasihati.

“Abi siz aftan hiç yararlanmadınız mı?”

“Karaoğlan’ın iki affı çıktı, ikisinden de yararlanamadık.”

“Neden?”

“Üveydik de ondan..” O zamanlar ülkücülere üvey evlat denilirmiş.

Eren ve Şahin Ağa arasındaki sohbet. Bu diyaloglar çok değerli.

Polat, İsraillilerle poker oynamaya başlıyor. Amacı, onları rahatlatıp savunmasız hale getirip işlerini bitirmek.

Seyfo Dayı’dan Erhan’a: “Bu İstanbul bir kerhanedir yeğenim. İçeri girersin, başlarsın iş yapmaya, keyif almaya. Zannedersin ki çok kazançlıyım. Sonra birileri getirir önüne bir senet koyar. İstemeye istemeye bir ömür bu kahrı çekersin. Bu şehirden kurtulamazsın.”

Elif ve Canan morga bakıyor, Polat’ın kontrolü için

Polat İsraillilere Çakır’ın anlattığı Temel’in tente hikayesini anlatıyor:D Farklı farklı hikayeler de anlatıyor

“Sadakatin için her bedeli ödemeye hazır mısın?” Kılıç’tan Çakır’a.

“Ortağın alıkoyulmuş durumda. Eğer dediğimizi kabul edersen, yeni bir uzlaşma için buraya getirildin.”

“Sadakatte şart koşulmaz..”

Çakır’dan Tombalacı’nın elini öpmesi ve özür dilemesi isteniyor.

Bu esnada da Şahin Ağa’nın Eskişehir F tipine nakli isteniyor. Çünkü Kılıç’ın isteğini onaylamamıştı.

Polat’ın her hikayesine yanındaki 2 kişi hep güldü ama karşısındaki adam gülmüyordu. En sonunda o da gülünce Polat saldırıya geçiyor ve hepsini temizliyor.

“Büyüklerimiz bu eli öpeceksin diyorsa küçüklük edip öpücez..”

“Tombalacı saat 16:00’da, İstinye Yat Limanı’nda Orkide isimli yatla Kıbrıs’a hareket edicek. Karahanlı sadakatini takdir ediyor.” Tüyler diken diken. Ve Kılıç’ın o Mona Lisa gibi gülüşü, suratının yarısı sinirli yarısı gülüyor.

“Hayırlı seyirler kaptan!” Tombalacı yatında kaptanlara sesleniyor. Kaptanlar arkasını dönüyor ve bilin bakalım kaptanlar kim? Polat ve Çakır…

“Size de…”

36. Bölüm

Süleyman Çakır, Tombalacı’yı öldürüyor. Bu sahne anlatılmaz, izlenir. Bu yazıyı yazarken son ses arka fondaki müzik, TOmbalacı’nın kemik sesleri ve Çakır’ın “ölme lan!” diyip cinnet geçirmesini dinlemek bambaşka bir olay ya. 

“Bundan sonra hiçbir şey çalamaz. Artık zaman senin Çakır.”

“Canpolat? Canımız yerde kalmadı kardeş. İntikamımızı aldık.”

Çakır’ın o bakışı, o duygusal oluşu ve intikam aldığı halde Derya’yı geri döndüremediğini farketmesi ve Polat’a sarılarak ağlaması. Arkada giren müzik.

“Çakırr! Sen en büyük olacaksın!”

“Olucam. olucam. Derya’ya söz verdim. Olucam.”

“Memati, bu leşi öyle bir parçalayıp göm ki aynı sürünün kuşları bulup yemesin.”

“Biz en büyük olucaz kardeş.”

Karahanlı, konseye ve Ester’e Tombalacı’nın Ruslardan yana olduğunu ve bu yüzden öldüğünü söylüyor. Ester intikam almasın diye.

Aslan Akbey: “Karahanlı filini boşuna vermez. Karşılığında bizden bir şey bekliyor. Bunun için sizi daha yakınına çekecektir.” Bunun sonucunu sonra göreceğiz zaten. Kurtlar Vadisi aslında bir satranç tahtası.

Erdal Nazlı’ya, yani Hüsrev Ağa’nın kızına sarkıntılık yapmaya devam ediyor.

Meral, Laz Ziya’nın Asiye’ye yazdığı mektupları okuduktan sonra Laz Ziya’ya empati besliyor.

“Baba, sen annemi parayla almışsın.”

“Ya o bizi neye sattı?”

Karahanlı, Kılıç ve Testere’nin viski içme sahnesi çok iyi. Tek matrajda 3-4 dakikalık bir çekim var müthiş bir diyalog var.

“Çakır’ın önemine gelince.. Çakır bir bulut gibi. Arkasındaki fırtınayı görmek istiyorum ben.”

“Yavuz Selim’in arkasında çıkan sivilceydi. Sonra çıban oldu. Sonra şiir-i pençe oldu. Ondan doğan da Süleyman oldu. Bir sivilce hiçbir şeydir ama ardından geleni bilirsen.”

“Bunca zaman geçti. Hala Polat Alemdar hakkında birkaç satır bilgi dışında bir şey getirdiniz mi? Hayır.”

“Çakır’a İstanbul sefirliğini ver.”

“Çatlak sesler çıkacaktır.”

“O Çakır’ın sorunu.”

“Şahin Ağa’ya şefaat isteyecektir.”

“O da senin sorunun.”

Karahanlı, Çakır’ın yükselmesini istiyor.

Bu bölümde, Ali Candan’ın ölümünün üzerinden 1 sene geçtiğini görüyoruz.

“Canan Abla, benim kalemimi kırmışlar” Eren tam olarak Türk gençliğinin bu tür dizilere ve mafyaya özenmiş halini gösteriyor bize. 

Abidin ve Deve Tuncay sahneleri çok iyi.

“Bayramda deve keselim Abidin.”

“Estağfurullah abi. Kılıç kınını kesmez.”

Polat ve Elif, Ali’nin ölümünün tam 1. senesinde şarap içiyorlar. Aslan Akbey’in Ali Candan’a ilk bölüm dediği söz hemen akıllara geliyor: “20. yüzyılda birinin sevdiğinin ölümünü unutması 1 seneydi. 21. yüzyıldayız.” Elif Eylül’ün sarhoşluğu çok iyi, bu konuda Özgü Namal’a ayrı bir alkış çıkarmak lazım.

“Tahminimiz odur ki bu işi yapacak kudret de cüret de Kılıç’tadır.” Şahin Ağa Eskişehir’e sürülüyor. F tipi, koğuş yok. Bu kararı değiştirecek tek güç Canan’ın dediğine göre Adalet Bakanı. Kılıç’ın ve Karahanlı’nın gücünü bu durumda anlamak daha bir mümkün.

“Her kurdun bir kozu var, kurtların vadisinde..” Kurtların Vadisinde Türküsü bu bölüm

Polat’ın Şahin Ağa’yı kurtarma operasyonu şu şekil, Kılıç’ın adamları nakil aracındayken Şahin Ağa’nın işini bitirmek istiyorlar. Ama Polat bunu engelliyor. Böylelikle Kılıç’ın adamları verilen emiri yerine getiremedikleri için hem Şahin Ağa kurtulmuş oluyor, hem de Çakır itaatsiz olmamış oluyor.

“Karahanlı’nın buyruğudur. İstanbul bundan böyle senin. Bu şehre dair tasarruf, güç, denge, adalet, taksimat, konseyin çizdiği sınırlar çerçevesinde sana aittir. Hayırlı uğurlu olsun.”

Çakır İstanbul sefiri oluyor.

“Verilen emir geri alınmaz. Yerine getirilmeyen emir tekrarlanmaz.”

“Adamlarınız emirlerinizi yerine getiremezse bundan aynı emrin tekrarlanamayacağı ve Şahin Ağa’nın bağışlanacağı sonucunu çıkarabilir miyim?”

“Bir plan mı yaptın gene?”

“Yapanlar oldu.”

“Ortağın mı?”

“Doğrudur.”

“Engellerse, senden alacağımız bir şey yoktur. Ama Polat Alemdar’dan bir gün alacağımızı alırız.”

37. Bölüm

Çakır’ın hızlıca yükseldiği bölümler başlıyor.

“Büyümenin gerçekleri vardır. Büyümek değişmeyi gerektirir. Biz ne kadar değişicez?”

“4 kişi kaldığımız yerde eşitiz.”

“Ben yüreğim, sen beyinsin, Dayı bilek, Memati yumruk. Yek vücuduz.”

Çakır’ın İstanbul sefirliği macerası başlıyor.

Bu bölüm Cerrahpaşalılarla tanıştığımız bölüm.

Seyfo Dayı, İstanbul’un bölgelerini yöneten babaları Çakır ve Polat’a tanıtıyor.

“Çakır abim, .. kardeşini ağırlamak istiyor.” Memati, babalara davete gidiyor.

Cerrahpaşalılar iki kardeş. Küçük kardeş Metin icraat yaparken, büyük kardeş Halit, Testere’nin yanında çalışıyor.

“Çok büyüğü olan büyüyemez Halit”

Faris Sarıyayla, Kürt Bedo, Üstün Kısa, Demir Görkemli, Froud Fethi’yi Seyfi Dayı tanıttı.

“Dayı başka kim kaldı?”

“Zurnanın son deliği kaldı yeğenim. Cerrahpaşalılar.”

..

“Gelseler ayrı dert, gelmeseler ayrı dert”

“İki türlü de, sana biat etmezlerse tavrı net koymak lazım. Yoksa kimse bizi sallamaz.”

Memati, Cerrahpaşalıları çağırırken raconunu da kesiyor.

“Büyüklük davet etmektir, küçüklük gelmemektir.”

Çakır’ın insanlara borçlu kalmaması gibi bir özelliği var. Elif’e zorla para veriyor.

