Web Sitesi Yapımı | HTML / CSS Nedir ?

Web Sitesi Nedir ?

Web siteleri, temel olarak insanların bilgilerini başkalarına aktarmasını sağlamayı amaçlar. Günümüzde sosyal medyalar yüzünden çok fazla web sitesi açılmasına ihtiyaç duyulmasa da, işinde profesyonel olmak isteyenlerin çoğunlukta olduğu bir kesim, site açmayı uygun görür. Bu web siteleri, hazır programlara ya da insanlara para vererek yaptırılabileneceği gibi kişinin kendisinin öğrenerek yapması da mümkündür. Bende bu “web sitesi yapımı” serimde, size temel olarak web sitesi yapımını aktaracağım. Sorularınızı yazmaktan çekinmeyin.

HTML

HTML, bir web sitesinin temel taşıdır. Bir insanda iskelet neyse, bir web sitesinde HTML o’dur. Web sitesinin tasarımını temel olarak sağlar. Temel olarak derken demek istediğim, yazılar, başlıklar, tablolar, formlar gibi bileşenleri ve çok daha fazlasını kapsar.

CSS

CSS ise yine insan benzetmesinden gidecek olursak, göz kulak saç gibi insana “güzellik” veren kısımlardır. Güzellik diyorum, siteyi tasarımsal olarak düzgünleştirir. HTML’in içine eklenebilir, ya da dışına eklenip HTML kodları aracılığıyla içe aktarılabilir.

Dediğim gibi, bu seride uzun uzun, kodlarıyla örnekleriyle HTML ve CSS’yi anlatmayacağım. Üniversite sınavım olmasından dolayı şimdilik kısa kesiyorum, fakat sınavdan sonra belki bu konu hakkında Youtube’da video bile çekebilirim 🙂

Web Sitesi Hizmeti Almak İsterseniz Tek Adres

Web tasarım hizmeti almak istiyorsanız ve başvurduğunuz ofisler size çok yüksek rakamlar söylüyorsa moralinizi bozmayın. Öncelikle html internet sitesi yapımı çok fazla yorucu ve ayrıntılı bir iş olduğu için mutlaka belirli bir ücret gerektirir. İyi bir web tasarım yaptırmak istiyorsanız belirli bir miktarı gözden çıkarmanız gerekecektir. Ama bunun sonucunda avantaja sahip olduğunuzu düşünürseniz bu para bir kayıp değil aksine yatırım olacaktır. Fakat yine de uygun bir fiyat karşılığında kaliteli bir web tasarım hizmeti almak istiyorum diyorsanız sizler de daha uygun fiyatlarla kaliteli hizmetler sunan SadeceOn sitesini gönül rahatlığı ile tercih edebilirsiniz.

Başlamak İçin Çok mu Geç ?

İnsanlar doğar, kendilerini geliştirir ve dünyada bir iz bırakarak ölürler. Her insan bir iz bırakır. Bazıları izini şanslı oldukları için erken bırakmaya başlar, bazıları başlamak için geç olmadığını düşünerek geç de olsa bir iz bırakır. Sonuçta hepsi bir şeyler katmıştır bu dünyaya. Bir hayali gerçekleştirmenin zamanı yoktur. Örnekleri de vardır çünkü.

Başlamak için hiç geç değil, yeterki başlayın..

35 yaşında, ömrün geçtiği o 35. yılda, Jan Kaum şimdi herkesin birincil iletişim aracı olan Whatsapp’ı kurmuştur. Aynı yaşta Michael Arrington TechCrunch’a başlamış, Tim Westergren Pandora’ya başlamış ve Jimmy Wales Wikipedia’yı kurmuştur.

41 yaşında, Mark Pincus Zynga’yı kurdu, Robert Noyce bilgisayarlarımızın beynini üreten Intel’i kurdu.

42 yaşında, Robin Chase ZipCar’ı kurdu, Craig Newmark CraigList’i kurdu.

