Platonik Aşkın Getirdiği Son. Genç Werther’in Acıları Kitap İncelemesi

Goethe’nin yazdığı “Genç Werther’in Acıları” kitabında, Werther adlı genç sanatçının yeni taşındığı kasabada tanıdığı Charlotte adındaki kadına aşık olduğunu görüyoruz. Fakat Charlotte nişanlıdır ve her ne kadar Werther’in aşkını anlasa da ona karşılığını veremez. Bu durum, Werther’in günbegün kötüye gitmesine, depresyona girmesine ve içsel birçok çatışmayla başa çıkmasına neden olur. Bu çatışmaların hepsine Werther’in Wilhelm adındaki arkadaşına yazdığı mektuplardan (ben arkadaşı diye hatırlıyorum, kardeşi falan da olabilir) anlıyoruz. Bu mektuplarda ağırlıklı olarak Charlotte anlatılsa da, genç Werther’in yaşadığı bazı anılar sayesinde dönemin toplum yapısını da anlama şansı yakalıyoruz. Kitabın özetine veya kitabın kendisine birçok yerden ulaşabilirsiniz. Kitap dili bana biraz ağır geldi, o yüzden birkaç defa okunmasında fayda var. Aşağıda, kitaptan altını çizdiğim yerleri ekleyeceğim. Mutlaka okuyun, heleki benim gibi özel hayata değer veren ve duygusal bir insansanız bu kitap tam size göre, gözyaşlarınız için peçetelerinizi hazırlamayı da unutmayın.

“Şanssızlıktan ya da kendi hatalarından dolayı iyi bir sevgili bulamıyorsan, bu kitabın dostun olmasına izin ver.”

“İnsanoğlunun içinde gezmek ve yeni keşifler yapmak arzusu, bunları bir kısır döngüye çevirip, geleneklerle sınırlandıran ve çevresinde olan bitenle ilgilenmemeye zorlayan bir içgüdüyle engelleniyor.”

“Durmak bilmek bir seyyah bile sonunda kendi topraklarını özler. Döndüğünde yuvasında, eşinin kollarında, çocuklarının ilgisinin odağı olmuş halde ve onlara destek olmak için çalışırken bulur mutluluğu. Ve görür ki, dünyayı gezerken aradığı mutluluk boşunaymış.”

“Charlotte’u elde etmeye dair umudun var mı yok mu? Varsa, yolundan dönme ve dileklerinin gerçekleşmesi için çabala. Yoksa bir erkek gibi seni zayıflatıp harap eden şu çaresiz tutkundan silkelen.”

“Peki, hayattan bir hastalık nedeniyle yavaş yavaş kopan bir zavallıdan, tek bir hançer darbesiyle bu işkenceden kurtulmasını isteyebilir miydin?”

“İnsanoğlu dış görünüş ve protokolden başka bir şey düşünmeyen, yıllarca zihinsel ve fiziksel kuvvetini kendini geliştirmek için harcayıp, masada daha yüksek bir mevkiye oturabilmek için çırpınan bir varlık. Böyle lüzumsuz şeylerle uğraşmalarının nedeni, başka bir işleri olmaması değil. Tam tersine, bunlarla uğraşmaları, önemli işleri görmezden gelmelerine neden oluyor.”

“Enerjimin yitip bittiğini görmüyor musun? Duygularımın nasıl yok olduğunu ama kalbimin hala deli gibi çırpındığını? Tek bir an bile mutlu değilim. Her şey boşa. Hiçbir şey bana iyi gelmiyor. Eskiden olduğu gibi mazaraya bakıyorum..”

“Sahip olduğum diğer tüm bilgileri başkaları da edinebilir ancak hislerim yalnızca bana aittir.”

“İnsanoğlu böyle geçicidir. Kendi varlığına en çok inandığı, sevdiklerinin anılarında ve kalplerinde derin izler bıraktığını sandığı yerlerde bile, hızla silinip gider.”

“Çok şeye sahibim ama ona olan sevgim her şeyi silip atıyor. Çok fazla şeyim var ama onsuz hiçbir şeyim yokmuş gibi.”

“Neden ayaklarına kapanmaktan çekiniyorum? Neden onu kollarıma alıp binlerce kez öpmeye cesaret edemiyorum?”

“Meleklerin koruduğu o güzel dudaklar, yemin ederim saflığınızı hiçbir zaman bir öpücükle kirletmeyeceğim. Ve dostum, keşke -kalbim şüphe ve kararsızlıkla dolu olsa da- o mutluluğu bir kez tatsam ve sonra da ölerek günahımın cezasını çeksem! Günah mı?”

Werther’in sonda Ossian’ın çevirisinden yaptığı alıntı çok duygusal.

Mevlüt Dinç Hayat Bir Oyun Kitap İncelemesi – Türk Oyun Sektörünün Efsane İsmi

Hayat Bir Oyun kitabı, Türk oyun sektörünün öncüsü Mevlüt Dinç tarafından kaleme alınan bir otobiyografi eseri. Benim gibi hayatını oyuna adayan insanlar için bir başucu kitabı. Karadeniz’in bir köyünde başlayıp 80 darbesi yıllarında yaşadığı üniversite macerası sonrasında türlü maceralar ve olaylar sonucu yaptığı bir evlilik ile İngiltere’ye taşınıyor. Eşinin İngiliz olmasıyla ve Türkiye’de darbenin, aile sorunlarının çok fazla görülmesiyle başlayan İngiltere serüveni, fabrikada çalışırken Dinç’in bir arkadaşının ona ZX Spectrum konsolunu vermesiyle oyun programlamaya doğru evriliyor. Sonrasında, hayatında neredeyse hiç oyun oynamayan Mevlüt Dinç, İngiltere’nin, hatta dünyanın en iyi oyun programcılarından oluyor ve dünyaya adından söz ettiriyor. Şimdilerde adından sıkça bahsettiğimiz Ubisoft, Activision gibi şirketlerle beraber ortak işler yapıyor.

Daha sonra ise Türkiye’ye dönerek Türkiye’de oyun sektörünün başlangıcını yapıyor, yeni bir pazar oluşturuyor.

Ekim 2002 Dual Blades, Türkiye’den dünya pazarına ihraç edilen ilk profesyonel oyun mesela.

Sürekli proje yapmaya çalışıp sürekli önüne konulan bir engel. IKV ile oyuncuları kazanmış ama desteksizlikten dolayı başıboş bırakmak zorunda kalmış bu süreçte.

