Barda Filmi ve Toplumsal Soyutlaşma

Barda filmini izlemeden önce yorumlarda ve arkadaş çevremde ne kadar psikopat bir film olduğunu duymuştum ama açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Kendi türünde benzeri sayabileceğim Bir Rüya için Ağıt, Bir Sırp Filmi gibi filmlerin yanında pek tabii Barda daha masum kalıyor. Ama yine de Türk sinemasında böyle bir yapıt görmek ilginç. Oyunculuklar mükemmel ve resmen barda bir gizli kamera varmış da izliyormuşuz gibi bir film izliyoruz.

Toplumsal soyutlaşma konusuna filmin yorumlarında rastladım ve katıldım. İnsanın doğası gereği şiddete eğilimli olduğunu, fakat ahlak, din, kültür gibi yargılarla bu fabrika ayarının değiştirildiği savunuluyor. Ben de böyle düşünüyorum aslında. Doğanın, evrimin ve fizyoloji biliminin üstünlüğüne inanıyorum. Barda filmindeki psikopat tipler aslında etrafımızda dolaşan, sokaklardan türeyen ve bu değerlerin hiçbirine sahip olmayanları temsil ediyor. Tartışma konusu olan ise, onları yok etmek mi, yoksa topluma kazandırmak mı oluyor.

Ayrıca bu olayın gerçek bir olaya dayandığını da belirtmek isterim. Aşağıda, bu gerçek olay olan Gaziosmanpaşa Olayı hakkında kaynaklara ve filme ulaşlabilirsiniz.

https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/17-saat-dayak-elektrik-tecavuz-bize-bunu-yapanlar-rahsan-affiyla-cikti-5850513

Spider-Man Üçlemesi

Tabii ki spider-man üçlemesi ‘ni çocukken, ergenken, yani 23 yıllık hayatımda birçok defa izledim. Ama şimdi ilk defa baştan sona aralıksız olarak, anlayarak ve atlamadan izlemek istedim.

Bu üçlemenin en sevdiğim yanı, içerisinde birden çok hikaye barındırıyor.

Şöyle ki, Ben Amca’nın ölümü 3 seri boyunca Peter Parker’ı etkiliyor. Birinci filmde ölümü, ikinci filmde Peter’ın suçluyu bırakmasındaki pişmanlığı, üçüncü filmde ise gerçeklerin ortaya çıkması, Venom Spiderman’in kötü bir şey yapması ama May Hala’nın Spiderman’i iyi bellemesi gibi.

Onun dışında, Norman Osborn’un ölümü de 3 film boyunca geliyor. İlk filmde ölümü, ikinci filmde Harry’nin spiderman’in peşine düşmesi ve Peter’ın Spiderman olduğunu anlaması, üçüncü filmde ise intikam hissi ve affedicilik.

Peter Parker’ın sendromları, ikinci filmde gördüğümüz o arada kalmışlık hissi, odaklanma problemi çok iyi yansıtılıyor. Üçüncü filmde ise Peter’ın kendisi olması gerektiğini farkediyoruz.

Tüm bu ve daha detaylı incelikler, filmlere aşırı iyi şekilde yedirilmiş. Sam Raimi’nin efsane geçişlerini ve yönetmenliğini de unutmamak gerek.

The Boys Dizi İncelemesi

Arkadaşımın tavsiyesiyle The Boys birinci sezona uzun zaman önce başlamıştım ama okuldan işten güçten pek bakamamıştım. Bu yaz tekrardan başladım ve üç sezonu tek seferde bitirdim. The Boys’un en sevdiğim iki yönü var.

Birincisi, The Boys sadece bir süperkahraman dizisi değil, aynı zamanda bir eleştiri dizisi. Dizinin laf etmediği yapım, şirket, devlet, ülke kalmamış resmen. Her şeyi alaya almışlar ve süperkahraman dünyasını olabildiğince realist bir yaşam çerçevesinde ele almışlar. Bunu aşağıdaki dizide geçen bir sözden anlayabiliyoruz:

“İşin aslı amerikan olmak demek kahraman olduğunu bilmek demekktir. peki ne yaparız? tüm pisliklerimizi sümen altı ederiz. Sonra asker çocuk gibi efsaneler uydururuz. pazarlayan kişi de gırla zengin olur.”

Dizinin ikinci sevdiğim özelliği ise her karakterin dibine inmesi. Dizideki neredeyse her karakterin arkaplanını, duygularını biliyoruz ve empati kurabiliyoruz.

Mutlaka izleyin.

Susuz Yaz Filmi

Türk sinema tarihinin uluslararası çapta ödül alan ilk filmi. Ayrıca, film çıktığında ülkemizde sansürlenmiş, bu yüzden ilk olarak Berlin’de yayınlanmıştır. Filmin benim için en önemli olduğu iki hususu, biri Yeşilçam’ın dönüm noktalarından biri olması, diğeri ise filmin çocukluğumun geçtiği, 8 yaşıma kadar yaşadığım yer olan Urla’nın Bademler Köyü’nde çekilmiş olmasıdır.

Onun dışında, filmin toplumsal gerçekçiliği yansıtması, kırsal cinselliği, özel mülkiyeti, erotizmi, Habil ile Kabil misali iki kardeş çatışmasını ve o yılların köy yaşamını çok iyi yansıtması, benim bu filmden çok etkilenmeme sebep olmuştur.

Ayrıca filmin ünlü yönetmen Martin Scorsese tarafından da koruma altına alındığını söylemek isterim.

Don’t Look Up

Bir sürü film izliyorum ama birkaç aydır bu izlediğim filmlere blog yazmıyorum. Ama bu Don’t Look Up filmine yazmak istedim. Aşırı derecede bizi anlatan bir film. Bu konuda da Türkiye’nin yalnız olmadığını bilmek beni rahatlattı açıkçası.

Spoiler

Filmde Bash CEO’su bildiğiniz Steve Jobs, Jeff Bezos, Sergen Brin, Mark Zucberberg ve Elon Musk kombini. Jobs gibi telefon üretip Bezos gibi roket yapıp Brin gibi veri toplayıp Zuckerberg gibi veri işleyip Musk gibi koloni hayali kuruyor. Ülkeyi mahvediyor. Dünyaya kuyrukluyıldız çarpacak, insanlar hâla sosyal medya peşinde, magazin peşinde. Şimdiki halimizde öyle diye düşünüyorum. Dünya freni boşalmış araba gibi felakete sürüklünüyor, biz hâla altı dolu olmayan işlerle uğraşıyoruz. Bu da bizim psikolojimizi bozuyor. Ne olacak bilmiyorum açıkçası