Polat, Abdülhey’i yanına alıyor.

“Ben senin içinde bir şey gördüm. Gördüğüm ne kadar iyi olur ne kadar kötü olur onu zaman gösterecek.”

“Nedir gördüğün abi?”

“Umut Abdülhey, umut..”

Polat ve Seyfo Dayı, Erhan ve Abdülhey’i tıraş edip takımlarla donatıyor. 

Nesrin ve Süleyman Çakır’ın yemek sahnesinde farkettiğim bir detay var. Nesrin, kocasına hiç Süleyman demiyor. Hep Çakır diyor.

Nesrin, Çakır’a trip atmaya devam ediyor. Haklılık payı var.

Ruslar, Karahanlı ile işbirliği kurmaya çalışıyor..

“Amerika ekonomisi batmaya mahkum.”

“Mehmet Çolak ile yaptığınız işbirliğini benimle yapacağınızı zannettiniz. Boşuna nefesinizi harcamayın. Benim tavrım nettir. Gelecek 30 yılda bu bölgede Amerika’nın planlamadığı, İsrail’in onaylamadığı hiçbir projenin yaşam şansı yoktur.”

“Bizim onaylamadığımız projelerin de yaşam şansı yoktur Sayın Karahanlı.”

Doğu ve Aslan arasındaki konuşma.

“Tombalacı’nın ipini kim çekmişse onun bu aralar daha fazla korunmaya ihtiyacı var.” Doğu Bey’in bunu söylemesinin nedeni Tombalacı’nın ölmeden önce Ruslarla işbirliği yapması

“Karahanlı’ya suikast mi yapılacak?”

“Evet”

“Kim yapacak?”

“Rusya”

“Bütün dengelerimizi alt üst eder.”

Operasyonun başarıyla sürdürülebilmesi için Karahanlı’nın yaşaması şart.

Canan, Abidin’in bir işini yapma karşılığında onun mahkemede konuşmasını ve Eren lehine ifade vermesini istiyor.

Meral, Testere’nin evinde.

Ve o ünlü sahne başlıyor. “Hoşgeldiniz şeref verdiniz.” Babalar, Çakır’ın masasında.

Orhan, Meral’i takip ettiriyor. Sonuç olarak Testere’de olduğunu farkediyor. Bundan kimsenin haberi olsun istemiyor.

Eren hapishaneden Çakır gibi kaçtı. Elif onun üstüne gidince ablasına ilk defa Elif diyor ve rest çekiyor.

“Herkesi dinlicem Metin, metin ol”

Halit’in kardeşi Cerrahpaşalı Metin ortalığı karıştırmaya çalışıyor. 

Testere – Meral ilişkisi aynı tempo devam. Meral’in Testere’nin dudağını ısırdığı sahne bu bölüm.

“Bizim bir derdimiz yok. Ha olursa, derman dileyen olursa, yer burası değil, biziz demeye geldik.”

“Abinin lafı mıdır? Senin lafın mıdır?”

“Hıh. Tek kaldın diye saymayı mı unuttun Çakır? Abim bir ben bir. Hepiniz bir, biz bir.”

Mete, Çakır’ın candamarından vuruyor.

“Bu saatten sonra sana, senden kaç tane varsa sülalene İstanbul’da başıbuyruk hareket etme kapısı kapanmıştır. Ya bizim şartlarımıza uyarsınız, özür dileyip biat edersiniz, ya da defolup gidersiniz.”

“Hıh. Şartlarınız neymiş?” Meto’nun öyle bir üslubu var ki, tam dayaklık. Müthiş bir oyunculuk sergiliyor adam.

Polat şartları sayıyor. Ardından Meto,

“Sen kimsin lan racon kesiyorsun?”

ve o ünlü sahne… müziğiyle, tonlamasıyla, harika sahne….

“Racon kesmiyorum, kafa kesiyorum. Süleyman Çakır İstanbul’un sefiridir. Biat edin!”

Giren o efsane müzik ile Meto’nun kanının Çakır’ın eline bulaşması ve o haliyle biat için elini kaldırıp kameraya bakması, efsane bir sahne oluşunun yanında Çakır’ın eline kan değdi ve artık Çakır kana bulaştı, siyasetle değil ölüm ve öldürme ile işler çözülmeye başlayacak imajı veriliyor.

38. Bölüm

Meto’nun cesedi Cerrahpaşalıların mekanında

“Metin’imin eti tırnaktan ayrılana kadar intikam almayacaksın.” Halit’in ve Metin’in ablası 40 gün boyunca intikam alınmayacağını söylüyor.

Çakır, babaların sorununu çözmek için çalışmalara başlıyor. Dayı’nın nasihati:

“Her ne kadar Yeniçerilik kalksa da, padişahlık kalksa da, bu millet ulufe almayı sever.”

Laz Ziya, Çakır’la kavgası sonrası kendisine gelen Nesrin’e o muhteşem oyunculuğuyla nasihati:

“Hadi… Evli evine, köylü köyüne, kurt deliğine..”

..

“Dertten mi içiyorsun zevkten mi Orhan?”

“Adetten abi.. Damarlarımız sertleşti. İki dubleyi görmeyince gece uyutmuyor.”

“Yaşlandım desene Orhan..”

Orhan, Meral’in Testere’ye gittiğini Ziya’ya söylemiyor, alışverişe gittiğini söylüyor. Laz Ziya bunu anlıyor tabi ama çaktırmıyor. Şimdilik.

“Kadın milletinden hiç yüzümüz gülmedi be Orhan..”

Testere, İstanbul’daki ekstazi işini Cerrahpaşalılar ile yürüttüğü için Necmi ve Halit yakın.

Çakır ise sokaktaki, okullardaki malları çektirmek istiyor. İleride bu konuda sıkıntı olacak.

Ruslar, Hüsrev Ağa’yı kendi saflarına çekmek için çabalıyor. Hüsrev Ağa vakit istiyor.

Eren, hapishane müdürüne racon kesmeye çalışıyor ama ters tepiyor, hücreye atılıyor.

“Babam bunu duyarsa Meral’i asar.”

“Sakladığımı duyarsa beni de asar.”

Orhan, Meral’in durumunu Nesrin’e açıyor.

Babalar Halit’e başsağlığına geliyor. Bedo aykırılık yapınca Halit,

“Sana tek bir lafım var. İstanbul’u terk etmen için 39 günün var.”

“Gardaşında bu ağızla konuşuyordu. Bu ağız iyi ağız değildir.”

Karahanlı ve Kılıç, Rusların tehditinden dolayı tedirginler.

“Ben adamı gözünden tanırım. O Polat Alemdar Çakır’ı ateşin içine itiyor.” Fethi’nin Halit’e söylemi, tespiti.

“İstanbul’da reçetesiz hap satanın reçetesi kesilir!” Çakır’ın adamları okul önünde uyuşturucu aleyhine racon kesiyor.

Çakır ve Polat gözaltına girince ilk olarak sırtlarını duvara yaslıyorlar. Güzel bir detay.

Halit’le aynı yerdeler. Halit’in adamı da Polat’ın gözaltı yerinde. Ağzında jiletle Polat’a gözdağı veriyor.

“Allah’tan emniyetteyiz.”

“Bence değiliz.”

39. Bölüm

“Vay ayı vay..” Çakır tribüncülük yapıyor, Polat jiletli adamı etkisiz hale getiriyor.

“Sen psikopatsan ben psikopatın Allahıyım lan!”

Kurtlar Vadisi’nin bir iyi yönü de devleti hep güçlü gösteriyor. Emniyet müdürü aynı anda hem Çakır’a hem Polat’a hem Halit’e raconunu kesiyor.

“Delikanlı ol peşime adam takma. Adamlarında iş bitirmeye çalışma. Varsa yüreğin, senle ben, teke tek.”

“Sen kimsin lan meydan okuyosun?”

“Kardeşin de böyle söylemişti, rahmetlik”

Emniyet çıkışı raconlar kesiliyor.

“Çakır! 39 say”

“Sende sülaleni say.”

Halit, Meto’nun 40’ını bekliyor ama o sırada öldürmesi yasak sadece. Onun dışında Selvi’nin çantasına uyuşturucu koymasından tut raconlara kadar her şeyi yapıyor.

“Kanı bozuk tahta kurusu, haysiyetsiz şerefsiz, dalaksız ciğersiz, onunki bununki.” Çakır’ın Halit’e saydırması hep aynı ve hep aynı sırada. Sinirlenmesinin sebebi kızının çantasına hap koyması.

Erdal, uyuşturucuyu iyi yaptığı için babası Abuzer Kömürcü tarafından ilk defa tebrik edilip öpülüyor. Çok uzun sürmüyor tabi bu. Baba sevgisi görmeden büyüyen bir bireyin sosyal hayatta nasıl olacağına dair çok güzel bir örnek Erdal Kömürcü.

Seyfo Dayı, Selvi’ye gelen hapın geçişlerinin Tuncay tarafından yapıldığı istihbaratını alıyor.

“Abidin kardeş, sen bir gel, abiler konuşacak.”

Ekip, Tuncay’ın mekanına destursuz gidiyor.

“Bir konuda yardımınıza ihtiyacımız var, acil.”

Tuncay bizimkilere yardım etmeyi kabul ediyor. Böylelikle bizimkiler, hapın üretildiği ve paranın toplandığı yeri basıyorlar ve paraları yakıyorlar. Diğer mekanları da Memati, Erhan ve Abdülhey basacak. Torbacıları alıyorlar.

O sırada, Halit Bedo’yu vurduruyor.

“Neredeyse hayatımın en zor işi.” Aslan Akbey, suikast bilgisini alıyor içerden. Karahanlı’yı koruması lazım ama hem manevi olarak hem de hissettirmeden korumak onun için zor bir iş.