Şehir modellemeden eşzamanlı büyük çevrimiçi oyun düşüncelerine kadar Mevlüt Dinç şimdilerde popüler olan her şeyi ta o zamanlardan, 2000’li yıllarda yapmaya başlamış. Hatta günümüzün Rocket League oyununu taa 90’larda yaptığı oyunla aynı konsepti yapmış. İlerigörüşlülük bu işte. Ama IKV ve I Can Football dışındaki çoğu projesi maalesef önüne engel konulduğu, vizyoner insanların elinden geçmediği ve boş toplantılarla vakit kaybedildiği için gerçekleşmemiş. IKV ve I Can Football ise sonradan başıboş bırakıldı mecburen.

Türk oyun sektörünün baş ismi, Türkiye’nin ilk oyun ihracatçısı, Dijital Oyunlar Federasyonu kurucu başkanı ve Türkiye’nin yurtdışına satılan ilk oyun şirketinin kurucusu. Türk oyun dünyasında ilklerin adamı Mevlüt Dinç’in Ordu’da başlayan hikayesinin İngiltere’de şahlanması ve bu tecrübenin Türkiye’ye gelip bir sektörü nasıl oluşturduğunu görüyoruz. Çocukluğundan o yılları, gençlik yıllarında yaşadığı türlü maceraları, oyun sektörüne girişinin ilginç hikayesini bu otobiyografide görebilirsiniz.

Hayatını oyuna adamak isteyen her gencin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Babil’in En Zengin Adamı Kitap İncelemesi

Finansal okuryazarlığımı geliştirmek amacıyla çeşitli makaleler okuyorum ve dinliyorum. Storytel üzerinden dinlediğim “Babil’in En Zengin Adamı” notlarımı bu makaleden okuyabilirsiniz:

İlk Notlar

Parayı Elde tutmak, kazanmak ve korumak, temel amacımız.

Şimdiki finansın temeli Babiller’e kadar dayanıyor.

Altın İsteyen Adam

Babillerde çok zenginler ve çok fakirler bir arada. Şimdiki gibi diyebilir miyiz?

“Madem cebinde şekel yok, neden oturuyorsun dostum? Neden at arabanı bitirmiyorsun?” Madem paran yok, neden oturduğun yerde oturmaya devam ediyorsun, yetkinliğin neyse işini yapmaya çabuk başla!

“Emeklerimin adil bir karşılığı olsun istiyorum.” İşimin fiyatını belirleyeyim ve kazıklanmayayım.

“Babil’in en zengin adamının sürekli zengin olmasının sebebi, ne kadar harcarsa harcasın sürekli bir gelirinin olması.”

Daha zengin olmak için daha çok öğrenmeniz gerekiyor.

Eline geçeni harcayanlar ve hiçbir şekilde harcama yapmayanların ikisi de çok mutsuz. Dengeyi tutturmak lazım.

Bir yandan çalışırken bir yandan bilgeleri dinlemek gerekiyor.

Kitaptaki başrolümüz Algamış’ın dediği şu: “Kazancımın bir kısmının bana kalacağını düşündüğümde zengin olmanın yolunu buldum.”

Herkese para veriyorsun, kendine niye para vermiyorsun?

Önce Kendine Ödeme Yap

Tohumu ne kadar erken dikersen, o kadar fazla büyür

Kazandığın paranın onda birini yatırıma ayır. Örneğin 20k kira alıyorsan, en az 2k kısmını yatırıma koymalısın.

Biriken paranın faizini hemen yemeye başlamak demek, birikimlerinin çocuklarını öldürmek ve soyunu kurutmak demek. O yüzden, acele etme.

Kazandığından daha azıyla yaşa

Kendi alanında uzman insanlara fikir danış.

Çalışarak paranı kazan ve birikimini yap. Birikimini artırdıkça faizden yararlanarak paranın üstüne para ekle ve çalışmaya devam ederek parana para eklemeye devam et. Bu döngüyü sürekli hale getir ve giderin gelirini geçmesin.

“Fırsat kendini beğenmiş bir tanrıçadır ve hazırlıksız olanlarla vakit harcamaz.”

Zenginlik, enerjisini nereye verirse oradadır. İş adamı, zenginliğini çalışanlarıyla paylaşır.

Küçük ve güvenli bir getiri, her zaman riskten iyidir.

Zayıf Bir Cüzdana Karşı 7 Çare

Neden altınlar sadece birkaç kişiye gidiyor, neden diğer insanlar bunu öğrenmiyor?

  1. Cüzdanınızı şişmanlatmaya başlayın. Bunun için iş yapın, çalışının ve kazanın. Yeteneğinizi ve zamanınızı paraya çevirin. Cüzdanınıza koyduğunuz her 10 paranın 9’unu harcayın, 1’ini bırakın. (en az)
  2. Harcamalarınızı kontrol edin. Gerekli harcamalarla arzuları karıştırmayın. her arzu gerekli değil, çoğu kısa vadeli mutluluk getirir. Ama düşünülmüş uzun vadeli yatırım, uzun vadeli mutluluk ve huzur getirir.
  3. Altınınızı katlayın. Altınınızı kendiniz için nasıl çalıştırırsınız? Yatırımları pekiştir, gelir kaynağını artır ve pasif gelir fazlalaşsın. Faizi sürekli ana paraya ekle (BES, İş Kolu, yatırım fonları vb.)
  4. Hazinenizi kayba karşı koruyun. Önce ana para güvende olmalı. Uzman kişilerden tavsiye alın.
  5. Yaşadığınız yeri, kar edeceğiniz bir yatırıma dönüştürün. Boş yerler için kira ödemeyin, kendi alanına sahip ol. Kendi eviniz mutlaka olsun.
  6. Geleceğiniz için gelirinizi garantileyin. Ev ve arsa alınabilir, temettü alınabilir. Mutlaka sigorta da alınmalıdır.
  7. Kazanma kapasitenizi artırın. Her başarının temelinde arzu vardır. Arzular net, güçlü ve niş olmalıdır.
  8. Daha çok bildikçe daha çok kazanırız. Kazandığından daha fazlasını harcama.

İyi Şans Tanrıçasıyla Tanışalım

Kumarı her zaman kumarhane sahipleri kazanır.

Babadan tüccar oğluna öğüt: Kazancının 10’da 1’ini değerli projelere ayır.

Ertelemek, kendimize yapacağımız en büyük kötülüklerden biri.

İyi şansa sahip olmak için fırsatları değerlendirmek ve ertelememek gerekiyor.

İyi şans ancak fırsatları kabul ederek cezbedilebilir. Harekete geçen insanlar, iyi şans tanrıçasını en çok tatmin eden insanlardır.

Altının Beş Kuralı

Altın dolu çanta mı, bilge kelimeler dolu bir kil tablet mi?