52 yaşında Ray Kroc McDonalds’a başladı.

55 yaşında John Pemberton Coca Cola’yı icat etti. Coca Cola be abi, 55 yaşında adam bulmuş.

Örnekler böyle sayın okurlar, belki bir motivasyon kaynağı olur, bir şeylerin geç olduğunu düşünüyorsanız.

2 Kişilik Refleks Oyunu Güncellendi

2 Kişilik Refleks Oyunu Yenilikleri

İlk oyunum 2 Kişilik Refleks Oyunu güncellendi. Yenilikler ise şöyle:
  • “Bekle” kısmında herhangi bir tıklama durumunda rakip oyuncuya puan kazandırma özelliği eklendi.
  • Hatalar düzeltildi.

Refleks Oyunu Açıklaması

Bu bir refleks oyunu. Raundu başlata basarak başlatabilirsiniz. “Bekle” uyarısı çıktığında rastgele bir süre zarfı bekleyeceksiniz (30 saniyeyi geçmez ). Bu süre zarfı bittiği anda (“şimdi uyarısı çıktığında anlayacaksınız.”) kendi tıklama alanına ilk tıklayan raundu kazanıyor. Oyun 5 raunddan oluşuyor. her raund bittiğinde “başlat”a basarak diğer raunda geçebilirsiniz. 5. raundda kazanan belli olur, yeni oyuna basarak tekrar başlayabilirsiniz.

Refleks’in güncel haline ve diğer oyun ve uygulamalarım Online Çubuk Adam Dövüşleri, Gezegendeki Engeller ve Ortaklar Fen Lisesi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

“Yedi saat uyuyunca kendimi suçlu gibi hissediyorum. ” | Jack London

“Öğrenilecek ve yapılacak o kadar çok şey var ki, yedi saat uyuyunca kendimi suçlu gibi hissediyorum. ” demiş Jack London.

Jack London, ABD’li gazeteci ve roman yazarı. Bildiğiniz birçok roman London`a ait. Başarılı bir kariyere sahip bir yazar yani. Fakat bu kadar başarıya rağmen dediği şey nedir ? Öğrenilecek ve yapılacak çok şey var, yedi saat uyuyunca suçlu hissediyorum. İdeal uyku saati 8 saat olarak geçiyor. Ama Jack abimiz yedi saat uyuyunca suçlu hissediyor. Başarının sırlarından birine değindik gene, anladınız mı ? Önceki makalelerimde fedakarlık yapmanız gerektiğini söylemiştim. Uykudan da fedakarlık etmeniz gerekiyor. Uykusuz kalmamak gerekiyor tabii ama, bazen öyle tembellikler yapıyoruz ki, sanki yaşamayı unutuyoruz. Çaba, uykudan fedakarlık edip daha çok çaba, başarının anahtarlarından biri, unutmayın, beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır. Uykusuz günlerinize değecek kazandığınız başarı.

“En büyük risk, hiç risk almamaktır.” | Zuckerberg

“En büyük risk hiç risk almamaktır. Değişen dünyada başarısız olması kesin olan bir strateji varsa, o da risk almamaktır.”

Zuckerberg bu sözü söylerken risk hakkında ne anlatmak istemiştir ? Aslında bir şey anlatmak istememiştir, direk doğru olan bir şeyden bahsetmiştir. Riske girmek dediğimiz şey, değişen dünyada tahminlere dayalı girdiğimiz eylemdir. Asıl başarılı olan projeler, kullanıcıların ne istediğini bilip girdiğiniz projelerdir.