“Baron ölürse yeni baron sen olursun, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmazsın.” Aslan Akbey’in Polat’a söylemi. Bu cümle aklınızda kalsın.

Hüsrev Ağa, Rusların kendisiyle konuştuğunu Karahanlı ve Laz Ziya ile ortak paylaşıyor.

“Kuştan korkan darı ekmez. Ekse de korkuluk dikmez. Biz de bir cevap verecez elbet.”

Halit, Elif’i mekanına aldırıyor.

“Adamın bana aşık olmuş baba. En sadık adamın, Orhan’ın.” Meral, kendisini takip ediyor diye Orhan’a iftira atıyor Laz Ziya’nın yanında.

Halit, Elif’i annesi ve Eren ile tehdit ediyor. Karşılığında avukatı olmasını istiyor.

Testere, Çakır, Polat ve Halit’i yanına çağırıyor.

“O topladığınız hapların hepsi benim! Kör testereyle keserim lan sizi!”

Halit sonradan gelince, Polat ve Çakır, Halit’in Testere’ye çalıştığını farkediyor ve şaşırıyorlar.

40. Bölüm

“Kadınlar, çocuklar.. Senin muhatapın bunlar mı? Kardeşin senden daha delikanlıydı. Yanlış adamı kestik” Polat’ın Halit’e raconu.

“Bir daha bana parmak gösterme. O parmakla o avukatın gözünü oyarım.”

“Eğer Elif’in saçının tek teline dokunduysa, biçtiğim ömür dakika değil!”

Laz Ziya, Orhan’ın bir şeyler sakladığını anlıyor. Ama Orhan bir şey anlatmıyor.

Hüsrev Ağa, Polat ve Çakır’ın ekstaziyi sokaktakileri kaldırıp Testere’nin işine çomak sokmasıyla onları kendine ortak ederek ödüllendiriyor. Hüsrev Ağa’nın Polat’a bakıp şunu demesi ilginç bir detay:

“Ben de insan tanıyorsam, mekteplisin. Ellerin tutsa tutsa kalem tutar, Almanya’dan da hariciyeci olarak gelmişsin derim.”

Afganistan’dan buraya, burdan gavura. “Kendi hissemden 5 sana, 5 sana. Siz artık bu sehemde benim ortaklarım olarak işe sahip çıkacaksınız. Benim erkek evladım yok ama sizler varsınız.” Bu iş en çok Polat’a yarayacak, sehem hakkında veri almak için.

Nesrin, Meral’in Testere’nin evinden çıktığını Çakır’a söylüyor.

Polat, Memati, Erhan ve Abdülhey, Fethi’nin mekanını basıyor. Onları satıp Bedo’nun yerini Halit’e söylediği için.

“Bizi karıya mı benzettin lan satıyorsun?”

Ve bir devrin sonu. Erdal Kömürcü, babası Abuzer Kömürcü’ye iğnede uyuşturucu vurarak ve ellerini bağlayarak öldürüyor.

“Seni seviyorum demen için canımı verirdim baba..”

“Erdal, ben seni seviyorum lan it..”

Polat, Fethi’nin cinsel organını kestiriyor ve ondaki bütün kasetleri topluyor.

Ardından Polat Aslan Akbey’e gelişmeleri aktarıyor. Seheme ortak olması Aslan Bey’İ çok sevindiriyor.

Erdal sürekli babasının onu dövdüğü halisünasyonları görüp duruyor.

Çakır, Meral’in Testere ile durumunu Laz Ziya’ya söylüyor.

“Tahsilatını bilmiyorum. Meral’in Necmi’yle münasebeti varmış.”

“Kimleeee???”

“Hızar Necmi. Özür dilerim, Testere Necmi. Orhan abi Nesrin’e söylemiş siz bir şey yapmayın diye.”

Burada Laz Ziya’nın mimikleri, İstemi Betil’in oyunculuğunun farkıyla yansıyor bize.

“Vay anası kılıklı vay…”

“Bana üstüme düşeni emret yapayım. Kendini de üzme baba. Kız torunun var.”

“Çakır.. Torunlarıma çok iyi bak.”

Orhan, bir kağıda “Size hiç ihanet etmedim.” yazarak kendi kalemini kırıyor.

Abidin, belgelerle Eren’in suçunun olmadığını mahkemede ispatlıyor.

“Canpolat, ortalık toz duman. Kayınpeder testereyi kesmezse bacanak olucaz. Testere’yi kesmez Meral’i keserse Testere ile iyiden iyiye hasım olacaz. Testere’yi kesip Meral’i kesmezse, bu karı Karahanlı’ya kadar gider kardeşim.”

“Biz ne yapıcaz ya?”

“Beklegör politikası uygulayacaz.”

“O ne?”

“Türk milletinin 300 yıllık kaderi.”

Güzel gönderme. Türkiye, dünya ne yaparsa son 300 yıldır onu yapıyor.

“Bakalım nereye kadar kaldıramayacaksın.” Polat ve Çakır’ın kaset muhabbeti çok iyi.

Orhan kendi kalemini kırdı demiştik. Kendini asarken Ziya yakalıyor onu.

“Orhan.. Ben öldüm mü ki kendini asıyorsun? İn oradan aşağıya.”

“Abi, sana hiç ihanet etmedim.”

“Bir daha benden bir şey saklama Orhan. İhanetin bile olsa saklama. Orhan, Asiye’nin yanına bir mezar daha kaz.”

Eren tahliye oluyor. Ama Halit’in emri var.

“Çocuk, cezaevinden çıkmasın.” Fethi’nin yarım bırakılmasına karşı kestiği racon Eren’i şişletmek.

Şehmuz, Erdal ve Abuzer’i mezara atmak isterken Hüsrev arıyor, Erdal’ın yaşamasını istiyor. Çünkü Erdal ürün çıkartıcak.

Halit’in adamı, cezaevi uğurlamasında Eren’i şişliyor.

Ziya, Meral’i diri diri mezara atıyor.

41. Bölüm

Laz Ziya, Meral’e annesini astığını söylüyor.

Bir yandan Eren ameliyata alınıyor. Sahneler arası geçiş çok iyi bu bölümlerde, Osman Sınav farkı.

Hikmet Çakır’a birçok laf ediyor, Çakır hastaneye ziyarete geldiğinde.

… “Sen onu korudun kolladın ama başka bir tuzağa çektin.” …

“Bu sözleri lakabın deli, varlığın hikmet, mekanın hastane, ahbabın Elif ve Polat olmasa ne dinler ne duyar ne de konuştururdum. Ama geçmiş olsuna geldiğimiz yerde acı paylaşmak nasihat dinlemekse buna da eyvallah Hikmet kardeş.”

“Sen o konferansta uyurken ben yaptığım konuşmalarla ülke yönetiyorum Kılıç.” Karahanlı, konferansa hazırlanıyor.

“Yeterince yangın var. İşimiz söndürmek. Önce içimizdekini, sonra başkalarınınkini.” Polat, Eren’in şişlenmesinden dolayı sinirli.

Ziya, Meral’i eski evine kapatıyor.

“Orhan! Kimse bilmeyecek burayı. Senin gölgen bile bilmeyecek.”

Halit yeğenini Demir’in mekanına yolluyor doğum günü eğlencesi için. Demir, çocuğun geleceğini Çakır’a ispiyonluyor. Bizimkiler de plan yapıyor, Halit’in yeğenini nasıl kaldırmak için.

“Beni neden bu kadar kolluyorsun? Ben senin neyinim ki?”

“Sen benim Elif’imsin..”

Testere, Meral’in yerini araştırmaya başlıyor.

“Ne anam girebilir aramıza ne babam. Ölmeyecem..” Meral, kendine güç vermeye çalışıyor.

O sırada Erhan’ın Halit’in yeğenini kaldırma planı işe yarıyor. Planı 41. Bölümün 45. dakikasında bulabilirsiniz.

Abdülhey ve Erhan, odaya düzenek kuruyor. Kapı açıldığı anda tüfek, Halit’in yeğenini vuracak. İşbu ki Halit çocuğu kurtarayım derken kapıyı açıyor ve silah ateşleniyor. “Çeto!”

42. Bölüm

Rus baron Ivanov, Karahanlı’nın öldürülmesi için Ürdün’deki El Mizan örgütünün başıyla işbirliğine giriyor.

“Mehmet Karahanlı Amerika’nın Türkiye’deki maşası. Aynı zamanda sizin ve bizim ortak düşmanımız.”

“Cahil adamın kanı dökülmez, yavaş yavaş içilir.” Halit’in ablası, onları öldürme ama korkut diyor. Hakiki racon.

İplikçi Nedim, Çakır’dan cd’sini istiyor ve Fethi’nin yerine kimi koyacağını soruyor.

Testere, Meral’e ulaşmak için Orhan’ı takip ettiriyor.

Halit’in adamları Seyfo Dayı’nın mekanını basıp yıkıyor.

Karahanlı’nın konferansı üst düzey güvenlik ile başlıyor.

Aslan Akbey, hem konferans salonundaki adamlarıyla, hem de arkaplanda bilgisayar başındaki adamlarıyla aktif.

“Dilaltı hapları yanınızda mı?”

“Anlayamadık efendim?”

“Geriye bir tek kalp krizi kaldı Karahanlı’yı öldürecek.” Aslan Akbey telaşlı.

Seyfo Dayı ve Erhan, kahveyi yıkılmış halde görüyor.

Yine aynı zaman diliminde, Halit’in adamları Çakır’ın evini basıyor. Bu bölümün kurgusu çok iyi. Farklı olaylar aynı zaman diliminde gerçekleşiyor ve geçişler izleyiciye çok iyi yansıtılıyor.

Halit’in adamları Demir’in mekanını da basıyor ve yıkıyor.