Altın dolu çantayı seçenler, çantayı alır, harcar ve yine başa dönerler. Altın sadece onun kurallarını bilenler için vardır.

  1. Gelirinin en az 10’da birini kenara koyanlar için altın mutlaka memnuniyetle ve katlanarak gelir.
  2. Altın kendine kar getiren iş yapan bir insan için büyük bir mutlulukla çalışır.
  3. Altın, kendini nasıl kullanacağını bilen insanlar tarafından kullanıldığında, sahibinin sözünü dinler.
  4. Anlamadığı işe yatırım yapan ya da uzman kişileri dinlemeyip kullanılmayan altın kaybolur gider.
  5. İmkansız kazanımlara zorlanan, arzulara yenik düşen ya da deneyimsizliklere ve cahilliklere kurban giden altın kaybolur gider.

“Bu kısımdan önceki yerleri Storytel’den dinlemiştim. Bu kısımdan sonraki yerleri ise fiziksel olarak okudum. Storytel’den kitap dinlemek pek bana göre değilmiş, fiziksel kağıttan okumak daha iyi.”

Babil’in Altın Tefecisi

Arkadaşına yardım etmek istiyorsan, arkadaşının yükünü kendi üstüne almayacak şekilde yapmalısın.

“Verdiğim en güvenli krediler arzuladığı şeylerden daha değerli malı olanlardır. Arazileri ya da mücevherleri ya da develeri vardır; gerekirse borçlarını ödemek için bunları satabilirler.”

“Eğer para getirisi olan bir amaçla kredi aldılarsa böyle oluyor. Eğer uygunsuz harcamalarından dolayı apra istiyorlarsa paranı bir daha geri alamayabilirsin.”

“Hızla zengin olabilmek için çoğu zaman gençler akılsız bir şekilde kredi çekerler. Tecrübeleri olmadığından umutsuz bir borcun birdenbire içine çeken, günlerce çıkamayacakları bir çukur olduğunu fark etmezler.”

Yardım bilge bir şekilde bverilmelidir ki çiftçinin eşeği hikayesindeki gibi başkalarına ait olan yükü kendi üzerimize almayalım.

Para, daha fazla kazanmalı ve kendi kendine büyümelidir.

“Az dikkat büyük bir pişmanlığa yol açar.”

Babil’in Duvarları

Bugün, sigorta, tasarruf hesapları ve güvenilir yatırımların aşılamaz duvarlarının ardında, kendimizi herhangi bir kapıdan girebilecek ve herhangi bir ocağın başına her an çökebilecek beklenmedik trajedilere karşı koruyabiliriz.

Yeterli güvenceleri oluşturmadan yaşamımıza devam etme riskini almamalıyız.

Babil’in Deve Tüccarı

“Genç ve tecrübesiz olduğum için kazandığından daha fazla harcayanın utanç ve dert tohumları ektiğini bilmiyordum. Karıma ve kendime güzel kıyafetler ve evimize lüks şeyler aldım. Hiçbiri için yeterince param yoktu.”

“Eğer bir adam köle ruhluysa doğuştan ne olursa olsun köle olur, aynı suyun kendi ajacağı yeri bulması gibi. Eğer bir adamın ruhu özgürse kendi şehrinde yaşadığı şanssızlıklara rağmen yine de saygı ve onurunu geri kazanamaz mı?”

“Ruhu özgür olan bir adam bütün sorunlara çözebilecek şeyler olarak bakar. Ruhu köle olan adamsa şikayet ederek ‘bir köle olarak ben ne yapabilirim ki?’ diye sızlanır.

Niyet olduğunda yol bulunur.

Babil’in Kil Tabletleri

Amaç 1: Kazandığımın onda biri kendim için ayrılacak.

Amaç 2: Kazandığımın onda yedisi ev, kıyafet, giyecek, keyif ve arzu için ayrılacak

Amaç 3: Kazandığımın onda ikisi borçlarım için ayrılacak.

Maaş alındığında ya da başka bir gelir geldiğinde ilk yapılması gereken ödeme kendime, yani yatırım.

Babil’deki En Şanslı Adam

“Megiddo, patronların kölelerin iyi işini takdir edeceğini söylediğinde haklı olduğunu anladım.”

Antik Babil’deki köle gelenekleri bizim için tutarsız gözükse de hukuki olarak kontrol ediliyordu. Örneğin bir kölenin kendine ait malı olabilirdi, hatta kendi köleleri olabilirdi ve patronunun bu mallar üzerinde hak iddia etmesi mümkün değildi. Köleler köle olmayan kişilerle evlenebilirdi. Özgür annelerin çocukları özgür oluyordu. Şehirdeki tüccarların çoğu köleydi. Bu kölelerin çoğu patronlarıyla işbirliği içinde çalışıp kendileri mal varlığı sahibi olabiliyorlardı.

“Birçok şeyden zevk alsam da hiçbir şey işin yerini tutamaz.”

Paranın Psikolojisi – Davranışsal Ekonomi Kitap Notları

Herkese merhaba! Bu yazımda, Morgan Housel’in “Paranın Psikolojisi” kitabından aldığım notları paylaşacağım.

  • Finans konusunda Wall Street’tekilerden daha az bilgisi olan biri, onlardan daha iyi yatırım yapabilir. Bu yatırım alanına özgü hikayedir. Çünkü işin içine duygu ve davranış girer.
  • Para konusunda fiziğe çok benzer şekillerde (kurallar ve yasalarla) düşünüyoruz ve öyle öğretiliyoruz; buna karşılık psikolojik yönden (duygular ve nüanslarla) yeterinde düşünmüyoruz ve o şekilde yetiştirilmiyoruz.
  • İnsanların kendilerini niçin borca gömdüklerini kavramak için faiz oranlarını incelemeniz gerekmiyor; hırsın, açgözlülüğün, güvensizliğin ve iyimserliğin tarihini incelemeniz gerek.

“Tarih hiçbir zaman tekrar etmez; insanlar ise her zaman kendini tekrar eder.”