Kullanıcıların ne istediğini bilmek derken şunu kastediyorum, projenizde başarılı olabilmeniz için kullanıcının ne istediğini bilmemesi gerekiyor. Çok komik değil mi ? Kullanıcı, ne istediğini bilmeyecek ama siz kullanıcının ne istediğini bulacak ve onu yaratacaksınız. İnsanlar her yerde fotoğraf çekildiğinde bunu başkalarıyla paylaşma arzusuna sahipti, fakat bilmiyorlardı. İnstagram bunu ortaya çıkardı. İnsanlar tuşlu telefonlardan kurtulmak istiyorlardı fakat bunu bilmiyorlardı. iPhone bunu ortaya çıkardı. Bu tür birçok örnek verilebilir, anladınız zaten ne demek istediğimi.

Demem o ki, riske girmek bu noktada devreye giriyor. Kullanıcıların ne istediğini bilmek tahmin etmek demektir, riske girmek demektir. Başarı dediğimiz kavramda az önce bahsettiğim gibi elde ediliyorsa, başarı yolunda riske girmek kaçınılmazdır.

“Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. “

“Dünyanın gördüğü her büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi. “

Hiç hayatınızda bir kere büyük başarı olaylarının nasıl doğduğunu sorguladınız mı ? Eğer sorgularsanız, bu başarıların vahiyle sahibine indiğini görmezsiniz. Yaşanmışlıklar, deneyimler, hatalar, insanda birtakım hayaller doğurur. Bu hayalleri gerçekleştirmek istersiniz, ve karşınızda düşmanlar belirmeye başlar. Kimdir bu düşmanlar ? Kurbağa Hikayesi adlı makalemde bahsettiğim o arkanızdan hayalinizi veya fikrinizi kıskanan, bağıran çağıran insanlardır. Ama tabi bizim hedefimiz, sağır kurbağa olmaktır 🙂

En büyük başarı bir hayaldi tabii, fakat bu başarının hayalden kopup somutlaşması için büyük bir çaba harcandı. Eğer hayalinizin gerçek olacağına inanmazsanız, hayaliniz uğruna risk almayıp fedakarlıklar yapmazsanız, o fikir sonsuza kadar beyninizin içinde kalacaktır. Asıl önemli olan iki şey vardır, inanmak ve çaba.

Bir Dünyayı Değiştirme Hikayesi | Steve Jobs

Bir dünyayı değiştirme hikayesi diye başlık attım. Dünyayı değiştirme hikayesi ne demektir ? Steve Jobs, dünyayı hayallerini kovalayarak daha iyi yapmıştır. Dünyayı değiştirmiştir. Hayat hikayesini okurken (Steve Jobs Biyografisi – Walter Isaacson) en çok etkilendiğim kişidir. “Kalbinizi ve içgüdülerinizi dinleyin. Her gününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.” diyerek dünyayı daha yaşanabilir kılmanın en önemli noktasını vurgulamıştır. Çok büyük adamdır cidden.

Bu büyük adam, 1955’te San Francisco’da doğuyor.

Biyolojik anne ve babası, ki babası suriyelidir, evli olmadıkları için evlatlarını evlatlık vermek zorunda kalıyor. Zaten ileride bahsedeceğim sinirli ve hırslı olması bu yüzden kaynaklanıyor. Neyse, bu bebeği Paul ve Clara Jobs adında işçi sınıfından bir çift, bebeğe Steve adını vererek evlat ediniyorlar. Babası çok tasarıma düşkün, mükemmelliyetçi bir adamdı. (Jobs’un Apple’da tasarıma önem vermesinin nedenini şimdi anladınız mı ?)