“Yeğenim, fren patladı. En iyisi bu kamyonu yardan aşağı sürmek.”

“Doğru söylüyorsun Dayı. Yürü Abdülhey!”

“Neye yeğenim?”

“Direksiyona Dayı.”

Polat, Cerrahpaşalıların kahvesini basmaya gidiyor.

3 olay aynı anda ilerliyor. Polat Cerrahpaşa kahvesinde, Çakır evinin önünde adamlarını görmüyor ve korkuyor, suikastçi ise Karahanlı’nın konuşma yaptığı salonda. 43. bölümle birlikte dizinin en iyi kurgulanmış bölümü.

“S2, önden üçüncü sıra, sırabaşı, pardüsülü adam. Şüpheli. Gerektiğinde müdahale et.” Aslan Akbey canlı bombayı farkediyor.

43. Bölüm

Aynı anda üç olay devam ediyor. “S2, şüphelinin arkasına geç!” Karahanlı konuşmasına devam ediyor, Çakır evini telaşla kontrol ediyor. Bir yandan da “Polat Alemdar, sen bize piyangodan mı çıktın?”

..

“Ben bütün Cerrahpaşa’yı bilirim.”

“Hüseyin, oğlun 7 zayıf getirmiş öyle mi?”

“Devlet baba bilmez benim çocuğumun zayıfını. Sen kimsin lan?”

“Polat Alemdar, anladık hasımlarını iyi bellemişsin. Bilirsin ki ipe gidenlerin son muradı sorulur. Muradın nedir?”

“Dünyada Amerika dünyadaki tek güçtür. Ya yanında olursunuz, ya yok olursunuz!”

Aslan Akbey’in adamı, canlı bombanın arkasında bekliyor.

“Noluyo Memati?”

Canlı bomba elini monta getirirken Aslan Bey’in KGT adamı S2, yüzüğündeki iğne ile canlı bombayı etkisiz hale getiriyor.

Çakır, yatak odasının kapısını binbir korku ile açmaya çalışıyor.

“Şimdi siz söyleyin, padişaha baş kaldıranın başı ne olur?”

“Ben buraya kafa kesmeye değil ses kesmeye geldim.”

“Daha bunu ne konuşturuyoruz torbacı, abilerimizin kanını dökenin kanı bize helaldir!”

“Sen ne diyorsun lan!”

Polat bomba çıkarır..

“Ortada pimi çekilmiş bir bomba var.”

S2, canlı bombanın üstünü açıyor ve “bomba var, binayı boşaltın!” diye uyarı geçiyor, Karahanlı ve salondakiler (konseyin diğer üyeleri de dahil olmak üzere) tehlikeden kurtuluyor.

Çakır, yatak odasının kapısını yavaşça ve korkuyla açıyor. 

“Elimi buradan çekersem, üç beş saniyede hepimiz havaya uçarız. Kaybedecek hiçbir şeyim yok.”

“Bizim Cerrahpaşa ile bir meselemiz yok. Ama Cerrahpaşa bizim elimizi öpmeye değil de ayağımıza dolanmaya gelirse işte o zaman daha çok kan akar.”

“Delikanlı adamsınız, ama ilk kanı siz döktünüz.”

“Biz kanla beslenmeyiz. Sülük değiliz. İtaatsizliğin raconunu biz koymadık ama biz uygularız. Büyüklerinize böyle iletin.” Polat o esnada bombayı kahvenin sobasına atar ve tüm kahve korkuyla kaçar. Ama Polat’ın attığı bombanın içi boş, o yüzden patlamıyor.

“Herkes yuvaya dönsün, geçmiş olsun. Geri kalan iş emniyetin.” Aslan Akbey ve ekibi, Karahanlı’yı başarıyla kurtarıyor.

Cerrahpaşalılar, dizinin belki de en iyi raconlarından birini kesiyor. Kapıya tüfek bağlı ve Çakır’ın ailesine doğrulmuş. Kağıtta yazan: “Biz çocukları ve kadınları öldürmeyiz… Cerrahpaşalılar”

Ve o esnada, tüm Türkiye’nin belki de en çok bilinen dizi müziği, Gökhan Kırdar’ın en iyi eseri, Cendere, ilk defa bu sahnede çalmaya başlıyor.

“Çöz Memati…”

Halit, raconu kestiği için mutlu ama tam o anda Torbacı geliyor Halit ve ablasının huzuruna.

“Polat Alemdar kahveye geldi.”

“Nasıl kahveye geldi?”

“Geldi, lafını söyledi gitti.”

“Nasıl gitti Cemal?”

“Abla, geldi bir tufan, gitti bir boran. Gövde üstünde baş, baş üstünde akıl bırakmadı. Esti geçti.”

“Kaç kişi bastı?”

“Bir o, bir de ondan kara bir oğlan.”

“İki kişi iflahınızı mı kesti Cemal?”

“Halit Ağa, benim aklım bu işlere ermez. Ama bu yaşa geldim, bu kadar hasım gördüm, böylesini görmedim. Koca kahveyi kestane yaptı, çizdi gitti.”

Racona karşı racon….

Üçlü olayı bitirdik ve adrenalin yavaşladı. Şimdiki olay, Orhan Meral’in yanından çıktığında Testere’nin adamları onu takip ediyor. Böylelikle Testere, Meral’in kaldığı yeri öğrenmiş oluyor.

“Hüsrev Ağa… Fırtına koptu, hem de bizim denizde… Hem de bizim gemilerin tam üstünde.” Hüsrev Ağa ve Laz Ziya suikastin değerlendirmesini yapıyor.

Karahanlı’nın kafaya taktığı konu, canlı bombayı kim imha etti? Bizi kim kurtardı?

“Birileri bizi kurtardı…”

“Kim?”

“Bilmiyorum. Ve bilmediğim şeylerin sayısı çoğaldıkça da ben sinirleniyorum.”

..

“Gelenekçi insanlar bilinenden değil bilinmeyenden korkarlar. Senin devletten beslendiğini düşüneceklerdir.”

“Düşünsünler, iş başka mecralara gidiyor. Bir yerde son vermek lazım.”

“Son verdiğini mi düşünüyorsun?”

“Sonunu düşünen kahraman olamaz.”

Polat ve Aslan Bey arasındaki muhabbet..

..

Eren ve Deli Hikmet arasındaki Galatasaray muhabbeti çok iyi. “Memleketimin insanları meseleyi şahıs merkezli görmekten ne zaman vazgeçecek Ya Rab?”

“Ulan Eren! Sen hiç kalp krizinden ölen canlı bomba duydun mu? Allah’ım sen aklıma mukayyet ol!”

Deli Hikmet, aslında dizideki en akıllı laflar eden karakterlerden biri.

..

“Bak aslanım. Bize büyüklerimiz bu işe girerken demişlerdi ki, kabadayının yumuşak bir yeri olursa namı büyük ömrü kısa olur. Bizim ailemiz hanemiz yumuşak karnımız. Bunca yıldır beraberiz Memati, fena ömür de yaşamadık ha? Demekki bir kabahatin yok oğlum.”

Çakır, Memati’yi ailesinin yanına koruma olarak bırakıp yazıhaneye geçiyor.

“Abi, ben de seninle mi gelseydim?”

“Sen çocuklarımın yanında kal ki onların ömrü uzun olsun Mematim”

Rusların müslümanlarla işbirliği içinde olduğunu farkediyor Nizamettin. Nizamettin, Samuel, Karahanlı, Kılıç ve Testere arasındaki İslamofobi konuşması değerli. Karahanlı, Ivanov tehlikesinden dolayı senemin gemisini de durduruyor şimdilik.

Polat, yazıhanede yaptığı raconu anlatıyor. Bu racon, Çakır’ı ve Dayı’yı rahatlatıyor, Çakır ve Polat sarılıyor.

“Onlar bizi can evimizden vurdu, biz de onları.”

“Ya ben zannettiydim ki bugünden itibaren yüzüm hiç gülmeyecek. Çok şükür, yüzümü güldürdün Canpolat.”

“Allah sizi birbirinizden ayırmasın, hep el üstünde tutsun sizi.”

..

“Benim bu alemdeki raconum, belimden silahı çektinden sonra mermim bitene kadar yerine koymamaktır.”

“Yapma yeğenim! Alem dediğin kahpe olmuş!”

“Kim ne oluyorsa Allah mübarek etsin dayı! Azdan az, çoktan çok gider.”

Çakır, bu sözü ilk söylediğinde Tombalacı Derya’yı öldürmüştü. Şimdi ise…

“Banane Halit’ten Çakır’dan… Bir de bunlarla mı uğraşıcam? Çakır arkasında bilmediğimiz bazı şeylerle ailemizin içine kadar giriyor.”

“Patron, o Laz Ziya’nın damadı. Ailemizden bilmediğimiz neyi bize taşıyacak?”

“Tombalacı benim ailemdendi. Ne yaptı? İhanet etti. Çakır ne yapıyor?”

“İhanet mi?”

“İşte sorun burada. Bilmiyorum. Ve ben bilmediğim şeylerle uğraşmak, istemiyorum.”

“ÇAKIR’I BİTİRDİN Mİ?”

“Sıradaki mesele dedim..”

Karahanlı, Süleyman Çakır’ın kalemini kırıyor. Bu notları yazarken tüylerim diken diken ve kalbim çarpmaya başladı. Her izleyişimde garip hissediyorum.

Çakır, sanki ölümünü bekler gibi ofisinde viski sigara yapıyor. Arkada çalan Hekimoğlu fonu… Hekimoğlu türküsünün hikayesini okuyun mutlaka, Çakır’ın hikayesiyle benzerlik gösteriyor. Bu türkünün seçilmesinin sebebi de varmış demekki. Bu sahnede ayrıca Çakır’ın hayatına ve sahnelerine dair “flashback”ler görüyoruz.