Voltaire
  • Yoksulluk içinde büyümüş olan birinin risk ve ödüle dair düşüncesi, zengin bir bankacının çocuğunun denese de kavrayamayacağı kadar farklıdır.
  • Tecrübe her zaman salt bilgiden daha etkilidir.
  • Eğitim ve ileri görüşlülük, düzeyi ne olursa olsun, hiçbir zaman belirsizlik ve korkunun gücünü gerçek anlamda yaşatamaz.
  • Malmendier-Nagel ikilisinin çalışması, insanların ömür boyu yatırım kararlarının büyük ölçüde, kendi kuşaklarından yatırımcıların deneyimlerine, özellikle de yetişkinlik yaşamlarının başlarındaki deneyimlere bağlı olduğunu gösteriyor.
  • Zeka, eğitim veya gelişmişlik meselesi değil. Sadece saçma sapan bir şans yüzünden ve ne zaman doğmak kısmet olmuşsa.
  • Amerikalıların yüzde 40’ı acil bir durumda 400 doları bir araya getiremiyor.
  • Piyango bileti alan alt gelir grubundaki insanların bilinçaltındaki muhakeme biçimini mantık çerçevesinde kavrayabilmek çoğumuz için zordur.
  • İkinci Dünya Savaşı öncesinde Amerikalıların büyük bölümü ölene dek çalışıyordu. Beklenti de, gerçek de buydu. Altmışbeş yaş üstü erkeklerin iş gücüne katılım oranı 1940’lara kadar yüzde 50’nin üzerindeydi.
  • 401(k) – ABD’de emeklilik sisteminin belkemiğini oluşturan yatırım aracı – 1978 yılına kadar hayata geçmiş değildi.
  • 1940 yılında 25 yaş üstü lisans mezunu Amerikalıların oranı 20’de 1’in altında iken, 2015 yılında 4’te 1’e geldi. Bu süre içinde, enflasyona uyarlı ortalama üniversite harcı, dört kattan fazla yükseldi. Toplumu bu denli hızlı etkileyen, böylesine büyük ve önemli bir şey, başka bazı şeyleri, örneğin son 20 yılda niçin bu kadar çok sayıda insanın öğrenci kredileri konusunda yanlış kararlar aldığını açıklıyor. Onlarca yıllık birikmiş deneyim yok; öğrenmeye, ders çıkarmaya çalışmak için bile yeterince zaman geçmiş değil. Yeni yeni kanatlanıyoruz.
  • Köpekler 10.000 yıl önce evcilleştirildikleri halde, yabani atalarının bazı davranışlarını hala koruyorlar. Biz ise, modern finansal sistemdeki 20-50 yıl arası deneyimimizle, mükemmel biçimde uyum sağlamayı ümit ediyoruz.
  • Hiçbir şey göründüğü kadar iyi veya kötü değildir.
  • Orta öğrenim çağındaki bir milyon öğrenciden yalnızca bir tanesinin karşılığında, bilgisayar satın almak için gereken nakit ve ileri görüşlülük bileşimi vardı. Bill Gates onlardan biriydi.
  • Kent de Gates ve Allen ile birlikte Microsoft’un kurucu ortağı olabilirdi. Fakat Kent, liseden mezun olamadan, dağcılık yaparken bir kazada hayatını kaybetmişti. Lise çağında dağa tırmanırken ölme olasılığı, yaklaşık olarak milyonda bir.
  • Şans ve risk, yaşamda elde edilen her sonucun bireysel çabanın dışında güçler tarafından yönetildiği gerçeğini ifade eder.
  • Vanderbilt’in döneminde yasalar demiryolları açısından elverişli değildi. O yüzden de “yasaların canı cehenneme” diyerek kendi bildiği gibi devam etmişti.
  • “Güncelliğini yitirmiş eski yasaların, inovasyonun yoluna çıkıp engellemesine izin vermedin” söyleminin yerini ne zaman “suç işledin” alır?
  • 2006 yılında, Yahoo!’nun şirketini satın almak için yaptığı bir milyar dolarlık teklifi geri çevirdiği için Mark Zuckerberg’in de dahi olduğunu düşünüyoruz. Geleceği gördü ve silahlarına yapıştı. Fakat insanlar, Yahoo!’nun Microsoft’tan gelen satın alma teklifini gerçi çevirmesini aynı hararetle eleştirdiler.
  • Kivi övüp kime hayran olduğunuza dikkat edin. Kimi küçük görüp, onun gibi olmak istemediğinize dikkat edin.
  • Sonuç ne kadar ekstrem olursa, çıkarılacak dersleri kendi yaşamanıza uygulama ihtimali o kadar düşer; çünkü sonucun, şans ve riskin aşırı uçlarından etkilenmiş olma olasılığı da bir o kadar yüksektir.
  • Haberlere egemen olan uç şahsiyetleri inceleyerek öğrenileceklerdense, bu tür geniş kapsamlı gözlemlerde daha yararlı dersler olduğunu düşünüyorum.
  • Insider trading: Kamuya açıklanmamış bilgiye dayalı ticaret
  • Sahip olmadıkları ve ihtiyaçları olmayan parayı kazanmak için sahip oldukları ve ihtiyaç duygukları şeyleri riske attılar. Bu aptallık. Bu tamamen aptallık. Sizin için önemli bir şeyi, önemli olmayan bir şey için riske atmak son derece anlamsız. Sahip olduğunuz ve ihtiyaç duyduğunuz şeyleri, sahip olmadığınız ve ihtiyaç duymadığınız şeyler için riske atmanız için hiçbir neden yok.
  • Bu kitabı okuyanların önemli bir yüzdesi, hayatlarının bir noktasında, ihtiyaç duydukları ve makul olan her şeyi, ayrıca istediklerinin çoğunu karşılayacak bir maaş alacaklar veya buna yetecek miktarda paraya sahip olacaklar.
  • Daha fazla çaba harcadıktan sonra da aynı duyguyu hissedeceksiniz.
  • Modern kapitalizm iki şey de uzmandır: Servet üretmek ve kıskançlık yaratmak. Belki de bu ikisi el ele ilerliyor; emsallerinizin önüne geçme isteği, sıkı çalışmanın yakıtı olabilir. Fakat “yeter” duygusu olmazsa, hayatın hiçbir eğlencesi olmaz. Dedikleri gibi mutluluk, aslında sadece sonuç eksi beklentidir.
  • Sosyal kıyaslamada tavan noktasının, gerçekte hiç kimsenin erişemeyeceği kadar yüksek olmasıdır. Yani hiçbir zaman kazanılamayacak bir savaştır, ya da kazanmanın tek yolu, sizin sahip olduklarınız, çevrenizdekilerin sahip olduklarından az da olsa, elinizdekilerle yetinip böyle bir savaşa hiç girişmemektir.
  • Buz tabakalarının oluşmasını mutlaka yapan kar miktarıyla ilişkilendirmek gerekmiyor; asıl önemli nokta, karın erimeyip yeryüzünde kalmış olması.