1972’de Reed Üniversitesi’ne giriyor fakat derse girmek çıkmak gibi sıradan işleri yani akademik hayatın disiplinini sevmediği için birinci dönemin sonunda okulu bırakıyor. Para kazanmak lazım tabii, Atari’de teknisyen olarak çalışmaya başlıyor. Aynı dönemde ise Homebrew Computer Club ile tanışıyor. Yine aynı dönem HP’de hesap makineleri üzerinde çalışan adaşı Steve Wozniak ile düzenli olarak katıldıkları bu toplantılardan birinde devrim niteliğindeki keşiflerini ilk defa paylaşıyorlar. Wozniak’ın, Jobs’un ailesinin garajında yaptığı anakart, bilgisayar klavyesinde basılan harfin monitörde belirmesini sağlıyordu. Ayrıca Jobs – Wozniak ikilisi, mavi kutu dedikleri bir alet yapmış ve bundan iyi para kaldırmışlardı. İşte, Wozniak’ın mühendisliği ve Jobs’un pazarlamacılığıyla bu ikili ileride Apple’ı kuracaktı. Apple’ın ismi de Jobs’un bir arkadaşının (arkadaşının detayları biyografisinde yazıyor, Isaacson’un Jobs biyografisini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.) elma bahçesinde gezerken aklına birden gelmesiyle doğuyor.

1 Nisan 1976’da Steve Jobs ve Steve Wozniak önderliğinde Apple kuruluyor.

O sırada aralarında olan üçüncü kurucu ortak Ron Wayne, iki haftadan kısa bir süre sonra ayrılıyor. Wozniak’ın yarattığı Apple I, o yaz 666,66 dolardan satışa sunuluyor. Jobs’un görevi ise üretim için kaynak ve ürünün pazarlanmasını yürütmek oluyor. Dedim ya, mühendis – pazarlamacı ikilisi kuruyor Apple’ı.

Apple 1977’de kurucuları ve risk sermayedarları tarafından şirketleştiriliyor.

Renkli grafikler oluşturabilen dünyanın ilk kullanıcı dostu kişisel bilgisayarı Apple II piyasa sürülüyor. Apple II her kitleye hitap ediyordu. Şirketin gelirleri 1 milyon dolara ulaştı. Büyük oranda Wozniak’ın eseri ve Jobs’ın tasarım – pazarlama iyileştirmesi ile bu model 1993 yılına kadar üretiliyor.

1980’de Apple, topladığı 110 milyon dolar ile o güne kadar ki en yüksek halka arzlarından birini gerçekleştiriyor ve 1982 yılında şirketin geliri 1 milyar dolara kadar yükseliyor. Bunun üzerine 1983 yılında Pepsi’nin pazarlama gurusu John Sculley, Apple’ın CEO’su olarak atanıyor. Jobs, Sculley’i davet ederken “Hayatını asitli su satarak mı geçirmek istiyorsun, dünyayı değiştirmeye adayarak mı ?” demiştir. Jobs’un buradan ne kadar büyük bir kişi olduğunu görüyoruz. Aynı yıl piyasaya sürülen Lisa modeli (Lisa ismi Jobs’un 23 yaşındayken kız arkadaşı Brennan’dan olan Lisa adında bir kızından geliyor. Dava açıp Lisa’nın babası olamayacağı söylense de, Jobs kızını kabul etti ama Brennan ile evlenmedi.) çok yenilikçi olmasına rağmen maliyeti nedeniyle geri çekildi. Bir yıl sonra, ilk grafik kullanıcı arayüzlü (Bknz. İlk GUI Kullanan Bilgisayar) ve “büyük düşün – think different” yaklaşımıyla Macintosh lanse edildi. Macintosh için “1984” isimli efsane bir reklam filmi çekilmiştir, hayatımda izlediğim en efsane reklamdır. Buradan izleyebilirsiniz.

Jobs, şirket hayatında çok sinirli, hırslı, patavatsız ve gamsız olduğu için şirketten 1985 yılında çıkartılıyor. Daha önce yazdığım bir sürü makale var, bilirsiniz, ümidini kaybetme ve pes etmeme konulu. Onun gibi, Jobs’ta umudunu kaybetmiyor ve 1986’da NeXT bilgisayar şirketini kuruyor. NeXT ile belli bir miktar gelir sağladıktan sonra Pixar’ı satın alıyor ve Oyuncak Hikayesi gibi devrim yaratan animasyonlar çıkartıyor. NeXT bilgisayarlarda da, dünyanın ilk internet tarayıcısı kullanılmış ve işletim sistemi bugünkü Mac ve iPhone’larda kullanılmıştır.