“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…”

Karahanlı’nın kırık kalemini alan Testere, Çakır’ı öldürmesi için Halit’i görevlendiriyor.

“Halit, Çakır’ı ver, İstanbul’u al.”

Nesrin ve Memati, Çakır’ı överek dertleşiyorlar.

“Memati, Çakır seni çok seviyor. Onu hiç bırakma olur mu?”

Elif ve Polat Kız Kulesi’nin orada oturuyorlar.

“Ameliyatla Ali olsana!” Polat bi anda öksürmeye başlıyor duman boğazına kaçıyor. Aralarındaki muhabbet bölümün 60. dakikasında.

..

“Çakır, Karahanlı ile ilgili olaydan haberin var mı?”

“Abi geçmiş olsun dileklerimi iletmeniz için arayacaktım.”

“O konuyla ilgili görevlendirildin. Kağıt kalem al. Çakır, görüşme için bekletme. Zamanında ve yalnız gel.”

Testere, Çakır’a adres yazdırıyor. Dizinin ilk bölümlerinde “kaderimizi siz yazarsınız siz çizersiniz.” raconunu hatırlıyorsunuzdur. Testere, Çakır’ın kaderini yazıyor.

..

“Bu parmaklar silah tutmak için değil, piyano çalmak için..” Elif’in Polat’ın eline övgüsü.

“Gel gidelim buralardan. Sen bana piyano çal, ben sana menemen yapayım.”

“Nereden biliyorsun menemen sevdiğimi?”

“Ben bir tek onu yapabiliyorum da ondan..”

Testere’nin Çakır’a yazdırdığı adres, Meral’in kaldığı adres.

“Nereye geldik lan, ne göreviymiş bu?”

“Yürü be Hekimoğlu, Ünye Fatsa arası Ordu kuruldu. Ulan, ölümden öte köy mü var be!” Çakır, eve bodoslama giriyor.

Arkada o efsane tulum. Süleyman Çakır, Meral’i eli kolu bulduğu anda Cerrahpaşalı Halit tarafından vuruluyor. Vurulunca, silahına davranmadı demesinler diye silahını belinden çıkarıp atıyor yere. Muazzam bir detay. Süleyman Çakır vuruluyor…

“Canpolat, sıra senin canında. Gel ortağının cesedini al.” 

Oktay Kaynarca’nın oyunculuğu zirvede. Çakır’ın yerde yatan vücudundan uzaklaşan kamera açısı, arkada çalan tulum, ilahi, duygusal fon ve ardından kapanış jeneriğinde çalan Hekimoğlu. 43. Bölüm, kurgusuyla, Cendere ve Hekimoğlu ile tanışmamızla çok önemli bir bölüm. Objektif konuşursak, Polat Alemdar’ın Ali Candan kimliğinden sıyrılmaya başladığı bölümler başlıyor.

44. Bölüm

“Halit Çakır’ı vurduğunu söylüyor. Kahveye haber ver telefonumu beklesinler.”

“Canan, Eren değil, Çakırmış.”

Selvi, rüyasında babasını görüp uyanıyor birden.

Polat, cankardeşini kurtarmaya gidiyor.

“Dayı, Çakır’ı vurmuşlar!”

Elif kahveye haber veriyor.

“Bilmediğin yere kapıdan girmeyecen.” Polat evi buluyor ve hedef şaşırtma taktikleri ile içeriye giriyor.

“Noldu sana Çakır…”

Çakır’ın vücudunu analiz edip arabaya koyuyorlar Meral ve Polat.

“Senin kontrolünde. Yan durucak tamam mı?”

“Niye?”

“Dili geriye kaçmasın diye.”

..

Elif’in Polat’a sorusu,

“Ya Polat’a tuzaksa dayı?”

“Dur kızım. Ama bir şey olmaz, yeğenim tedbirlidir.”

Polat’ın ekibe verdiği güven sözkonusu.

“Eğer Çakır’ın kanını akıttıysa, herkes ölene kadar bu kan akar.”

..

“Vücuda isabet eden 5 kurşun var. Biri sol dördüncü kaburgadan girmiş. Biri…” Polat, Çakır’ı hastaneye yetiştirirken doktora detaylı bilgi veriyor.

“Doktor Bey’den gerekli malumatı aldık.”

“Yeğenim doktor mu bulmuş?”

Polat’ın eğitimi o kadar yüksek ki, bir doktor kadar uygun bilgi verebiliyor.

Çakır, arabada son defa söz söylüyor.

“Canpolat…” Tüyleri diken diken eden bir sahne.

Hastaneye varınca Çakır sedyeye alınıyor ve içeri geçiriliyor. Polat’ın arabadan inmeden kendini hazırlaması, nefes alış verişi, hem bir krize kendini hazırlaması, hem Çakır’ı operasyon için değil gerçekten sevmesi, hem Ali Candan kimliğinin artık bitmesi ve kendini tamamen Polat Alemdar olarak hissetmesi nedeniyle oluyor. 

Polat, kriz anında sağlıklı düşünmesinin önünde engel olmaması için Elif’i gönderiyor.

Gerçek doktorların söylediğine göre, Kurtlar Vadisi’nin bu bölümündeki ameliyat sahnesi, en gerçekçi ameliyat sahnesiymiş. Yapılan makara, gerginlik, kullanılan terimler, konuşmalar, her şey gerçek hayatta olması gerektiği gibiymiş. Birçok tıbbi terim kullanılıyor.

“Meral, Çakır’ın söylediği en doğru şey ne biliyor musun? Aldığın nefes zarar.” Nesrin sinirli.

Çakır’ın adamları Halit’i indirmek istiyor. O sırada Memati:

“Ne zamandan beri emirsiz fikir yürütülüyor? Nevzat, emredilen yerinden kıpırdayan olursa kafasına ben sıkarım.”

Memati, sadakat ve bağlılığın en iyi örneği.

“Hiç hikmet arama. Su testisi su yolunda kırılır. 22 4” Hikmet’in Çakır’ın vurulması hakkında yorumu.

“Kimin vurduğu hala belli değil mi?”

“Sadece hastanede olduğu malumatını aldım abi. Ağır yaralanmış.”

“Vuran kaçar, vurduran gelir Orhan.” Laz Ziya’nın tespiti efsane. Halit harbiden kaçıp evine gidiyor, Testere ise ilk ziyarete gelen oluyor. Burada, Duran Emmi’nin Seyfo Dayı’ya nasihatini de hatırlayalım. “Kahpelik” nasihati

Polat, Testere’ye karşı sinirli tavrını koyuyor. Seyfo ise selamlaşırken yerinden bile kalkmıyor.

“Ahu, benim CD’yi çal.”

Cerrahın istediği şarkı Mozart’ın Requirem in D Minor, k626 müziği. Bu beste, Mozart’ın ölümünden dolayı bitiremediği, ama sonradan öğrencilerinin tamamladığı bir bestedir. Çakır’dan sonra Çakır’ın bestesini Polat tamamlayacaktır. Neyi tamamlayacağını diğer bölüm göreceğiz.

“Ölmemiş ama kevgire dönmüş.”

“Necmi’ye bak. Meğer tükürüğün ağzımızdan çıkmasını bekliyormuş. Daha yere düşmeden işi halletti.”

“Laz Ziya ne diyecek bu işe?”

“Bu senin adamın niye işe his karıştırmaya başladı Kılıç?”

Karahanlı, Necmi’nin Çakır’ı Laz Ziya’nın evinde vurdurmasından dolayı sinirli.

“Efendim yaklaşık 1 saat önce Süleyman Çakır vurulmuş.”

“Durumu?”

“Ağır yaralı.”

“Allah kahretsin!”

Aslan Akbey haberi duyunca sinirlenip elindeki çayı döküyor. Çakır’ın ölümü operasyon için çok etkili bir durum.

“Benden habersiz hiçbir şey yapmayacaksınız tamam mı?”

“Bir şey yaptığımızda mutlaka haberiniz olur!”

“Ne demek istiyorsun sen?”

“Demek istediğim şu, bizi kimse kör kuyuya atamaz!”

Polat, Testere’ye ayaklanıyor, tam o anda Laz Ziya geliyor. Laz Ziya, ziyarete ilk gelenin Testere olduğunu görünce Çakır’ı onun vurdurduğunu anlıyor.

“Müdürle görüşücem oda ayarlayın”

..

“Abi hadiseyi araştırıcam gerekeni yapıcam. Durumdan sizi de haberdar ederim. Şimdi bir şey yoksa müsaadenizi isteyebilir miyim?”

“Hadiseyi araştırırım. Gerekeni yaparım. Durumdan da herkesin haberdar olur Necmi.”

Laz Ziya, Testere’ye kesiyor raconunu.

Polat Alemdar, Emniyet Müdürü’ne yalan bilgiler veriyor.

“Müdürüm, şu anda yardımcı olacağım hiçbir şey yok. Hastamız ameliyattan çıksın, iyileşsin, hepimize yardımcı olur.”

“Hastaneyi ablukaya almışsınız. Onları oradan çek, rahatsızlık oluyor.”

“Çakır ameliyattan çıkana kadar kim rahatsız oluyorsa olsun, önce onun canı. Şimdi siz bize yardımcı olun, sonra biz bize yapılanı unutmayız.”

Memati, Çakır’ın kendisini hapishanede kurtardığı zamanları hatırlıyor ve lavaboda ağlıyor. Çakır’ın ve Memati’nin gençliğini oynayanlar, gerçek hayatta Oktay Kaynarca ve Gürkan Uygun’un kardeşleri. Bu anıda, Çakır’ın Memati’ye “Ben ölene kadar ağlamayacaksın” demesi ve Çakır’ın ölümle yaşam arasındaki savaşında ilk defa hüngür hüngür ağlıyor Memati. Her detayıyla ilmek ilmek işlenen bir senaryodur Kurtlar Vadisi.