  • Warren Buffet’in başarısının gerçek anlamda anahtarı, bir yüzyılın dörtte üçü boyunca, yaklaşık 75 yıl fenomen yatırımcı olmasıdır. Yatırım yapmaya 30’lu yaşlarda başlasaydı ve 60’lı yaşlarda emekli olmayı seçseydi, çok az kişi adını duymuş olabilirdi.
  • Yeteneği yatırım, fakat sırrı zamandır. Bileşiklenme işte böyle işler.
  • Buffet’in başarısının altını çizen 2000 kitabın hiçbirinin başlığı “Bu adam 75 yıldır aralıksız yatırım yapıyor” değil. Oysa başarısının büyük bölümünde kilit unsurun bu olduğunu biliyoruz. Sadece sezgisel olmadığı için bu matematiğe kafamızın basması zor.
  • İyi yatırım, sebatla sürdüreceğiniz ve çok uzun bir süre boyunca tekrarlanabilecek oldukça iyi getiriler elde etme meselesidir. Bileşiklenme, işte o zaman coşar.
  • Jesse Livermore, borsa tarihinin en kötü haftalarından birinde, dünyanın en zengin adamlarından biri olan biri.
  • Livermore, 1929 Buhranındaki zaferinden sonra, aşırı derecede özgüven geliştirdi, giderek daha büyük bahislere girdi. Borçlarının artmasıyla çok yara aldı ve sonunda her şeyini borsada kaybetti.
  • Bir zaman sonra ca ına kıydı.
  • Ayakta kalma zihniyetinin para bağlamında bu kadar önemli olmasının iki nedeni var, bunlardan biri sıfırı tüketmeyi göze alabilecek türden kazanımlar pek az görülür. Diğeri ise bileşiklenmenin mantığa aykırı matematiğidir.
  • Büyük getiriler istemekten çok, finansal anlamda çökertilemez olmak istiyorum. Ve eğer çökertilemez olursam, esasen çok büyük getiriler elde edeceğimi düşünüyorum; çünkü, bileşiklenme olgusunun harikalar yaratmasını görebilecek kadar uzun süre dayanabileceğim.
  • Planlama önemlidir; fakat her planın en önemli kısmı, planın plana göre gitmeyeceğini planlamaktır.
  • Dengeli bir kişilik, yani geleceğe iyimser bakmak, fakat o geleceğe ulaşmanızı engelleyecek şeyler hakkında paranoid düşünmek hayati önem taşır.
  • Yirmi yaşındaki ortalama bir insan muhtemelen, iki yaşındayken beyninde bulunan sinaps bağlantılarının kabaca yarısını kaybetmiş olur. Ancak 20 yaşındaki ortalama bir çocuk, iki yaşındaki ortalama bir çocuktan çok daha zekidir. İlerleme boyunca yıkım mümkündür, fakat aynı zamanda da fazlalıklardan kurtulmanın etkili bir yoludur.
  • Ekonomiler, piyasalar ve kariyerler de genellikle benzer bir yol izler; kayıplarla birlikte büyürler.
  • Uzun vadeli iyimserlikten yararlanacak kadar uzun süre ayakta kalabilmeniz için kısa vadeli paranoya gerekir.
  • Bizler, en çok da dev âyutlu, karlı, ünlü veya etkili şeylere ilgi gösteririz. İlgi gösterdiğimiz şeylerin çoğu bir kuyruğun sonucu olduğunda da, ne kadar nadir ve güçlü olduklarını hafife almak kolaydır.
  • Çoğu sonucu az sayıda birkaç şeyin oluşturup belirlediği fikri, yalnızca yatırım portföyünüzdeki şirketler için geçerli değildir. Aynı zamanda yatırımcı olarak kendi davranışınızın da önemli bir parçasıdır.
  • Yaşam boyu getirilerinizin açısından düşünürsek, 2008 yılı sonları ile 2009 başları arasındaki birkaç ay boyunca yatırımcı olarak nasıl davrandığınız, muhtemelen 2000 yılından 2008’e kadar yapmış olduğunuz her şeyden daha etkiliydi.
  • Zamanınızı kontrol etmek, paranın ödediği en yüksek kâr payıdır.
  • Kişinin yaşamının kontrolünü elinde tuttuğu yönünde güçlü bir duyguya sahip olması, hayata dair dikkate aldığımız nesnel koşulların hepsinden çok daha güvenilir bir yordayıcıdır.
  • Önceki nesillere kıyasla, zamanımız üzerindeki kontrolümüz azaldı. Ve zamanımızı kontrol edebilmek, mutluluğu etkileyen kilit bir etken olduğuna göre, ortalamada eskisinden daha zengin olduğumuz halde, insanların kendilerini daha mutlu hissetmemelerine şaşırmamalıyız.
  • Hedefiniz saygı ve hayranlıksa, onu nasıl ve nerede aradığınıza dikkat etmeniz gerekir.
  • Alçakgönüllülük, nezaket ve empati, beygir gücünün asla veremeyeceği kadar saygınlık getirir.
  • İnsanlara ne kadar çok paranız olduğunu göstermek için para harcamak, paranızı azaltmanın en hızlı yoludur.
  • Finansal başarıyı ölçerken dış görünüşe göre değerlendiririz. Arabalar, evler, Instagram fotoğrafları.
  • Zengin olmanın yolu, olan paranızı harcamak, olmayanı harcamamaktır.
  • Dünya hem alçakgönüllü görünüp de varlıklı olan, hem de iflasın kıyısında yaşadığı halde zengin görünen insanlarla dolu.
  • Servet oluşturmanın gelirinizle veya yatırım getirilerinizle çok ilgisi yoktur; buna karşılık tasarruf oranınızla yakından ilgilidir.
  • Sonuçlar, belirsizlikle kaplıdır.
  • Birikimlerinizi artırmanın en güçlü yollarından biri gelirinizi artırmak değildir. Alçakgönüllülüğünüzü artırmaktır.
  • Para finanstan çok psikolojiye dayanır.
  • Yeni bir rutin, daha yavaş bir tempo bulabilir ve hayata farklı bakış açılarından bakabilirsiniz.
  • Ateş faydalıysa, evrensel olarak ateşle neden savaşıyoruz? Ateş acı veriyor ve insanlar acı çekmek istemiyor.
  • Yatırımın, tamamen finansal mercekle bakıldığında genellikle göz ardı edilen sosyal bir yönü vardır.
  • Daha önce hiç olmamış şeyler, her zaman olur.
  • Parayla bağlantılı her şeyin en önemli itici gücü, insanların kendilerine anlattıkları hikayeler ile mal ve hizmetlere yönelik tercihleridir.
  • Geleceğin geçmişe hiç benzemeyebileceğinin farkına varmak, finans alanındaki tahminci camiası tarafından genelde pek dikkate alınmayan özel bir beceri türüdür.
  • Sürprizlerden alınacak doğru ders, dünyanın sürprizler yaptığıdır.
  • Fed iş döngüsünü yönetme de veya en azından uzatmada daha iyi. Bir diğer teoriye göre, son 50 yılda egemen olan hizmet sektörlerine kıyasla, bugün ağır sanayi, üretimde patlamalara ve kasılmalara daha yatkın.