1993’ün ilk çeyreğinde Apple 188 milyon dolar zarar açıkladı.

Spinler, CEO görevini Sculley’den devraldı. Windows 95’in çıkması, parça sıkıntıları çekmeleri, şirketin müşterilerin ne istediğini tahmin edememesi şirketi batmaya yöneltiyordu. Bunun üzerine Jobs’un şirketi NeXT’i 430 milyon dolara satın aldılar ve NeXT yazılımlarını kullandılar. Jobs ise Apple’a geri döndü ve Pixar yöneticiliğine de aynen devam etti. CEO ise Gil Amelio oldu.

1997’de Amelio ayrılında Jobs geçici CEO olarak Apple’In yönetimini ele aldığında şirketin bilgisayar pazarındaki payı her geçen gün düşüyordu. Jobs’un dönüşünün ertesi senesi, 1998’de lanse edilen renkli iMac masaüstü bilgisayarlar piyasada devrim yaratmakla kalmadı, Apple’ın kaybettiği gücü geri kazandırmaya başladı.

2001’de iPod, Apple’ı Apple yapan oldu sanırım. Eski gücüne tekrar kavuşturdu, herkesin cebinde iPod oldu. Walkman’ı öldürdü, “iPod’unda ne dinliyorsun ?” gibi soruları dünyada yaydı, yedisinden yetmişine, siyasilerde, herkeste iPod bulunur oldu.

2003’te iTunes Music Store ile Apple müzik dünyasına giriş yaptı.

Böylelikle dijital müziğe ulaşmamız kolaylaştı ve ilk hafta 1 milyon şarkı satın alındı.

2007’de iPhone hayatımıza girdi.

Cep telefonlarına bakış açımız değişti, diğer akıllı telefon üreticilerine önderlik etti.

2008’de lanse edilen MacBook Air hafifliği ve hızıyla herkesin hayranlığını kazandı.

Sunum sırasında bilgisayarın inceliğini anlatmak için zarftan çıkarmış olması ise Jobs’u sunum eğitimlerinin vazgeçilmez kahramanı yaptı.

2010’da tanıştığımız iPad ise şıklığı ve kullanışlılığı ile tablet bilgisayarların makus talihini değiştirdi.

1990’lı yılların ortasında iflasın eşiğinden dönen Apple’ı Ağustos 2011’de “dünyanın en değerli şirketi” ünvanına kavuşturan Steve Jobs, son yedi yıldır pankreas kanseriyle mücadele ediyordu. Ekim 2004’te ameliyat olduğunu ve iyileşeceğini söyleyen Jobs’un aşırı kilo kaybettiğini farketmemek mümkün değildi. 2008’de yaptığı açıklamada “şirketten ayrılmayı düşünmediğini” söyleyen efsanevi CEO, 2009 yılı başında bir süre izin almak durumunda kaldı ve karaciğer nakli ameliyatı oldu. Haziran’da görevinin başına dönmesine rağmen Eylül’de katıldığı Apple organizasyonunda halsizliği gözlerden kaçmadı. 2011 başında tekrar izne çıkan Jobs şirket çalışanlarına gönderdiği mesajda günlük işleri bırakacağını ancak hala CEO olduğunu ve önemli kararları kendisinin vereceğini açıkladı. 24 Ağustos’ta istifa eden Jobs, iPhone 4S lansmanından bir gün sonra aramızdan ayrıldı.

Başarılarla dolu bir hayatın ardından söylenecek çok söz yok aslında. Teknolojiye bakış açımızı değiştirdiği ve ürünleriyle hayatımızı kolaylaştırdığı için teşekkür ediyoruz Steve Jobs’a. En büyük kahramanlarımdan biri oldu benim. Sözleriyle, yaptıklarıyla. Isaacson’un Steve Jobs kitabını okumayı sakın unutmayın. 2005’de Stanford Üniversitesi’nde yaptığı o efsanevi konuşmaya da buradan ulaşabilirsiniz, kesinlikle izleyin. Çok şey katıyor insana.