..

“O Çakır can verir vermez sıra Polat’ta Halit. Çakır’ı hastaneye yolladın, Çakır direkt mezara girecek!” Testere’nin Halit’e emri.

“Çakır… Sakın bana kazık atma… Daha yolumuz uzun…” 

..

“Fatmagül, iki aspiratörü buraya çek, burası göllendi.”

“Tansiyon nabız sıfır. Kaybediyoruz!”

“Dön oğlum dön… Ölmeyecek… Kalbi elimde, açık masaj yapıyorum…”

45. Bölüm

Bir önceki bölüm olan 44. Bölümde kalbi elimde, ölmeyecek repliğinin geçmesinin sebebi aslında seyircilerin tepkisiymiş. Senaristler, Çakır’ı öldürüp öldürmeme konusunda emin olamamışlar. Ama hikayenin ilerlemesi için Çakır’ın ölmesi gerekiyordu.

“Kardiyolog mu, ne kardiyologu?”

Polat, Çakır’ın ölmeye yakın olduğunu anlayıp ameliyathaneye koşuyor.

Polat içeri giriyor, Çakır’ın kalbi cankardeşi için son bir defa daha atıyor. Çakır’ın Derya’nın odasına girdiğindeki hali gibi.

“Ölme Çakır…”

Süleyman Çakır ölüyor..

“Maalesef kaybettik, başınız saolsun..”

..

Polat, Çakır’ın cesedine bakarken Aslan Akbey’in kendisine söyledikleri, Çakır ile iletişimleri, her şey kafasına geliyor. Polat Alemdar, an itibariyle Ali Candan kimliğinden çıkıyor ve tamamıyla Polat Alemdar oluyor.

“Dur. Kapat Kapıyı. Ölmedi. Çakır ölmedi. Ameliyat sürecek.”

Polat, kendisini tehdit eden doktoru inhibitüsyondan ölüm ile tehdit ediyor. Hem eğitimiyle, hem raconuyla ameliyatın biraz daha sürdürülmesini sahte olarak istiyor.

Başhekim “hastamız iyi durumda” diyerek bizimkilere yalan söylüyor. Laz Ziya’nın Polat’a bakışından belli inanmadığı.

“Ameliyat bitmeyecek Erhan. Hadi, göreyim seni.” Polat, Dayı’yı hastanede, Erhan’ı ameliyathanede görevlendiriyor. Abdülhey ve Memati’yi yanında alıyor. Çakır’ın öldüğünü sadece Erhan’a söylüyor.

Polat’ın hastaneden çıktığını gören Aslan uzak takibe alıyor ama Polat bundan sıyrılıyor. 

“Çakır’ı ne olursa olsun satmayacak kim var?”

“Kimler arasında usta?”

“Sefirlik masasında”

Memati, Halit’in safına geçtiğini Bedo’ya söylüyor ve Bedo, Halit’e de biat ediyor. Bunun üzerine sinirlenen Memati, “Şerefine sokayım” diyerek Kürt Bedo’yu elma bıçağı ile öldürüyor.

“Haklıymışsın usta..”

Erhan, Çakır’ın karnına neşter koyuyor. “Dünyada şişti, ahirette şişmesin.”

Seyfi Dayı, Çakır’ın ailesine hikayeler anlatıp sakinleştirmeye çalışıyor ama nafile.

Ara sahnelerde Elif ve Canan arasında fal sahneleri var. Bu fal sahneleri değerli ama izleseniz daha iyi.

“Bir erkek. Koca bir dağın tepesinde düşünüyor. Sen ise ona aslında çok yakınsın ama bir o kadar uzaksın. Ama Elif, uzak olmanın sebebi sen değilsin, o”

..

Memati’den Polata:

“Derdimizi anlatabilecek miyiz?”

“Cellatlar Memati, düşünmezler. Sadece önüne sürülen kurbanları öldürürler. Vazifeleri budur.”

“Biz cellat mıyız?”

“Cerrahlar ise düşünmeye fırsat bulamazlar. Karar vermeleri için tek bir saniyeleri vardır. Dışarıdan gaddar gözükürler. Ama vazifeleri hayat kurtarmaktır. Gerektiğinde bütünü kurtarmak için parçayı acımadan keser atarlar. Bugün cerrahız.”

Sıradaki ölen Freud Fethi. Memati, kafasına sütyen koyuyor öldürdükten sonra. “Sapık Piç.”

“Orhan… Yahya Reis nerededir? Kimseyi özlemez ama beni özlemiştir. Çağır gelsin.” Laz Ziya, Orhan’ın kalemini kırıyor, Testere’nin onu takip ettiğini anladığı için.

..

“Abdülhey ne düşünüyorsun?”

“Ben mi abi? Hiçbir şey”

“Nasıl başarıyorsun hiçbir şey düşünmemeyi?”

“Düşünmemek daha güzel abi.”

“Niye?”

“Bir düşünen var abi nasılsa.”

“Var..”

Canan’ın Elif’e anlattığı fal, Polat’ın Polat oluşunu anlatıyor resmen.

..

Sıradaki ölen Faris Sarıyayla. 

“Senin seviyorum dedin insanın gözlerinde insanlığa dair hiçbir şey yok! Bırak sevgiyi!” Nesrin’den Meral’e.

Ardından karşımıza çıkan sahnede Testere Necmi’nin az pişmiş kanlı et ve kırmızı şarap yediğini görüyoruz. Yemek yerken hırlaması da Testere’nin kimliğine gastronomik bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor.

..

“Allah kahretsin ne yapmaya çalışıyorsun? Ve benim niye bunlardan haberim yok!”

Aslan Akbey, ofisinde öldürülenleri gördükçe ve bunlardan habersiz oldukça sinirleniyor. 

“Umarım temiz iş yapıyorsundur. Yoksa seni ben bile kurtaramam..”

Polat tam bir hayalet gibi icraat yapıyor.

Sıradaki ölen baba Üstün Kısa. Ot içerken ölüyor.

Memati arabada, Laz Ziya hastanede, ameliyatın uzun sürmesinden şikayetçiler.

Sıradaki ölen Demir Görkemli. Küvette keyif yaparken ölüyor. Nasıl öldüklerini söylememin nedeni var, Hristiyanlıktaki 7 günah, bu bölüm öldürülenlerin günahlarını karşılıyor. Polat aslında bu bölüm 7 günahı temizlemiş gibi bir şey oluyor.

Ve 6 babalarda en son ölen Cerrahpaşalı Halit. Memati onu boğarak öldürüyor. Ölümünden önce diğerlerinden farklı olarak önce Polat’la konuşuyor:

“Evlerin yerini biliyorsun anladık da usta, krokileri nereden biliyorsun?”

“Sen benim geceleri uyuduğumu mu zannediyorsun Memati?”

Polat’ın Cerrahpaşalı yüzünü yıkarken bir anda ortaya çıkıp ona havlu vermesi, otururken buyur demesi, sigara vermesi, senin evin benim evim aslında demenin racon hali.

“Seni dinliyorum.”

“Dinleyecek bir şey yok. İşini bitir git.”

“Şşşh. Sessiz dedim.”

“Ne merak ediyorsun?”

“Hiçbir şey. Sadece gözlerime bakarak anlatmanı istiyorum.”

“Benim onunla bir meselem yoktu. Her şeyi siz başlattınız.”

“Neden Çakır’ın sefirliğini tanımadın?”

“O benim büyüğüm değil.”

“Ama büyükler onu seçmişti.”

“Benim büyüğüm değil!”

“Halit. Gözümün içine bakarak konuş. Yalan söylediğini zaten biliyorum. Hiç değilse gözlerini kaçırma.”

“Hiç gözlerimi kırpmadım onu vururken.”

“Hiç içinden keşke daha delikanlıca öldürseydim diye düşünmedin mi? Benim kucağıma bıraktılar, ben de sadece vurdum diye üzülmedin mi?”

“Yok öyle bir şey”

“Sen Çakır’ın oraya gideceğini nereden biliyordun?”

“İzledim”

“Sırtından vurmamışsın ama.”

“Hıh.”

“Hiç aklından geçmedi mi, bugün Çakır’ı harcayan Testere, yarın da beni harcar diye. Hiç düşünmedin mi, Çakır’ı korumasız ayağıma kadar yollayan Testere, bir gün beni ayaklarımdan asar diye. Hiç mi akıl etmedin Halit, Laz Ziya’nın kızının önünde sana Çakır’ı öldürten Testere, sana kimlerin önünde neler yapar diye? İyi ki düşünmemişsin. Testere sana hiçbir şey yapamayacak.”

Memati, Halit’i iple haz alarak öldürüyor. Polat, Halit ölene kadar gözünü hiç kırpmıyor mükemmel bir detay. Çakır’ın intikamını Memati’ye aldırtması ise ayrı mükemmel bir detay.

“Hadi Memati, daha işimiz var.”

“Kim kaldı ki usta?”

Nesrin ve Çakır’ın arasındaki halüsinasyon saat sahnesi çok duygusal. Nesrin’in rüyası.

“Çok yorgunum Çakır…”

“Sen kaldırırsın..”

6 babanın ölümünden sonra Polat, başhekimi arayıp basın açıklaması yapması için izin veriyor. Süleyman Çakır, morga kaldırılmak için hazırlanıyor.

“Usta bizim sülalemizi kaldırırlar.”

“Memati, bir daha asla sözümü kesme. Çakır öldü Memati. Çakır’ı Testere toprağa yolladı, ama biz onun dimdik gömülmesini sağladık.”

“Usta..”

“Başın saolsun kardeş.”