  • Her planın en önemli kısmı, planın plana göre gitmeyeceğini planlamaktır.
  • Mutluluğa ulaşmanın en iyi yolu, hedefi düşük tutmaktır. – Charlie Munger
  • İstediğinizi, istediğiniz zaman, istediğiniz sürece yapabilme yeteneğinin sonsuz yatırım getirisi vardır.
  • Dayanıklılık kilit önem taşır.
  • Her şeyin bir fiyatı vardır, fakat bütün fiyatlar etiketlerde yazılı değildir.
  • Yapan siz olmayınca, her iş kolay görünüyor.
  • Değen ve değerli olan her şey gibi, başarılı yatırım da bir bedel gerektirir. Ama para birimi dolar ve sent değildir. Oynaklık (volatilite), korku, şüphe, belirsizlik ve pişmanlıktır; ve gerçek zamanlı olarak uğraşıncaya kadar bunların hepsini gözden kaçırmak kolaydır.
  • Yatırımda başarının bedeli, ilk anda belli değildir. Hemen görebileceğiniz bir fiyat etiketi yoktur.
  • İnsanlar genellikle ücret ödemeyi sorun etmezken, para cezalarından kaçınılması gerektiğini düşünürler.
  • İşin püf noktası, kendinizi piyasanın ödenen ücrete değdiğine ikna etmektir. Sadece dayanmak veya katlanmak değil, bunun ödemeye değer bir giriş ücreti olduğunun farkına varmak gerekir.
  • Sizden farklı bir oyun oynamakta olan insanlardan finansal ipuçları almaktan sakının.
  • CNBC’de bir yorumcu, “bu hisseyi almalısınız” dediğinde onun sizi tanımadığını, kim olduğunuzu bilmediğini unutmayın. Henüz yirmilerine gelmemiş, biraz eğlenmek için işlem yapan birisi misiniz? Kısıtlı bütçeyle geçinen yaşlı bir dul musunuz?
  • Hayran olduğunuz insanlardan içten içe etkilendiğiniz ve içten içe, insanların size hayran olmasını istediğiniz için öyle yaparsınız.
  • Kendi zaman ufkunuzu iyi bilin ve sizden farklı oyunlar oynamakta olan insanların eylem ve davranışlarından etkilenip ikna olmayın.
  • Kötümserlik, insanlara iyimserlikten daha akıllaca ve daha olası gelir.
  • Ortalama bir büyümeye doğru gittiğimizi söylerseniz, kimsenin özellikle umurunda olmaz. Yeni bir Büyük Buhran’a dyaklaştığımızı söylerseniz, televizyona çıkarsınız.
  • Soru yönelttiğim insan gruplarının her biri, dünyayı olduğundan daha korkutucu buluyor, daha çok şiddet içerdiğini ve daha umutsuz bir yer olduğunu düşünüyor; kısacası dünyayı olduğundan daha dramatik görüyorlar.
  • John Stuart Mill 1840’larda şöyle yazmış, “Başkaları umutsuzluğa düştüğünde umut edenlerin değil, başkaları umut ederken umutsuzluğa kapılan kişilerin, geniş bir insan sınıfı tarafından bilge olarak görüldüğünü, takdir ve hayranlık kazandığını gözlemledim.”
  • Para her yerdedir; bu nedenle de kötü bir olay genelde herkesi etkiler ve herkesin dikkatini çeker.
  • Ekonomide sarsılmaz bir yasa vardır: Aşırı derecede iyi ve aşırı derecede kötü koşullar nadiren uzun süre aynı kalır; çünkü arz ve talep, öngörülmesi zor bazı şekillerde uyum sağlar.
  • İlerleme fark edilemeyecek kadar yavaş, aksilikler ise görmezden gelinemeyecek kadar hızlı gerçekleşir.
  • Büyümeyi bileşiklenme yönlendirir ve bu da hep zaman alır. Yıkım ise, saniyeler içinde etkisini gösterebilecek tek bir zayıf halka ve bir anda gerçekleşebilecek güven kaybı tarafından yönlendirilir.
  • Yatırım yaparken, başarının bedelini -uzun dönemli büyüme sürecinde oynaklık ve kayıpları- belirlemeli ve bunu ödemeye hazır olmalısınız.
  • Bir şeylerin kötü olmasını beklemek, öyle olmadığında hoş bir sürpriz yaşamanın en iyi yoludur.
  • Konut fiyatlarının yükselişini sürdüceğine ilişkin anlatı bozulduğunda; ipotekli konut kredilerinde temerrütler arttı, sonra bankalar para kaybetti, böylece şirketlere verdikleri kredileri azalttılar, bu durum işten çıkarmalara yol açtı, bu da harcamaların azalmasını, sonrasında daha fazla işten çıkarmayı beraberinde getirdi ve böyle devam edip gitti.
  • Akıllıysanız, çözümler bulmak istiyorsanız, buna karşılık tehlike büyükse ve sizin kontröülünüz sınırlıysa, bu bileşim çekici kurguların ortaya çıkmasına yol açıyor.
  • Finansta hata payı bırakmaktan daha büyük bir güç yoktur.
  • Tarihi okuyanlar, kendilerini haklı çıkaran ve kişisel görüşlerini doğrulayan kanıtları arama eğilimindedir. Sadakati savunurlar. Onaylamak veya saldırmak amacıyla okurlar. Herkes meleklerin tarafında olmak istediğinden, buna uymayan gerçeğe direnirler.
  • Risk, her şeyi düşündüğünüzü sandığınızda geriye kalanlardır.
  • İşler yolunda giderken alçakgönüllü, ters gittiğinde ise merhametli ve affedici olmak için elinizden geleni yapın.
  • Daha düşük ego, daha çok servet.
  • Ne kadar kazanırsanız kazanın, bugün paranızla ne kadar eğlenebileceğiniz konusunda kendinize sınır koymadığınız sürece, hiçbir zaman servet oluşturamazsınız.
  • Olanaklarınızın altında bir yaşam tarzı sürdürmenin ikinci bir yararı da “filancalara ayak uydurma” yarışının getirdiği psikolojik iniş-çıkışlardan kaçınmayı sağlaması.
  • Nassim Taleb şunu söylüyor: “Gerçek başarı, kişinin iç huzuru için faaliyetlerini düzenleyerek bazı kedi – fare yarışlarından çıkmasıdır.”
  • Bileşiklenmenin ilk kuralı, asla gereksiz yere ara verip kesintiye uğratmamaktır.
  • “Yıllar geçtikçe, on yıllar boyunca sürekli olarak düşük maliyetli bir endeks fonuna yatırım yaparsak ve o paraya dokunmadan bileşiklenmesini sağlarsak ailemizin tüm finansal hedeflerini gerçekleştirme şansımızın yüksek olacağı görüşüne vardım.”
  • Finansta her şey beklentilerle şekillenir.
  • İnternet insanların karşısına yeni bakış açıları çıkardıkça, insanlar o bakış açılarının var olmasına giderek daha çok öfkeleniyor.