Oyuncuların Gözdesi Mekanik Klavye Nedir ?

90’lı yıllarda veya 2000’lerin başında bilgisayar kullanmaya başladıysanız aslında bu mekanik klavyeleri de muhakkak denemişsinizdir. Hani şu “klik klik” sesler çıkaran, daktilo sesli, aha sert yapıda ve günümüz klavyelerine göre daha uzun tuşlara sahip klavyelerden bahsediyoruz. Filmlerde ve dizilerde ofis ortamı havası katmak için arka plana eklenen klavye sesi var ya işte o ses mekanik klavyeye aittir. Neden mekanik klavye dendiğini birazdan söyleyeceğiz. Mekanik klavyeler, son dönemlerde artık zor bulunuyor olsa da aslında çok kemik bir kullanıcı kitlesinin asla vazgeçemeyeceği bir klavye türü. Çünkü son derece basit şekilde çalışıyor ve doğal bir his veriyor.

Aslında uzun süredir unutulmuşlardı ve maliyet fazlalıkları nedeniyle de firmalar “rubber dome” denilen, alt kısmı lastikten üretilen klavyelere kaymıştı. Bugün mekanik klavyeler her ne kadar bazı firmalar tarafından üretilse ve fiyatları daha yüksek meblağlarda olsa da, birçok avantajları bulunuyor. Özellikle oyuncular için. Mekanik klavyenin çok temel bazı farkları bulunuyor bu farkları aşağıda olumlu ve olumsuz olarak sizler için sıraladık.

Mekanik klavyenin ilk farkı daha doğal bir hissiyat yaratması. Çünkü direkt olarak bastığınız tuşla beraber parmağınız da klavyenin içine gömülüyor. Yapıları itibariyle daha ağır oluyorlar. Bu ağırlık, çok fazla parça kullanılması ve hareketin daha çok olması sebebiyle üreticiler mekanik klavyeleri daha kaliteli malzemelerden üretiyorlar. Olumsuz farkı ise üretim maliyetinin daha fazla olması.

Oyuncular Neden Mekanik Klavye Kullanıyor?

 

Mekanik klavyeler artık ağırlıklı olarak oyuncular tarafından kullanılıyor. Çünkü tepkime süresi oldukça kıza. Özel iyileştirmeler ile oyunculara özel klavyelerde bu süre daha da kısalıyor.

Çıtayı devamlı yükselten mekanik klavyelerin tuşları, fonksiyonları, yazma metodları, tuş yapısı, PCB tahtası ve LED ışıklandırması derken git gide kullanıcılar arasında tercih edilir hâle geliyor. Hatta oyuncular bile “lastik kubbe” (rubber dome) klavyeleri bırakarak bunlara geçiyor diyebiliriz. Genel hatları ile toparlayacak olursak mekanik klavyenin artıları ve eksileri nedir ? Hemen toparlayayım.
Artılarından bahsedecek olursak, uzun ömürlüdürler, yıllar boyunca kullanabilirsiniz. Oyuncular için en önemli özelliği olarak kısa sürede cevap verirler, tepkime süreleri azdır. Hoşluk olarak da daha dolu, tok bir basış hissi verir.

Olumsuz tarafları ise fazla ses çıkarırlar. Gerçi bu benim için olumlu tarafa giriyor ama genel olarak konuşursak fazla ses iyi değil gibi gözüküyor. Hele ki gececi oyuncu tayfası için 🙂 Ama tabi herkesçe kabul edilen bir olumsuz tarafları vardır ki pahalıdırlar. Bu kadar güzelliğe fiyat biçmek zorundasınız.