Necati Şaşmaz burada çok iyi oyunculuk sergiliyor. Testere’ye racona giderken müthiş soğukkanlı ama başın saolsun derken gözü doluyor.

Abdülhey ve Polat Testere’nin evini basıyor. Memati arabada ağlıyor.

Laz Ziya’nın ilk defa sigara içtiğine şahit oluyoruz.

Nesrin şokta. Meral ağlıyor.

Ve Polat Alemdar ve Testere Necmi karşı karşıya. Polat, Testere’nin karşısına Çakır’ın silahı ile çıkıyor. Testere Necmi’yi Hitler’in Kavgam kitabını okurken görüyoruz. Önceki bölümlerde Testere’nin Gestapo’nun raconunu yaptığını görmüştük.

“Arkadaşlar. Lüzumu üzerine bir açıklama yapmak istiyorum..

“Kürt Bedo, öldü.”

…Dün akşam saatlerinde hastanemize akciğer, karaciğer, mide, dalak ve böbreğinden ateşli silahla yaralanmış olarak getirilen Süleyman Çakır, acil olarak ameliyata alınmış..

“Freud Fethi, öldü.”

…Göğüs, kalp ve damar, hariciye ve bevliye cerrahları ile anestezi uzmanından oluşan bir heyet tarafından yapılan operasyon ile kurşunlar çıkarılmış..

“Faris Sarıyayla, öldü.”

…Takdir edersiniz ki bu denli büyük bir ameliyatta komplikasyon görülmesi kaçınılmazdır. Bir ara, kardiyak ares gelişmiş ve tekrar döndürülmüştür…

“Üstün Kısa, öldü.”

…Diğer doktorlarımız ve bizzat şahsım, hastanemizin tüm imkanlarını seferber etmiş…

“Demir Görkemli, öldü.”

… ancak aşırı kan kaybına bağlı olarak dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu…

“Cerrahpaşalı Halit, öldü.”

…Süleyman Çakır hayatını kaybetmiştir. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilerim.”

“Süleyman Çakır, öldü.”

“İşte ben, Polat Alemdar, karşındayım.”

46. Bölüm

Birkaç aylık ara vermiştim Çakır’ın ölümünden sonra. Şimdi tekrar yazmaya devam ediyorum. Tekrardan selam, özete devam.

Polat, Testere ile Türk ruleti oynuyor. Aslında burada Polat şansa güveniyormuş gibi gösteriyor kendini, ama silahın horozunda bir değişiklik var gibi. Çünkü 6 kurşunluk revolver’ın içinde 5 kurşun varken tutmamasını şansa bırakmış olamaz diye düşünüyorum.

Elif Eylül’ün hastane dönüşü duş sahnesinde boynundaki kolye düşüyor. Buradaki metafordan Ali Candan’ın artık gerçekten öldüğünü, Polat Alemdar kimliğinin tam olarak oturduğunu görüyoruz.

“Kendisi istirahatte Ziya Bey, ben yardımcı olayım.”

“Karahanlı ile görüşücem Kılıç… Benim rahat etmediğim dünyada kimse istirahat edemez!”

Laz Ziya, Karahanlı’nın evine gidiyor.

Polat, Türk ruleti sonrası Testere’den Laz Ziya’dan özür dilemesini istiyor.

“Hiç kaybedecek bir şeyin yok mu?”

“Olsa burada olmazdım.”

“Avukat kızı kaybetmekten korkmuyor musun?”

“Senin Meral’i kaybetme korkundan daha az.”

Laz Ziya, Çakır’ın kendisinden habersiz öldürülmesi hususunu Karahanlı’ya soruyor. 

“Şimdi yanınızdan ayrılıp evime gidicem. Ailemi toplayıp acımı yaşayacağım. Damadıma, oğluma son vazifemi yerine getirip sizin yanınıza geleceğim. Bu müddet zarfında yeryüzünde bana yeni bir acı yaşatacak herhangi bir şey olacak olursa, uçan bir kuş yaralanırsa, gök gürülderse, yıldırım düşerse, silah patlarsa, sevdiklerimden birinin ayağı taşa takılırsa, acımı sabırla değil öfkeyle yaşayacağım. Bu benim hakkım.” Laz Ziya, Çakır’ın ölümünden dolayı konseyin toplanmasını istiyor.

Şimdi dikkat ettim de, kamera açıları tekrardan övülecek kadar iyi. Karahanlı’nın alttan çekilmesi çok önemli.

“Beni ve patronu asla küçük düşürme Necmi.” Necmi’nin Çakır’ı öldürmesinde Meral’i kullanması, Karahanlı’nın sevmediği bir durum. 

Polat, Testere’ye de söylediği üzere, sabah ezanını Havuzbaşı Camii’nin köşesinde dinliyor.

“Ben senin yerinde olsaydım bu fırsatı kaçırmazdım Testere. Bir daha sana bu şansı vermeyeceğim..”

..

“Cenazeden çok taze ölüler konuşuluyor alemde.”

“Ölüler konuşmuyor ya dayı!”

Polat, Çakır’ın cenazesinin aile arasında olmasını iyi buluyor. Çünkü onlar, boylarını cenazede değil, cenaze kalkmadan 6 babayı öldürerek gösterdiler.

Yahya Reis, Laz Ziya’nın isteğiyle İstanbul’a geliyor.

“Belki yeni bir mafya modeli yaratılıyor, belki Polat’ın üzerine yeni bir elbise biçiliyor? Belki desteğimize ihtiyacı vardır.” Deli Hikmet, bütün senaryoyu okuyor aslında. En doğruları söyleyen adam deli lakabıyla geziyor, bu da dizinin inceliklerinden biri.

“Biz Yahya ile çıkıcaz. Senin burada işin var Orhan…”

“Emriniz ne abi?”

“Son vazifeni yap.”

Laz Ziya, Orhan’ın infazını veriyor. İnfaz dediysem, kendisini asmasını istiyor. Sebep ise Meral’in yerini Testere’nin öğrenmesine sebep olması.

“Hep sana layık olmaya çalıştım abi.”

“Oldun Orhannn, oldun…”

Çakır’ın cenaze merasimi gerçekleşiyor.

Cenaze sonrası Polat, Aslan Akbey’in yanına gidiyor. Aynı sekansta konsey de toplanıyor.

Bu arada Elif Eylül’e DGM’den (Devlet Güvenlik Mahkemeleri) posta var, kumarhane davası düşmüş.

“Bu nasıl bir dünya ya. Kaybederken kazanıyorsun.”

..

“Bugün tek bir gündem maddemiz var. İstanbul.” Konsey tartışmaya başlıyor.

..

“Faris’i niye öldürdün?”

“Gözüm tutmamıştı.”

“Üstün?”

“Tipini sevmemiştim.”

“Hayırdır aslanım ne tribe girdin? Karşında sorgu yok.”

“O zaman sorgulama.”

Aslan Akbey – Polat tartışması başlıyor.

Eşzamanlı olarak konsey içi tartışma da başlıyor.

“Bizim isteğimizle sefirliğe nebzeden kişi, nasıl oluyor da yılını devirmiyor, ölüyor?” 

“… ama son kelte de İstanbul’da herkes rahatsız olmaya başladı bu beklenmeyen ölümlerden.”

“Daha açık konuş Nizamettin Bey..”

“… ancak dün parti kurmak üzere bir noktadayken bugün yeraltı sorunlarının muhatabı olmak açıkçası beni incitiyor…”

“daha da açık, Nizamettinnn…”

“Daha açığı Ziya abi, Polat Alemdar adlı kişinin Süleyman Çakır’ın ölümü vesilesiyle bir gecede 6 babayı öldürmesi beni rahatsız etti. Bu işin sonu nereye varacak diye düşündürdü.”

“…Çakır’da alamadığın talimatı Polat’ta mı alacaksın Necmi?” Testere – Laz Ziya atışması alevleniyor.

“Bir şey söyleyim mi? Edemezsin dediğin her şeyi ettim. Bence iyi de ettim.”

“Ben de sana bir şey söyleyim mi? Her şeyin içine ettin.”

Aslan Akbey, Polat’ın kendisinden izinsiz 6 babayı öldürmesine sinirli. Ama içten içe gurur duyuyor ve Selçuk Yöntem bunu oyunculuğu ile müthiş gösteriyor.

Memati, Çakır’ın yazıhanesine girdiğinde şunu söylüyor: “Bu koltuğa oturan herkes ölüyor.”

Sonra da kendi oturuyor. Çakır’dan sonra yaşamak istemediği için. Ardından zaten mezara gidiyor intihar etmeye.

“Necmi! Çizmeyi aşma. Birimiz yetmedi mi ki ikimiz bir olalım?”

Necmi, Hüsrev Ağa ve Laz Ziya ile iyiden iyiye tartışıyor.

“Benim için huzuru bozan kim olursa olsun ben onu bozarım.”

“Benim tozum kadar beyazsın Necmi, devam et, devam et.” Hüsrev Ağa

“.. sen kimden yanasın Aslan Bey?”

“Çizmeyi aşma. Ben devletim.”

“Sen mafya babası değilsin! Devlet görevlisisin.”

“Neye göre kime göre?”

“Bana göre sana göre.”

“Bak Aslan bey. Ben mafya babasıyım. Kabul et bunu, mafya babasıyım. Ve sen beni mafya babası yaptın.”

..

“.. mükemmel bir hocasın. Ama kabul et, öğrencin de mükemmel. Hocam, boynuz kulağı geçti kabul et!”

“.. Kusura bakma, bu sefer doğru kararı ben verdim. Nasıl sen bu vadiye beni sokarak doğru kararı verdiysen.”

Aralardaki tüm konuşmaları yazmıyorum, bu kesiti Youtube’da “Aslan Akbey – Polat tartışması” şeklinde izleyebilirsiniz.