Pal Sokağı Çocukları Kitap İncelemesi

Ben bu kitabı 12 yaşımdayken okumuştum, hüngür hüngür ağladığımı bilirim. Şimdi, 21 yaşımdayken tekrar okuduğumda, ağlamayı bırakın, derin bir sessizliğe büründüm. Nemecsek karakterinin karakteri, grup içindeki önceki ve sonraki konumu, Arsanın çocuklar için bir vatan kimliğine bürünmesi, bu kadar güzel olay olurken kitabın sonunda burada bahsetmek istemediğim o üzücü olayların yaşanması, hepsi insanı oldukça yaralayan betimlemeler. Yaşınız kaç olursa olsun, çocuk ruhuna, psikolojisine ve olağanüstü durumlara dair yazılan, çocuklardaki durumların yetişkinlerle nasıl bağdaştırabileceğimize dair harika örnekler sunan, muazzam bir kitap. Mutlaka okumalısınız.

Olağanüstü Bir Gece Kitap İncelemesi

Kitap, burjuvazi bir insanın tek gün de yapmış olduğu suçlar silsilesi ile insanlığa, hayata dönüşünü anlatıyor. İlham alınacak çok nokta var. Çünkü aslında hepimiz biraz bu başrolüz. Hayatın koşturması içinde duygularımızı, almayı, vermeyi unutuyoruz. “Olağanüstü bir gece” bizim bu durumun farkına varmamızı sağlıyor.

Kültür ve Dil Kitap İncelemesi

“Kültür” kelimesi edebiyat kelimesine nazaran daha geniş bir mana taşır.  Edebiyat dışında ki bütün güzel sanatlar, resim, musiki, dans, heykel, mimari, ilh. Kültür sahasına girdiği gibi,  güzel sanatların dışında insanoğlunun elinden çıkma eşya, yiyecek, içecek, elbise, silah, alet vesaire de kültür sahasına girerler. Böyle olmakla beraber, ben şahsen edebiyatı hemen hemen kültüre denk buluyorum.  Denklik ayniyet demek değildir. Aynadaki hayal, kendisine akseden eşyaya benzer.  Edebiyat, bu manada kültürün aynadaki aksine benzetilebilir. Bu demektir ki,  kültür sahasında ne varsa, onların akislerini edebiyatta bulmak mümkündür. (Sayfa 11)

Medeniyet veya kültür değişmesi, toplumların hayatında çok çeşitli meseleler doğuruyor.  Önce yüksek tabaka, idare eden sınıf, yabancı tesir altında kalıyor. Halk kitlesi genellikle eski yaşayış tarzını, örf ve adetlerini devam ettiriyor.  Bunun neticesi olarak aydın tabaka halktan kopuyor. Halk, yabancı tesir altında kalan aydını, dinine, memleketine ihanet etmiş sayıyor. Aydın tabaka halkı, onun dinini, örf ve adetlerini beğenmiyor. Ona zorla, kendisinin değer verdiği kültür ve medeniyeti kabul ettirmeye kalkıyor. Bunun neticesinde, aydınlarla halk arasında gerginlikler, anlaşmazlıklar, çatışmalar oluyor. (Sayfa 29)

“Millî şuur” adı üstünde “şuur” demektir. Şuur ise bilmek, farkına varmak manasına gelir. Milletinin tarihini bilmeyen, kelimenin gerçek manası ile “milli şuur”a da sahip olamaz. Milletlerin tarihi tecrübeler uzviyette olduğu gibi irsiyet veya tohum vasıtasıyla nesilden nesle geçemez. Tarih hakkında bilgi, kültür yani öğrenme yoluyla elde edilir. Bir millet, çocuklarına tarihi öğretmezse, onlar kendiliklerinden bu bilgiyi edinemezler. Hatta buna ihtiyaç bile duymayabilirler. Milletlerin tarihini bilmeyen nesiller, içlerinde milletlerine karşı canlı bir ilgi ve sorumluluk duygusu da hissetmezler. Böylelerin yabancı tesirlere kapılması ve yabancılara köle olması çok kolaydır. (Sayfa 54)

Bugün büyük bir kısmı yıkılmış olan eski Türk medeniyetini gözümüzün önünde canlandırabilmemiz için, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi estetik zevke, hayal ve tasvir gücüne sahip sanatkârlara ihtiyaç vardır. Beş Şehir eski Türk işçiliğini belirten daha pek çok ince görüşle doludur. Abdülhak Şinasi Hisar’ın yazılarında da bu nevi tasvirlere rastlarız. Evliya Çelebi, bize eski Türk şehirlerini her cephesi ile anlatan büyük bir yazardır. Onun eserinin eksiksiz olarak bugünkü dile çevrilmesi ve Türkiye’ye gelen Avrupalı ressamların yaptıkları gravürlerle süslenmesi lazımdır. (Sayfa 68)

Konuşma ve yazının tecrübe çağına kadar düşünce faaliyetinin esası olması çok dikkate değer sonuçlar verdi. Eski Yunan kültürünün diyalektik vasıtasıyla doğduğu malumdur. Yunanlılar bu usulle hayret edilecek hakikatler bulmuşlardır. Bunun sebebini, yalnız usulde değil, bizzat dilin mahiyetinde de aramalıdır. Çünkü dil kendi içinde bazı hakikatleri ihtiva etmeseydi, hiçbir usul ondan bir zerre hakikat çıkaramazdı. İnsanın iç ve dış bütün hayat tecrübelerine refakat eden dil, adeta fizyolojik olarak, kelime ve cümlelerin içinde bu tecrübeleri teklif etmiştir. Bundan ötürü, yalnız dile dayanarak düşünen bir adam, dilde yüzyıllardan beri birikmiş olan bu tecrübeleri meydana çıkarmak, mukayese etmek ve birleştirmek suretiyle bazı hakikatlere erişebilir. Sokrat ve Eflatun bu suretle birçok derin mefhumlar elde etmeye muvaffak olmuşlardır. Bu usul bugün de günlük konuşmalarda, hatta birçok bilgi alanlarında tatbik olunur.  Açık ve sistemli tecrübeye istinat etmeyen her düşünce faaliyeti, dilin içinde birikmiş olan müşterek ve dağınık beşeri tecrübeye dayanır. Bu usulün hakikati bulmak konusunda, pek de sağlam olmadığını tecrübî ilimler göstermiştir. (Sayfa 140)

Kültür dili tabirini, günlük konuşma ve ilim dili dışında geniş manada yazılı ve sözlü edebiyat dili karşılığı olarak kullanıyorum. Günlük konuşma dilinin başlıca özelliği, günlük ihtiyaçlara cevap vermesidir. İçine bazı unsurlar karışsa bile o ilmi ve edebi bir maksat gütmez. Sözlü halk edebiyatı,  şekli ve muhtevası bakımından günlük dilden farklıdır. Bundan dolayı o kültür diline girer.

Okuma yazma bilmeyen nice halk hikâyecisi ve şairler vardır ki,  günlük dili estetik bir maksatla kullanırlar ve böylece toprağı altın yaparlar. Halk kültürü ile beslenmiş bir köylünün dilinde onlar pırıl pırıl parlar. (Sayfa 166)

Bu millet, Tanzimat’tan sonra “hürriyet” kelimesine mukaddes bir mana vermiştir. Onu halkın kafasına yerleştirmek için yüzlerce şiir, makale, hikâye, hatta piyes yazılmıştır. Bu kelime telaffuz edilince herkesin kafasında ona bağlı fikirler, eserler, kahramanların hayali uyanmıştır.

Fakat Türkiye’de demokrasi başlarken biri çıkmış, bu zengin çağrışımlı kelimenin yerine uydurma “özgürlük” kelimesini icat etmiştir. Nasılsa, okul kitaplarında “hürriyet” kelimesi “özgürlük” ile değiştirilmiş, böylece yüzyıllık bir geleneği olan bir kavramın muhtevası boşaltılmış; çıplak, zıpçıktı, kendisinden başka sadece densizlerin hatırlatan bir teneke-kelime madalya diye yakalara asılmıştır. (Sayfa 202)

Ziya Gökalp, dili kültürün temel öğesi sayar. O, bu görüşünde haklıdır. Çünkü dil, duygu ve düşüncenin adeta kabıdır. Bir ulusun bütün duygu ve düşünce hazinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile yerden yere, kuşaktan kuşağa aktarılır. Yazı, dilin sesini kaydeden bir araç olarak dilin bir parçasıdır. Fakat kültür, söz ile de bir ulus arasına yayılır.

Dil kültürün temeli olduğuna göre, bir ulusun dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey kültür kavramına girer. Sabahtan akşama kadar evde, sokakta, çarşıda, iş yerinde konuşan halk, farkında olmadan dil tarlasını eker, biçer. Dilin duygu ve düşünce ile dolmasının nedeni, günlük yaşama çok yakın olmasıdır.

Aslında dili yaratan yaşam, daha doğrusu toplumsal yaşamdır. Anne çocuğuna bir oyuncak verir: “Bak sana otomobil getirdim.” der. Böylece çocuk, oyuncak otomobil ile beraber “otomobil” sözcüğünü öğrenir.

Dil deyince, konuşulan yazılan bütün sözcük ve cümleleri anlamak gerekir. Halk günlük yaşamında sözcükleri köklerine göre ayırmaz. Onu ilgilendiren, sözcüklerin anlamı, işe yaramasıdır. Bir bakkal dükkânında on dakika oturup halkı dinleyerek hangi sözcükleri kullandığını saptayabilirsiniz.

İlle öztürkçe yazılmamış, “normal”, “tabii” yazılı bir üründe, bir gazete veya kitapta da bu işi yapabilirsiniz. “Normal” ve “tabii” konuşan halk gibi, “normal” ve “tabii” yazan bir yazar da sözcüklerin kökenine değil, anlamına, ayırtısına ve işe yararlılığına önem verir.

Her ulus dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurur. Bu esnada o, akan bir nehir gibi, içinden geçtiği her topraktan bazı öğeler alır. Her uygar ulusun konuşma ve yazı dili, karşılaştığı uygarlıklardan alınan sözcük ve deyimlerle doludur. Bu bakımdan her ulusun dili, o ulusun çağlar boyunca yaşadığı tarihin sanki bir özetidir. Dile bu gözle bakılırsa anlam kazanır.

Batılı dil bilginleri, filologlar yazılı veya sözlü kültür eserlerini incelerken, bir arkeolog gibi hareket ederler. Bir çeşit “dil arkeolojisi” yaparlar. İlkin inceledikleri metnin tarihini saptamaya çalışırlar. Çünkü her metin dil tarihinin bir kesitini verir. O kesitte, yerli, yabancı ayırmaksızın yazılışı, söylenişi, anlamı dikkatle saptanır. Çünkü en küçük bir işaret, bir ses değişmesi, o sözcük hatta bütün metnin anlamını değiştirebilir. Eğer Sümerce bir metinde Tanrı ve at sözcükleri Türkçe Tanrı ve at anlamlarına geliyorsa, bu, bütün insanlık tarihine yeni bir gözle bakmayı gerektirir. Bundan dolayı dil bilginleri, filologlar eski metinleri incelerken kılı kırk yararlar. Sözcüklerin kökenleri onları dil ve kültür tarihi bakımından ilgilendirir. Göktürk harfleriyle yazılmış bir mezar taşında görülen Çince, Hintçe bir sözcük, dil ve kültür tarihi bakımından önemli bir anlam taşır. Türklere ait eski metinlerde sade Türkçe sözcüklere önem vererek, yabancıları bir kenara atmak hem kültür kavramına, hem de ilmî düşünceye aykırıdır. Dili bir ulusun uygarlık tarihinin aynası olarak inceleyenler, onda pek çok şey görürler.

Dil ile tarih ve kültür arasındaki ilgiyi bilen bir kimse dili tek başına almaz. Çünkü dilde her sözcüğün yazılış, ses, biçim ve anlamını tayin eden, tarih ve kültürdür. Yunus Emre’nin şiirlerinin dilini, yazıldığı dönem ve çevreden ayrı ele alamazsınız. Çünkü o ağacın kökleri gelenek ile beraber, yetiştiği topraklara sımsıkı bağlıdır. Bu da gösterir ki filolog sadece dilci değil, geniş kültürlü, kafası dil gibi yaşamın bütün olanaklarına açık bir insan olmalıdır.