Steam’in Doğuşu

Steam, Valve Corp. tarafından tasarlanan, bir dijital dağıtım, dijital hak yönetimi, çok oyunculu ve iletişim platformudur. Oyunların geniş çapta dağıtımı ve onlarla ilgili çoklu ortamların tamamen internet üzerinden yayılımı için kullanılmaktadır. Pek çok oyun, eklenti paketi ve oyunlar ile ilgili programların satışı bu platform üzerinden yapılmakta ve bu sayede bilgisayara direkt çevrimiçi olarak indirilebilmektedir. Ayrıca, kullanım açısından performans sağlayan sistem tablasındaki (system tray) ve görev çubuğundaki pozisyonu ile benzerlerinden ayrılır.

İlk yayınlanma tarihi 12 Eylül 2003 tarihidir. Platform C++ ile genel olarak yazılmış olup, ek olarak işletim sistemleri için OS X’e Objective-C kullanılmıştır. Mobilde Android için Java kullanılmıştır.

Steam Faydaları

Faydalar oyuncular için sayılamayacak kadar fazladır. Özellikle fiyatlandırmalar, incelemeler, oyun geliştiricilere sundukları Greenlight olayı, binlerce oyun, DLC ve yazılıma ev sahipliği yapması bunların sadece birkaçı. Ayrıca kendi sunucusu bulunması, GTA Online ve CS GO gibi oyunlarda başka insanlarla rahat ve güvenli bir şekilde eğlenebilmenizi sağlıyor. Tabii Steam’in en önemli yararı, oyuncuları CD’lerden kurtarmış olmasıdır.

Mayıs 2016’dan itibaren 10 binden fazla oyun ve 125 milyon aktif kullanıcısı vardır.

“Hayatta en pahalı şey tecrübedir. Çünkü kazanmak için kaybetmek gerekir.”

Kazanmak için kaybetmek gerekir.

Bazen hayatımızda çok kötü olaylarla karşılaşırız. Ailemizin güvenini kaybedeceğimiz, ortamlarda olumsuz şekilde konuşulduğumuz olaylar. Bu olaylar, kötü olay değildir aslında. Tabi yaşattıkları olarak kötüdür fakat, girişim ruhuna sahip, başarı kazanmak uğruna hırslı, optimist insanlar bu olayları fırsata çevirirler. Nasıl fırsata çevirirler ?

Bu kötü olayların yaşanmasının sebebi, tabii bireyin yaptığı bir hatanın sonucudur. Yani bu demek oluyor ki bu hatadan önce de bir sürü hata yapılmış çünkü ders verecek bir olay yaşanmamıştır. İşte. Olay burda. Ders verecek bir olay. Öyle bir olaya düşüyorsunuz ki, her şeyimi kaybettim, hayatım karardı diye düşünüyorsunuz. Uyku uyuyamıyor, yemek yiyemiyorsunuz. Ama sonra diyorsunuz ki, nereye kadar ? Önemli olan, bu olaydan sonra benim ailemden kaybettiğim güveni geri kazanmamdır. Önemli olan, ortamlarda olumsuz şekilde konuşulurken parmakla gösterilip övülen kişi olmam gerektiğidir. (hoş, başarı takdir edilirsen değil taklit edilirsen olur ama yine de övülmek iyidir 🙂 )

Bu düşüncelere kapılıp çalışmaya başladığın an, büyük başarılar yakaladığın an, geçmişe dönüp diyorsun ki, “Beni o kadar hatadan kurtaran bu olay oldu.” “Bu olay büyük yerlere gelmemi sağladı.”

İşte o zaman anlıyorsunuz ki sevgili okurlar, kazanmak için kaybetmek gerekiyor. O kaybı fırsata, kazanca, başarıya çevirdiğin an asıl başarının bu olduğunu anlıyorsunuz. O yüzden büyük umutsuzlukları koca bir umuda çevirmeyi bilin. Yaşadığınız olumsuzlukları, ders aldığınız bir olumsuzluğa çevirmeyi bilin. İşte o zaman, büyük başarının ilk kapısını açmış oluyorsunuz.