..

“.. o küçümsediğin adam, daha dün emmisinin yanına koşa koşa gelmişti. Bu sabah karşımda, öğleden sonra konseyde. Sence bize doğru gelemez mi?” Testere, Polat’ı küçümsemiyor.

“Hastaneye gidiyorum, karşıma sen çıkıyorsun. Buraya geliyorum, karşıma sen çıkıyorsun. Bir türkü tutturmuşsun gidiyorsun. Sen ne diyorsun Necmi?”

“Ben Polat’ın kellesini istiyorum. Bana istediğimi verin ki sormadan almayayım.” Testere’nin bu sözü, baron tarafından bittiğinin resmidir. 

“Ben etten kemikten adamım. Senin gibi antrenör değilim, sahanın içindeyim. her attığım çalımdan sonra dönüp kulübeye bakarsam top oynayamam Aslan Bey!”

“Sen kimsin lan benimle böyle konuşuyorsun?”

“Ben Polat Alemdar’ım, Ali Candan değilim! Şizofreniden kurtuldum sen de kurtul. Öldü, anladın mı öldü! Kabul et, en azından Elif kadar kabul et.”

“Her şeyi kabul ederim, ama yanlış yaptığın şeylerin arkasına sığınıp duygu sömürüsü yapmanı asla!”

“BENİM DUYGUM MUYGUM YOK LAN! Sen Duran Emmi’nin karşısına geçip, silahı doğrultup nasıl sıktıysan ben de devletin bekası için yapmam gerekeni sonuna kadar yaparım o kadar! Ne duygusu!”

“Ziya bey benden özür dileyip bu düşmanlığa bir son verecek. Hüsrev Ağa taraf olmaktan vazgeçecek. Çünkü ben onlara kardeşlikten başka hiçbir şey yapmadım.”

“Ulannn… Ben senin anan mıyım, üstündeki adam mıyım ki gözümün içine bakarak beni tehdit edeceksin! Bir de utanmadan özür bekleyeceksin ha?”

Laz Ziya, dizinin en efsane raconunu eşsiz bir sahne sekansıyla kesiyor. 

Burada, Laz Ziya’nın bu sözü söylemesinin altındaki anlam olan Testere’nin annesini ustasıyla yatakta basıp testereyle kestiği flashback’ini izliyoruz.

Aslan Akbey, Polat’tan başka ülkeye gitmesini istiyor.

“Ne kadar, nereye kadar ben karar veririm. Operasyon bitti mi? Devlet görevi de bitti, seninle bağım da bitti. Ama şunu unutma, ben hiçbir işimi yarım bırakmam Aslan Amca!”

Orhan kendisini asıyor.

“Polat alemdar, bizim ve İstanbul’umuzun şartlarını zorlamıştır.” Polat’ın kalemi Karahanlı’nın elinde.

Memati, Çakır’ın mezarının başında kafasına silah dayamış vaziyette.

Polat, Elif’le yurtdışına gidelim diyor ama Elif ondan son bir şey istiyor.

Karahanlı, Polat’ın kalemini tam kıracakken Laz Ziya araya giriyor. 

“Özür dileyerek sözünüzü kesiyorum sayın Karahanlı. Bütün bu üzüntünün arasında sizinle paylaşmak istediğim sevinçli bir havadisim vardı. Polat Alemdar, kızımla nişanlanıp benim damadım, varisim, oğlum oldu.” Böylelikle Laz Ziya, Polat’ı ipten alıyor. Konsey şaşkın.

47. Bölüm

“ben ziya bey’in en çok bu hususiyetini takdir ediyorum. Ben düşünürken o icraata geçiyor!”

Laz Ziya’nın bu son dakika hamlesiyle baron şaşkın, konsey şaşkın. Hüsrev Ağa, Laz Ziya’yı tebrik ediyor. Laz Ziya, Polat’ı ipten alıyor.

..

“sonsuza kadar ikinci olmayı kabul ediyor musun?”

Elif, Polat’ı Ali Candan’ın mezarına götürüyor. Polat, kendisine olan sadakatten memnun ama içten içe garip duygular yaşıyor.

Memati, Çakır’ın mezarının başında kafasına silahı dayamış vaziyette fakat etrafta Polat ismini ve Alemdar soyadını gördükçe Polat’tan helallik almak için duruyor ve telefonla arıyor.

Polat, Elif’in yanından ayrılıp hızlıca Memati’ye gidiyor. Memati’ye koşarken Memati ile konuşmaları yine harika.

Elif tabii sitemli.

“Bizim iyi insan olmak için tek şansımız var. Hayatta kalmak.”

“Usta, benim artık gücüm yok.”

“Benim yanımdayken güce ihtiyacın yok.”

“Usta, yapamıyorum.”

“Nasılsa cennete gidemeyeceğiz Memati, cehennemi hak edelim. Önce kendini, sonra milleti topla. Giden gitsin, kalan kalsın. Bizim daha çok işimiz var. Mafyanın kökünü kazıyacağız..”

Bunu dedikten sonra mezarlıkta iki çocuk kavga ediyor. Bu da mafyanın hiçbir zaman bitmeyeceğine bir gönderme.

Polat Alemdar Ali Candan'a sigara uzatıyor

Polat ve Meral’in yüzükleri takılıyor. Laz Ziya, bu yüzüğün Polat’ı ipten almak için olduğunu Polat’a ima edercesine yüzüğü küçük almış. 

“Size bağlayan benim, ipe aldanmayın.”

Fotoğraf çekildikten sonra Laz Ziya,

“Olmadı mı?”

Polat,

“Olmadı.”

Polat uçurumun kenarında. Ömer babadan yardım istiyor. Ömer Baba’nın ünlü dabakhane hikayesi bu sahnede.

“… ben debbah mıyım?”

Polat, Hüsrev Ağa’ya devletin sehemin malına operasyon düzenleyeceğini bildiriyor.

Aynı zamanda Memati ekibi toplamış durumda. Polat oraya doğru gidiyor.

Eşzamanlı olarak Karahanlı birisiyle konuşuyor. Küçük hanım diyerek konuşuyor. Buraya gelme diyor. İleride öğreneceğiz.

Polat ekibi topluyor. 

Laz Ziya ve Hüsrev Ağa Karahanlı’nın yanında. “Devlet operasyon yapacak.” .. “Testere konuyu araştırsın.”

Hüsrev Ağa’nın kızı Nazlı, Erdal ile esrar içiyor. Resmen kendi sonunu hazırlıyor şu noktada.

Testere ile Meral yanyana. Testere, Meral’in Polat’la formaliteden evlendiğini anlıyor iyice.

..

“Burada olanlar, şerefi ve haysiyeti için yaşayacaklar. Ün, nam, şöhret, karı, kız, racon, kabadayılık, it, ot peşinde koşmayacaklar. Benim bir davam var. Burada olan herkesi davama ortak sayarım. Dediklerimi yapmayanı da davama, davamıza ihanet etmiş sayarım. Benim davam, bu topraklar üstünde yaşayan bir tek mazlumun dökülecek bir damla kanına karşılık bin zalim kanı akıtmak. Bu davayı güdebilmenin tek bir yolu vardır. Zalim olmamak. Ama mazlum da olmamak. Mazlumun hakkını zalimden almak. Hepsini alamasak da bu uğurda ölürüz. 

….

Ben de sizi yarı yolda bırakmamaya, gözümü diktiğim ufka kadar götürmeye yemin ediyorum. Allah utandırmasın.”

Tüm ekip artık Polat’a bağlı. Seyfo Dayı gururla gözyaşı akıtıyor ve Duran Emmi’ye bakıyor..

..

“Kıbrıs’a askeri üs kurmak, Büyük Ortadoğu Projesi’nin en büyük adımlarından biri.” Aslan Akbey – Doğu Eşrefoğlu görüşmesi Kıbrıs’ın ve Rumların durumuna yönelik.

..

Polat, Deli Hikmet’ten halkın içinde gözü kulağı olmasını istiyor.

..

“Madem böyle bir operasyon yok, bunu bize niye söylesin?

..Kim?

..Polat.

..Polat kim Allah aşkına?

..Cevabını bilmediğin soruları sorma Necmi.”

Konseyin araştırmalarının sonucu herhangi bir problem göremiyorlar. 

..

“Denizi çok mu seviyorsun abi?

Çok. Bi denizi, bi çölü seviyorum.

..Niye abi?

İkisinin de içinde olduğun kadarsındır.” Abdulhey – Polat konuşması.

“Operasyon haklı çıktı.”

.. 

“Bir alternatif daha var. Gemiyi batırmak.”

“Benim gemimii???”

“Benim senin yok Ziya Bey.”

“Karşılığında bu işin sorumlusunu isterim. Benim gemimi kimse batıramaz.”

Konsey, gemiyi batırıyor.

“Bunu bilmeleri mümkün değildi. Ne taraftasın Canpolat?” Aslan Akbey, Polat’ın bu operasyonu konseye bildirmesine şaşırıyor ve anlam veremiyor.

..

“Uzun laf edilecek zaman değil Polat. Operasyonun yapılacağını hiçkimse, hatta devletin kendi bile bilmiyordu. Sen nereden öğrendin?” Hüsrev Ağa ve Laz Ziya, Polat’ın bunu nereden öğrendiğini sorguluyor.

Elif, gazeteden Polat’ın Meral ile nişanlandığını görüyor.

48. Bölüm

“Kurtlar Vadisi ilk 97 Bölüm – Tüm Bölümler İncelemesi – Senaryo Özeti” üzerine 2 yorum

  1. tırnak içinde belirtilen ifadelerin doğrudan linki olsa muazzam olacakmış direkt o sahneye ışınlanmak güzel tecrübe olurdu açıkçası

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir